KURTULUŞ PARKI
Esra o gün çok sevinçliydi. Erkenden evden çıktı. AŞTİ’ye gidecekti ama daha çok zamanı vardı. Komşuları bu saatte Kurtuluş parkında önce yürüyüş sonra da parktaki havuz kenarında egzersiz yapıyorlardı. Onlarla keyifli zaman geçirmek istiyordu. Kolej metro istasyonunda inip karşıdan karşıya geçti. Bu parktaki ağaçların altında yürümek ne büyük keyifti. Neredeyse her akşam arkadaşlarıyla yürüyüş yapardı. Bazı akşamlar gitarını, kemanını alan gelirdi buraya. Börek ve çörek yapanlar, içeceklerini de alır bu saatlerde hep birlikte yemek yedikten sonra hep bir ağızdan şarkılar ve türküler söylerdi. Bir akşam Esra ve arkadaşları da uzaktan ağacın altında onlara eşlik etti. Şarkılarını bölmeden el işaretleriyle onları da masaya buyur ettiler. Birbirini tanımayan insanlar hep birlikte eğlenmeye başlamıştı bile. Esra arkadaşlarıyla hafta sonu havuz kenarında kahvaltı yapmayı çok sever ve mutlaka ayda bir toplanırlardı. Kuş sesleri su sesine eşlik eder sessizce doğayı dinlerlerdi.
Esra ne zamandır arkadaşlarıyla yurtdışı gezisi planlıyordu. Almanya’ya gitmeden önce İzmir’de yaşayan ailesini görmek istiyordu. O nedenle de Adnan Menderes Havalimanından Münih’e uçacaktı. Kurtuluş Parkında keyifli zaman geçirdikten sonra günün akşamını ışıl ışıl gözler aydınlatıyordu. Cıvıldaşarak geçirdikleri günün sonunda AŞTİ’ye gidip otobüs saatini beklemeye koyuldu. Esra günün neşesinin etkisinde şarkılar mırıldanırken etrafı seyrediyordu. İlerleyen saatlerde terminalde bir hareketlilik başladı. Esra babasını arayıp hatırlarını sorarken otobüs saati geçtiği halde otogarda tuhaf bir hareketlilik olduğunu, otobüsün gelmediğini de söyledi. Esra’nın başında esen tozpembe yelleri sert bir rüzgâr süpürmüştü bile. Otogarda bilet aldığı gişenin olduğu yere doğru gitti. Yetkili memur o sırada başka bir müşteriye metronun çalışmayacağını söyleyince etraftakiler panikle taksiye yöneldi. Taksici yolcu almadığını söylerken Esra hayretler içinde sağa sola bakındı. “Neler oluyor?” diye düşünürken donup kaldı! Sanki otogar etrafında hızla dönmeye başlamıştı, bayılmaktan korkuyordu. Derken bir yaşlı karı koca ilişti gözüne. Kalbi dörtnala koşan atlar gibiyken o sakinliğini korumaya çalışarak gidip onların yanına oturdu, usulca ve korkarak “Neler oluyor,” diye sorabildi. Yaşlı adam “Sakin ol kızım, darbe oldu” dedi. Bir süre donup kaldı dünya. Sonra art arda çalan telefonla irkildi Esra. Annesiydi arayan, ardından kardeşleri, arkadaşları… Ama o hiçbir yere ayrılamıyordu ki. Yurtdışına gideceği için yanında hayli nakit parası vardı ama para hiçbir yerde geçmiyordu, taksiciler paranın yüzüne bile bakmıyordu. Esra, valizini otobüs firmasının bürosuna emanet etti. Ardından yakın arkadaşı Leman’a valizin bulunduğu yerin bilgisini verdi. Tuhaf olan bir şeyler vardı. İnsanların bir kısmı panik içinde bir kısmı çok rahat olduğundan Esra ikilemde kalmıştı.
Yürüyerek nereye kadar gidebileceğini düşündü ve dışarı çıktı. Çok zaman geçmeden büyük bir patlama olunca hızla geri döndü. Tekrar büyük bir patlama oldu ve tüm camlar büyük bir sesle sarsıldı. Etraftaki insanlar “Ne yapsak,” diye sağa sola koşuşturmaya başladı. Birbirini hiç tanımayan insanlar birbirinden umut bekliyordu. Sakin kalmak zorundaydılar. En ufak bir panik başkalarını da zora sokabilirdi. Büfeci hiçbir şeyden para istemiyor “Yiyecek ve su alabilirsiniz,” diyordu. “Muhtemelen sabahımız yok,” diye de ekliyordu. Esra çok gerilmişti, lavaboya gitmek istiyordu ama tek başına üst kata çıkacak gücü kendinde bulamadı. Muhtemelen normal hayatta bir şey sormaya korkacağı insanlardan yardım isterken buldu kendisini. Birlikte tuvalete gittiği adam Esra’yı kapıda bekledi. Başkası çay ve simit getirdi. Herkes kaderdaş olurken kilitlenmişti birbirine. Gerçekten de ertesi gün diye bir şey yoktu belki de… Tüm yollar trafiğe kapalı olduğundan sabahın nelere gebe olduğunu tahmin bile edemedi.
