ÖLÜMÜN SAATİ YOK
Geçtiğimiz günlerde gazeteci bir dostumuzu, bir meslektaşımızı kaybettik.
Kendisinden iki gün boyunca haber alamayan komşuları, durumu polise bildirdi.
Çilingir yardımıyla girilen evinde ne yazık ki cansız bedeniyle karşılaştılar.
Yıllarca aynı gazetede çalıştığımız bu yalnız yüreğin en büyük korkusu, bir gün evinde tek başınayken hayata veda etmekti...
Yaptığımız sohbetlerde de bunu sık sık dile getirirdi. Ne acıdır ki,korktuğu başına geldi ve koca bir sessizliğin içinde, tek başına ayrıldı aramızdan...
Yanında biri olsaydı, zamanında bir müdahaleyle yaşama tutunabilir miydi, bunu asla bilemeyiz.
Ancak yolları ayrılmış olsa da eşi ya da çocukları arada bir arayıp hatırını sorsalardı, belki de dostumuz şu an hâlâ aramızda olabilirdi...
Kim nerede, nasıl ve ne zaman ölecek...
Bunu kestirmek imkânsız.
Ancak bildiğimiz tek bir gerçek var,ölümün saati yok...
Anne ve babasından ayrı yaşayan evlatlara benim naçizane tavsiyem, sevdiklerinizin değerini onlar henüz nefes alırken bilin...
Kuruduktan sonra çiçeğe verilen suyun faydası olmadığı gibi, toprak olduktan sonra duyulan vicdan azabının da kimseye bir yararı olmaz...
Çalışıyor olabilirsiniz.
İşleriniz başınızdan aşkın olabilir...
Yüz yüze görüşmeye vakit bulamayabilirsiniz...
Ama emin olun, gün arasında gönderilecek tek bir "Günaydın" mesajı bile onların yüreğini ısıtmaya yeter.
Aynı şehirde yaşadıkları halde, anne veya babasıyla yılda sadece iki üç kez görüşen insanlar tanıyorum...
Benim sözüm asıl onlara...
Unutmayın; bugün esirgediğiniz o ilgisizliğin ve yalnızlığın,yarın sizin kapınızı çalmayacağının hiçbir garantisi yok...
Ertelemeyin.
Üzerinizde emeği olan büyüklerinizin ve sevdiklerinizin yaşarken değerini bilin...
Çünkü zamanı geriye almaya ne gücümüz yeter, ne de pişmanlıklarımız gideni geri getirir...
Velhasılkelam cancağızım;hayatınızda "iyiki varsın" diyeceğiniz insanlar varsa,onlara arada bir de olsa "iyiki varsın,seni seviyorum" diyerek bir nebze de olsa mutluluğu yaşatın...
