At Üstünde Doğan Bir Kültür Dünyanın Örnek Pantolonu

KÜLTÜR SANAT 23.12.2025 - 00:46, Güncelleme: 23.12.2025 - 00:46
 

At Üstünde Doğan Bir Kültür Dünyanın Örnek Pantolonu

Türk, tarih sahnesine at üstünde çıkmış; giyimini, yaşamını, savaşını ve hatta devlet anlayışını bu gerçeklik üzerine kurmuştur.
 At Üstünde Doğan Bir Kültür  Dünyanın Örnek Pantolonu At Üstünde Doğan Bir Kültür Türklerin giyim-kuşam kültürünü ve kadının toplumdaki yerini tarihî Çin, Bizans ...kaynaklarda da geçer. Türklerde Kıyafet ve Kadın Gerçeği, Türkleri anlamak için önce ata bakmak gerekir. Çünkü Türk, tarih sahnesine at üstünde çıkmış; giyimini, yaşamını, savaşını ve hatta devlet anlayışını bu gerçeklik üzerine kurmuştur. Bu yüzden Türklerde kıyafet, yalnızca örtünme değil; hareketin, özgürlüğün ve hayatın bir parçasıdır. Gök/ Kök Türklerden itibaren Türklerin temel kıyafeti; geniş paçalı pantolon, tunik ya da kaftan ve belde kemerden oluşur. Bu tercih bir zevk meselesi değil, zorunluluktur. Ata binmek, ok atmak, kılıç sallamak dar kıyafetle mümkün değildir. Nitekim pantolonu dünyaya tanıtan da Orta Asya Türkleridir. Avrupa ve Çin bu giyim biçimini Türklerden öğrenmiştir. Türk toplumunda kadın ve erkek kıyafetleri arasında büyük farklar yoktur. Çünkü kadın da erkek gibi ata biner, avlanır, savaşır, yüzme bilir. Ayrım çoğu zaman yalnızca başlıkla yapılır. Avrupalı seyyahların notlarında geçen meşhur anlatı boşuna değildir: Dört nala giden bir atlı grubun içindeki kadınlar, sadece başlıklarından ayırt edilebilmiştir. Çünkü Türk kadını, toplumun pasif bir unsuru değil; hayatın tam merkezindedir. Türklerde “kadın” demek yalnızca eş demek değildir. “Katun”, devlet işlerinde söz sahibi olan, elçi kabul eden, toy meclislerinde yer alan bir yöneticidir. Türkmen çadırına gelen yabancı misafiri kadının karşılaması bir tesadüf değil, törenin gereğidir. Çünkü obanın sahibi, düzenin koruyucusu kadındır. Günlük yaşamda sade olan Türk kıyafeti, düğünlerde, bayramlarda ve toy günlerinde süslenir. İşlemeli elbiseler, altın-gümüş takılar, gösterişli başlıklar kullanılır. Ancak dikkat çekici bir gerçek vardır: Türk kadını hiçbir dönemde hareketini kısıtlayan, yüzünü tamamen örten kıyafetlere mahkûm edilmemiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de bu kültür tamamen kaybolmaz. Kırsalda şalvar, entari ve cepken yaygınken; şehirlerde pantolon, gömlek, ceket ve kaftan tercih edilir. Çarşaf ve peçe ise Türk kültürüne ait değildir; daha çok Arap, Bizans ve İran etkisiyle, özellikle büyük şehirlerde görülmüştür. Nitekim II. Abdülhamid döneminde, asayiş ve kimlik sorunları sebebiyle çarşaf ve peçeye sınırlamalar getirildiği bilinmektedir. Halifelik sonrasında bile Anadolu kadını tarlada, harmanda, cephede yer almıştır. Kurtuluş Savaşı’nda mermi taşıyan, kağnı süren, cephe gerisinde değil bizzat mücadelenin içinde olan kadınlar, bu kültürün canlı mirasıdır. Türk töresinde kadın erkeğin gerisinde değil, yanındadır. Türk’te kıyafet bir baskı unsuru değil, yaşamı kolaylaştıran bir araçtır. Ve en önemlisi; Türk kadını örtülerek değil, onurlandırılarak korunur. Çünkü bizde kadın ve erkek, at üstünde doğar; at Türk’ün kanadıdır...at üstünde de ölür.                                               Dilber KÖSE  
Türk, tarih sahnesine at üstünde çıkmış; giyimini, yaşamını, savaşını ve hatta devlet anlayışını bu gerçeklik üzerine kurmuştur.

