SESSİZ TOPRAĞIN TANIKLIĞI
SESSİZ TOPRAĞIN TANIKLIĞI
1918-1919 yıllarında Doğu Anadolu’da yaşanan hadiseler, hafızanın iki ayrı sayfası gibi görünse de aynı coğrafi kırılmanın parçalarıdır.
SESSİZ TOPRAĞIN TANIKLIĞI
Iğdır’dan Karabağ’a Sessiz Kalan Hafıza
Tarih bazen arşivlerde değil, toprağın altında saklanır.
Iğdır ovasında, Aras havzasında bulunan toplu mezarlar; bir milleti suçlamak için değil, bir çağın vicdanını sorgulamak için vardır.
Hakmehmet köyünde, yaklaşık 13 metre derinlikteki ve bugün “Uzun Hüseyin Kuyusu” olarak anılan kuyu, 83 insanın hayatına mal olan bir vahşetin sessiz tanığıdır.
1919 yılında bölgeye hâkim olan silahlı Ermeni çetelerinin, köy erkeklerini çeşitli hile ve zorbalıkla bir araya topladığı; elleri bağlanan sivillerin işkence edilerek kuyuya atıldığı; bazılarının başlarının kesildiği, bazılarının ise kuyuya atıldıktan sonra dahi silahla tarandığı yönündeki anlatımlar, yalnız sözlü hafızada değil, 1999 yılında yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan bulgularla da desteklenmiştir.[^1]
Bu kuyu, savaş meydanında hayatını kaybeden askerlerin değil; sivil insanların izlerini taşımaktadır. Kadınların, çocukların, yaşlıların ve köy ileri gelenlerinin yok edilişi; klasik bir cephe çatışmasından ziyade düzensiz ve hedefli bir şiddeti işaret etmektedir.
Kazılarda ortaya çıkarılan mermi çekirdekleri, yanmış tahta parçaları, ev eşyaları ve iskeletler; olayın sistematik bir yok etme amacı taşıdığını göstermektedir.[^2]
Kuyunun üzerinin taşla kapatıldığı, hatta kaçışı engellemek için hayvan leşiyle örtüldüğü tespiti; vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Bu acı, yalnız Iğdır’a ait değildir.
Aynı coğrafyada, farklı dönemlerde benzer trajediler yaşanmıştır. 1992’de Hocalı’da yaşanan katliam ile 1918-1919 yıllarında Doğu Anadolu’da yaşanan hadiseler, hafızanın iki ayrı sayfası gibi görünse de aynı coğrafi kırılmanın parçalarıdır.[^3]
Burada önemli olan, acıyı yarıştırmak değil; insanlık dışı şiddetin her türünü reddedebilmektir.
Bu noktada dikkat çekici bir tanıklık da Ermeni asıllı Amerikalı yazar Kardaş Onnig’e aittir.
Onnig’in kaleme aldığı Savage Chic: A Fool’s Chronicle of the Caucasus adlı eser, milliyetçi körlüğün insanı nasıl insanlıktan uzaklaştırabileceğini içeriden bir bakışla ele alır.
Onnig’in yaklaşımı suçlamak değil; şiddeti yücelten her anlatıya karşı vicdanı savunmaktır.
Tarih, kolektif suç üretme aracı değildir.
Fakat tarih, inkâr edildiğinde daha büyük yaralar açar.
Bu meselede askerî ve siyasî gelişmeler de önemlidir.
Doğu Anadolu’da yaşanan çatışmalar sırasında görev alan komutanlardan Fahrettin Altay, hatıralarında bölgedeki sivil kayıplara ve yaşanan insani dramın büyüklüğüne dikkat çeker.[^4]
Onun ifadeleri, dönemin yalnız askerî değil, aynı zamanda toplumsal bir yıkım süreci olduğunu da ortaya koymaktadır.
Bugün Hakmehmet Köyü Kuyumezar Şehitliği olarak anılan alan, bir intikam çağrısı değil; tarihsel yüzleşme çağrısıdır.
Gerçek yüzleşme; unutmakla değil, yüceltmekle değil, sakin, dürüst ve çok sesli bir hatırlamayla mümkündür.
Aras Nehri, Iğdır’a hayat verir.
Fakat o topraklarda bir de hafıza akar.
Toprak konuşmuştur.
Şimdi insanın susma lüksü yoktur.
Dilber KÖSE
Dipnotlar
[^1]: 1999 yılında Hakmehmet köyünde yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan toplu mezar bulguları; Atatürk Araştırma Merkezi raporları ve yerel arşiv çalışmaları.
[^2]: Bölgede yapılan adli antropolojik incelemelerde, ateşli silah ve kesici alet izlerine rastlandığına dair bilimsel tespitler.
[^3]: 1918–1919 Doğu Anadolu olayları ve 1992 Hocalı hadisesi üzerine Türkiye ve Azerbaycan arşiv kaynakları.
[^4]: Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası adlı hatıratı, Doğu Cephesi değerlendirmeleri.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
