Karne Sadece Bir Kâğıt Değildir: Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur

Karne Sadece Bir Kâğıt Değildir: Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur...

Bugün Türkiye’de binlerce okul öğrencisi karnelerini  aldılar.

19 Ocak 2026 Pazartesi günü başlayacak yarıyıl tatili, 30 Ocak 2026 Cuma günü sona erecek. İkinci dönem ise 2 Şubat’ta başlayacak, 26 Haziran 2026’da tamamlanacak.

Bu süreç, yalnızca akademik bir takvim değil; çocukların ruh dünyası açısından da kritik bir eşiktir.

Karne; bir çocuğun değerini, kişiliğini ya da geleceğini belirleyen bir belge değildir.

 Karne, yalnızca bir dönemin fotoğrafıdır. Asıl belirleyici olan ise, o kâğıt eve geldiğinde çocuğa nasıl yaklaştığımızdır.

Karneye Değil, Çocuğa Bakın!

İyi notlar mutlaka fark edilmeli; yalnızca düşük notlara odaklanılmamalıdır.

Her çocuk tek ve biriciktir.

Hiçbir çocuk; kardeşiyle, kuzeniyle, arkadaşıyla ya da “bizim zamanımızda” kıyaslanmamalıdır.

Kıyas, çocuğun gelişimini hızlandırmaz; benlik saygısını yaralar.

Şiddet; ister sözle ister bakışla ister sessizlikle olsun, çocuğun ruhunda derin izler bırakır.

Aşağılayan, küçümseyen, etiketleyen ifadeler kısa vadede itaat sağlayabilir; ancak uzun vadede özgüveni zedeler, motivasyonu düşürür.

Unutulmamalıdır ki;

Çocuğu suçlamak, çocuğu büyütmez.

Çocuğu anlamak, çocuğu güçlendirir.

Sevgi Şarta Bağlanmamalıdır.

Karne iyi de olsa kötü de olsa çocuk, eve geldiğinde sevildiğini, değerli olduğunu, kabul edildiğini hissetmelidir.

 Koşulsuz sevgiyle büyüyen çocukların benlik saygısı ve özgüveni güçlenir.

Önce çocuğun iyi yaptığı şeyler görülmeli ve takdir edilmelidir.

Ardından düşük notlar; suçlama diliyle değil, çözüm diliyle ele alınmalıdır.

“Bu derste önümüzdeki dönem neler yapabiliriz?” sorusu,

“Sen zaten tembelsin” cümlesinden çok daha iyileştiricidir.

Notlar kişilikle karıştırılmamalıdır.

Düşük not, çocuğun “başarısız” olduğu anlamına değil; o dersle ilgili desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Ödül Değil, Anlamlı Bağ Kurun

Karnedeki başarılar abartıdan uzak, samimi ifadelerle takdir edilmelidir.

 Maddi değeri yüksek hediyeler; çocuğun iç motivasyonunu zayıflatır, başarıyı ödüle endeksler.

En etkili ödüller; birlikte geçirilen kaliteli zaman, bir yürüyüş, bir sinema, bir tiyatro, bir müze gezisi ya da sadece birlikte gülmektir.

Tatiller; dersle boğulmak için değil, dinlenmek ve eğlenmek içindir.

Ders tekrarları ve telafiler, tatilin sonuna doğru, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun şekilde planlanmalıdır.

Zorlandığınızda bir uzmandan destek almak; çaresizlik değil, sorumluluktur.

Ama Asıl Sorun Daha Derin…

Sosyal medyada her gün yüzlerce çocuk haberi görüyoruz. Hangisi doğru, hangisi yanlış; bazen biz yetişkinler bile ayırt edemiyoruz.

Belki de ayırt etmek istemiyoruz…

Çünkü sorumluluk almak zor geliyor.

Gazete haberlerinde okuyoruz: Yaklaşık 5.000 çocuk cezaevinde.

Bu çocukların büyük çoğunluğu hükümlü değil, tutuklu. Yani özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocuklar.

Tahliye sonrası destek alamayanlar, ne yazık ki yeniden aynı döngünün içine düşüyor.

Bir yandan da “7’den 70’e” bağımlılıklardan kurtulmayı konuşurken; çocuklar daha 6 aylıkken tabletle, telefonla tanışıyor.

 Televizyon karşısında büyüyen, ekranla oyalanan çocuklar…

Bugünün çocukları; yarının büyükleri olacak.

Peki ekran bağımlılığıyla büyüyen bir nesilden nasıl bir gelecek bekliyoruz?

Uzmanlar uyarıyor:

Göz problemleri, dikkat ve algı bozuklukları, duyu sorunları çok küçük yaşlarda başlıyor. İstatistikler, ekran bağımlılığının çocuklarda tehlikeli boyutlara ulaştığını gösteriyor.

 Erkek çocuklarında oran çok daha yüksek.

Artık parklarda değil, ekranların içinde oynayan çocuklar var.

Yemek masasında bir elde kaşık, diğer elde telefon…

Çocuklarımız sokakta değil, sanal dünyada büyüyor.

Çözüm Mümkün Ama Cesaret İster. Evet, pandemi sürecinde eğitim için verilen ekranlar iyi niyetliydi.

Ama bugün iyi niyet, yerini ciddi bir tehdide bıraktı.

Çocuklar ekranda değil, hayatta büyümeli.

Anne-babalar, büyükanneler, büyükbabalar…

Herkes yeniden sorumluluğunu hatırlamalı.

Bir çocuğun en önemli işi oyundur. Oyun; çocuğun dili, nefesi, iyileşme alanıdır.

Çocuk deyip geçmeyin.

Bu toplumun yarısından fazlası çocuk.

Yaklaşık 22 milyon çocuğun ekranlara hapsolduğunu düşünün…

Bu çocuklardan nasıl bir gelecek bekliyoruz?

Artık durup düşünme zamanı.

Karneye bakarken, aslında aynaya bakıyoruz.

Sevgiyle, bilinçle ve cesaretle…

Dilber KÖSE

 

NUR PASTANESİ/ GÜLLÜK/ ANTALYA