Geleceğimizin Aynası: Çocuklarımız ve Biz
KÜLTÜR SANAT
07.01.2026 - 16:26, Güncelleme:
07.01.2026 - 16:26
Geleceğimizin Aynası: Çocuklarımız ve Biz
Sosyal medyada saatlerce vakit geçirmekle, eğitim ve bilgi için kullanmak arasındaki farkı biz öğretmezsek, kimse öğretmez. 18 yaşına kadar her birey çocuktur.
Geleceğimizin Aynası: Çocuklarımız ve Biz Günümüzde en çok konuşmamız gereken konuların başında çocuklarımız geliyor. Anne-baba ilişkileri, aile yapısı, eğitim, çevre, teknoloji ve şiddet… Hepsi birbirine bağlı ve hepsi çocuklarımızın hayatına doğrudan dokunuyor. Yakın zamanda yaşanan ve hepimizin yüreğini yakan olaylar var. Bir annenin kendi çocuğuna zarar verdiği, bir evladın annesini ya da babasını vahşice katlettiği haberleri okuyoruz. Ardından hep aynı cümleyi kuruyoruz: “Anneler kutsaldır.” “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Peki ne oluyor da evlat, anneye; çocuk, babaya kıyabiliyor? Bu sorunun cevabını sadece bugünde değil, geçmişte bıraktığımız değerlerde aramak zorundayız. Bir zamanlar güçlü aile bağlarımız, net sınırlarımız, saygıya dayalı ilişkilerimiz vardı. Coğrafya, iklim, kıyafetler veya lehçeler ne kadar değişirse değişsin; "Anne Baba " ve "Nesiller arası bağ" kavramı tüm Türk dünyasında ve aslında tüm insanlıkta değişmeyen en saf ortak paydadır.... Bugün ise çoğu evde roller karıştı; aile merkezli yapıdan çocuk merkezli, hatta teknoloji merkezli yapılara savrulduk. Çocuklarımız ya çok varlıktan, ya çok yokluktan, bazen de her ikisinden aynı anda zarar görüyor. Atalarımız boşuna dememiş: “Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.” Ama her iki uçta da ortak bir eksik var: sevgi ve ilgi yoksunluğu. Anne-baba ile çocuk arasında mutlaka sınır olmalıdır. Bu sınırlar sevgisizlik değil, aksine güvenin temelidir. Sınırsız özgürlük çocuk için yük, net kurallar ise emniyet kemeridir. Anne ve baba, çocuklarının yanında birbirini asla küçümsememelidir. Önce anne-baba ilişkisi sağlam, tutarlı ve saygılı olmalıdır. Örneğin çocuk bir izin istediğinde annenin, “Akşam veya uygun anda babanla konuşalım, birlikte karar verelim,” demesi; hem babayı önemser hem çocuğa ortak karar kültürünü öğretir. Kararlar çocukların önünde değil, çocuklar, yok iken veya yattıktan sonra konuşulmalı; sabah olduğunda ise tek bir ağızdan, net ve sakin bir şekilde çocuğa aktarılmalıdır. Bu, çocuğa hem güven verir hem de anne-babanın otoritesini hissettirir. Bugün geldiğimiz noktada bazı çocuklar anne-babasına odasına girmeyi bile yasaklayabiliyor. Oysa evin kurallarını çocuklar değil, anne ve baba koyar. Elbette çocuklar fikirlerini söyler; kıyafetini, oda rengini, yastığının yerini seçer. Ama hayatın ana kuralları anne-babanın sorumluluğundadır. Çünkü çocuk, anne-babayı rol model alır. Eskiden genetik ve aile etkisi baskındı. Bugün ise çevre, okul ve özellikle dijital dünya çok daha etkili. Telefonlar, tabletler, televizyonlar; şiddeti, yalanı, yanlış ilişkileri normalleştiriyor. Oysa normal değil. 11–13 yaş altındaki çocuklar birçok şeyi oyun sanır; tehlikeyi ayırt edemez. Yalanı bilmez; yalanı öğreten çoğu zaman dış etkendir. Bu yüzden suçlamak yerine, “Yalan mı söylüyorsun?” demek yerine “Öyle mi olmuştu?” diye sormak gerekir. Teknoloji elbette faydalıdır; ama kontrolsüz bırakıldığında çocuklarımız için ciddi bir tehlikedir. Sosyal medyada saatlerce vakit geçirmekle, eğitim ve bilgi için kullanmak arasındaki farkı biz öğretmezsek, kimse öğretmez. 18 yaşına kadar her birey çocuktur. Kuralları anne-baba koyar, çocuklar uyar. Eskiden komşuya, akrabaya güvenirdik; bugün ne yazık ki en yakınlardan gelen kötülük haberlerini okuyoruz. Bu da bizi daha dikkatli, daha bilinçli olmaya zorluyor. Şiddet insanlık tarihi kadar eski olabilir ama bugün dozu giderek artıyor. Buna “dur” demenin yolu; çocuklarımızı kız-erkek ayrımı yapmadan, sevgiyle, saygıyla, haklarını öğreterek ama sorumluluklarını da vererek yetiştirmektir. Çocukların duygularını bastırmamalıyız. Bastırılan her duygu, ileriki yaşlarda öfke ve şiddet olarak geri dönebiliyor. Unutmayalım: Bugünün çocukları, yarının gençleri… Yarının gençleri ise bizim geleceğimizin aynasıdır... Dilber Köse
Sosyal medyada saatlerce vakit geçirmekle, eğitim ve bilgi için kullanmak arasındaki farkı biz öğretmezsek, kimse öğretmez. 18 yaşına kadar her birey çocuktur.