Esra sevdiklerini sırayla arayarak vedalaştı. Ardından babasıyla uzun uzun konuştuktan sonra onunla da vedalaştı. Arkadaşı Leman’a konumunu bildirerek ertesi gün bu patlamayla terminal yıkılırsa enkaz altında kalmak istemediği için dışarıda bekleyeceğini söyledi. Giriş alanının karşısındaki ağaçların olduğu yerde kendisini aramalarını, hiç olmazsa ölüsünün tek parça bulunması için bunu yapacağını da ileterek dışarı çıktı ve gökyüzüne baktı uzun süre… Patlamaların ardı arkası kesilmiyordu. Tekrar içeri giremedi, saat sabahın beşiydi. Metro nihayet sefere başlamıştı. Metrodan başka ulaşım aracı henüz yoktu. Onunla da sadece en yakın yer olan işyerine gidebilirdi. Korkuyla işyerinin anahtarını aradı çantasında. “Ya yanımda yoksa!..” Anahtarı bulunca uzun ve zor gecenin ardından ilk defa gülümsedi. Yol boyunca etraftaki yıkıntıları gördüğünde tekrar kederlendi Esra. Güzel memleketinde neler oluyordu? İşyerinin bulunduğu binanın önüne vardığında sırtındaki ağırlığın hafiflediğini hissetti, içeri girer girmez tüm kilitleri kapattı. Pencereyi açarak derin bir nefes alırken hayatta olduğuna inanamıyordu. Sonra çay demledi. Art arda çay içerken sanki tüm yaşananların rüya olduğuna inanmak istiyordu. Sonsuzluktan mı ışınlanmıştı? Sadece çay ve kendisi vardı, başka hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Yaşadıklarının rüya olmasını dileyerek kanepeye uzandı ve derin bir uykuya bıraktı kendini. Bir yıl süren bir geceyi geride bırakmıştı. Öyle derin ve uzun uyumuştu ki, kendisinden haber alamayanlar panikle sürekli arıyor ama o, duymuyordu telefonu. Saatler sonra uzun uzun çalan telefon sesine uyandı. Ailesi kendisinden haber alamadığı için çok merak etmişlerdi onu. Aylin evine ancak öğleden sonra yollar trafiğe açılınca gidebildi. Nihayet normal hayatlarına dönebilecekti.
15 Temmuz Darbesinden sonra Münih seyahatini ertelemişti. Aradan hayli zaman geçti. Ankara’nın ayaz günleri başlamıştı. Sıcak bir çay aldı eline ve pencereden dışarıyı seyre daldı. Kar yağsa da tüm üzüntüleri alıp götürse diye iç geçirdi Esra. O sırada televizyonda Ankara’da yoğun kar yağışı başlayacağı haberini veriyordu meteoroloji. Bir hafta sonra Ankara'ya lapa lapa kar yağdı. Kar yağışına dayanamayan Esra’da soluğu Kurtuluş Parkında aldı. Parkların hepsi cıvıl cıvıldı.
Kartopu oynayıp günün keyfini çıkaran Esra kara hasret İzmir’de yaşayan anne ve babasını aradı. “Babacım fotoğrafçılar bu manzarayı kaçırır mı hepsi oradaydı. Ağaçtan tut da kediye kadar ne varsa kim varsa mutluydu, gülüyordu. Anneler çocuklarıyla karda kayıyor, babalar kardan kaleler yapıyor, kediler koşuyordu. Sokak köpekleri çocukların kartopunu yakalamaya çalışıyor sonra birlikte yuvarlanıyorlardı. Arkadaşlarına sürpriz olsun diye kardan kalp yapanlar bile vardı. Ben de onlara yardım ettim. Mumları yerleştirdim yol boyunca. Birbirini hiç tanımayan insanlar birbirine gülümsüyor, fotoğraflar çekiliyor, samimi konuşmalar, şakalaşmalar. Herkes eşitti o anda, herkes insandı baba. Peki, ne oluyordu da bu insanlar başka zamanlarda başkalaşıyordu,” dedi. Babası da hayranlıkla kızını dinlerken “Bu güzel insanlardan canavar yaratmaya çalışanların tez zamanda yüreğine çocuklardaki yaşam sevincinin kırıntıları düşsün,” diyerek dua etti.