 At Üstünde Doğan Bir Kültür  Dünyanın Örnek Pantolonu

At Üstünde Doğan Bir Kültür

Türklerin giyim-kuşam kültürünü ve kadının toplumdaki yerini tarihî Çin, Bizans ...kaynaklarda da geçer.
Türklerde Kıyafet ve Kadın Gerçeği, Türkleri anlamak için önce ata bakmak gerekir.

Çünkü Türk, tarih sahnesine at üstünde çıkmış; giyimini, yaşamını, savaşını ve hatta devlet anlayışını bu gerçeklik üzerine kurmuştur.

Bu yüzden Türklerde kıyafet, yalnızca örtünme değil; hareketin, özgürlüğün ve hayatın bir parçasıdır.

Gök/ Kök Türklerden itibaren Türklerin temel kıyafeti; geniş paçalı pantolon, tunik ya da kaftan ve belde kemerden oluşur.

Bu tercih bir zevk meselesi değil, zorunluluktur.
Ata binmek, ok atmak, kılıç sallamak dar kıyafetle mümkün değildir.

Nitekim pantolonu dünyaya tanıtan da Orta Asya Türkleridir.

Avrupa ve Çin bu giyim biçimini Türklerden öğrenmiştir.

Türk toplumunda kadın ve erkek kıyafetleri arasında büyük farklar yoktur.
Çünkü kadın da erkek gibi ata biner, avlanır, savaşır, yüzme bilir. Ayrım çoğu zaman yalnızca başlıkla yapılır.

Avrupalı seyyahların notlarında geçen meşhur anlatı boşuna değildir: Dört nala giden bir atlı grubun içindeki kadınlar, sadece başlıklarından ayırt edilebilmiştir.

Çünkü Türk kadını, toplumun pasif bir unsuru değil; hayatın tam merkezindedir.
Türklerde “kadın” demek yalnızca eş demek değildir.

“Katun”, devlet işlerinde söz sahibi olan, elçi kabul eden, toy meclislerinde yer alan bir yöneticidir.

Türkmen çadırına gelen yabancı misafiri kadının karşılaması bir tesadüf değil, törenin gereğidir.
Çünkü obanın sahibi, düzenin koruyucusu kadındır.

Günlük yaşamda sade olan Türk kıyafeti, düğünlerde, bayramlarda ve toy günlerinde süslenir.
İşlemeli elbiseler, altın-gümüş takılar, gösterişli başlıklar kullanılır.

Ancak dikkat çekici bir gerçek vardır: Türk kadını hiçbir dönemde hareketini kısıtlayan, yüzünü tamamen örten kıyafetlere mahkûm edilmemiştir.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de bu kültür tamamen kaybolmaz.
Kırsalda şalvar, entari ve cepken yaygınken; şehirlerde pantolon, gömlek, ceket ve kaftan tercih edilir.
Çarşaf ve peçe ise Türk kültürüne ait değildir; daha çok Arap, Bizans ve İran etkisiyle, özellikle büyük şehirlerde görülmüştür.

Nitekim II. Abdülhamid döneminde, asayiş ve kimlik sorunları sebebiyle çarşaf ve peçeye sınırlamalar getirildiği bilinmektedir.

Halifelik sonrasında bile Anadolu kadını tarlada, harmanda, cephede yer almıştır.
Kurtuluş Savaşı’nda mermi taşıyan, kağnı süren, cephe gerisinde değil bizzat mücadelenin içinde olan kadınlar, bu kültürün canlı mirasıdır.

Türk töresinde kadın erkeğin gerisinde değil, yanındadır.

Türk’te kıyafet bir baskı unsuru değil, yaşamı kolaylaştıran bir araçtır.

Ve en önemlisi; Türk kadını örtülerek değil, onurlandırılarak korunur.
Çünkü bizde kadın ve erkek, at üstünde doğar; at Türk’ün kanadıdır...at üstünde de ölür.

                                              Dilber KÖSE
 

Antalya HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.