Günümüzde en çok konuşmamız gereken konuların başında çocuklarımız geliyor.
Anne-baba ilişkileri, aile yapısı, eğitim, çevre, teknoloji ve şiddet…
Hepsi birbirine bağlı ve hepsi çocuklarımızın hayatına doğrudan dokunuyor.
Yakın zamanda yaşanan ve hepimizin yüreğini yakan olaylar var.
Bir annenin kendi çocuğuna zarar verdiği, bir evladın annesini ya da babasını vahşice katlettiği haberleri okuyoruz.
Ardından hep aynı cümleyi kuruyoruz:
“Anneler kutsaldır.”
“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Peki ne oluyor da evlat, anneye; çocuk, babaya kıyabiliyor?
Bu sorunun cevabını sadece bugünde değil, geçmişte bıraktığımız değerlerde aramak zorundayız.
Bir zamanlar güçlü aile bağlarımız, net sınırlarımız, saygıya dayalı ilişkilerimiz vardı.
Coğrafya, iklim, kıyafetler veya lehçeler ne kadar değişirse değişsin; "Anne Baba " ve "Nesiller arası bağ" kavramı tüm Türk dünyasında ve aslında tüm insanlıkta değişmeyen en saf ortak paydadır....
Bugün ise çoğu evde roller karıştı; aile merkezli yapıdan çocuk merkezli, hatta teknoloji merkezli yapılara savrulduk.
Çocuklarımız ya çok varlıktan, ya çok yokluktan, bazen de her ikisinden aynı anda zarar görüyor.
Atalarımız boşuna dememiş:
“Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.”
Ama her iki uçta da ortak bir eksik var: sevgi ve ilgi yoksunluğu.
Anne-baba ile çocuk arasında mutlaka sınır olmalıdır.
Bu sınırlar sevgisizlik değil, aksine güvenin temelidir.
Sınırsız özgürlük çocuk için yük, net kurallar ise emniyet kemeridir.
Anne ve baba, çocuklarının yanında birbirini asla küçümsememelidir.
Önce anne-baba ilişkisi sağlam, tutarlı ve saygılı olmalıdır.
Örneğin çocuk bir izin istediğinde annenin, “Akşam veya uygun anda babanla konuşalım, birlikte karar verelim,” demesi;
hem babayı önemser hem çocuğa ortak karar kültürünü öğretir.
Kararlar çocukların önünde değil, çocuklar, yok iken veya yattıktan sonra konuşulmalı; sabah olduğunda ise tek bir ağızdan, net ve sakin bir şekilde çocuğa aktarılmalıdır.
Bu, çocuğa hem güven verir hem de anne-babanın otoritesini hissettirir.
Bugün geldiğimiz noktada bazı çocuklar anne-babasına odasına girmeyi bile yasaklayabiliyor.
Oysa evin kurallarını çocuklar değil, anne ve baba koyar.
Elbette çocuklar fikirlerini söyler; kıyafetini, oda rengini, yastığının yerini seçer.
Ama hayatın ana kuralları anne-babanın sorumluluğundadır.
Çünkü çocuk, anne-babayı rol model alır.
Eskiden genetik ve aile etkisi baskındı.
Bugün ise çevre, okul ve özellikle dijital dünya çok daha etkili.
Telefonlar, tabletler, televizyonlar; şiddeti, yalanı, yanlış ilişkileri normalleştiriyor.
Oysa normal değil.
11–13 yaş altındaki çocuklar birçok şeyi oyun sanır; tehlikeyi ayırt edemez.
Yalanı bilmez; yalanı öğreten çoğu zaman dış etkendir.
Bu yüzden suçlamak yerine,
“Yalan mı söylüyorsun?” demek yerine
“Öyle mi olmuştu?” diye sormak gerekir.
Teknoloji elbette faydalıdır;
ama kontrolsüz bırakıldığında çocuklarımız için ciddi bir tehlikedir.
Sosyal medyada saatlerce vakit geçirmekle, eğitim ve bilgi için kullanmak arasındaki farkı biz öğretmezsek, kimse öğretmez.
18 yaşına kadar her birey çocuktur.
Kuralları anne-baba koyar, çocuklar uyar.
Eskiden komşuya, akrabaya güvenirdik; bugün ne yazık ki en yakınlardan gelen kötülük haberlerini okuyoruz.
Bu da bizi daha dikkatli, daha bilinçli olmaya zorluyor.
Şiddet insanlık tarihi kadar eski olabilir ama bugün dozu giderek artıyor.
Buna “dur” demenin yolu; çocuklarımızı kız-erkek ayrımı yapmadan, sevgiyle, saygıyla, haklarını öğreterek ama sorumluluklarını da vererek yetiştirmektir.
Çocukların duygularını bastırmamalıyız.
Bastırılan her duygu, ileriki yaşlarda öfke ve şiddet olarak geri dönebiliyor.
Unutmayalım:
Bugünün çocukları, yarının gençleri…
Yarının gençleri ise bizim geleceğimizin aynasıdır...
Dilber Köse
Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) ve diğer ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
