Dr. Sefa Sekin
Köşe Yazarı
Dr. Sefa Sekin
 

Adın Ne? Külot…

Adın Ne? Külot…   1990’lı yılların ortasında, öğrencilerimden 15-20 kadarıyla Makedonya’nın Ohri ve Struga şehirlerine geziye gittik.   Struga’da kentin ortasından Drim Nehri akar. Ohri Gölü’nden çıkar; şehri doğu ve batı diye ikiye ayırarak kuzeye doğru, yüksek debisiyle akar. Kent halkı, nehrin sağında ve solunda bulunan yürüyüş yollarında, yazın serinlemek için ikindi saatlerinde gezinti yaparlar. Kafe ve restoranlarda oturup yiyip içer, sohbet ederler.   Kentin Ohri Gölü sahilini gezdik, tekne turu yaptık. Gölden çıkan Drim Nehri üzerine kurulmuş köprüden nehri izliyorduk.   Başımda her zaman yazın şapka taşırım. Onu ters giyerim, cin ali misali! Fakat o gün şapkamı ters giymedim. Köprünün üzerinde bir şeyler anlatırken esen güçlü bir rüzgâr şapkamı başımdan aldı ve nehre düşürdü.   Öğrencilerin kimi güldü, kimi şaşkın şaşkın bakıyordu. Bu sırada nehrin kenarından nehre atlayıp yüzen gençlerden biri suya daldı ve şapkayı yakaladı. Bana getirip verdi. Yarım Türkçesiyle:   “Al abi.” dedi.   Sarışın, uzun boylu, 17-18 yaşlarındaki gence teşekkür ettim ve adını sordum.   “Benim adım Külot.” dedi.   Ben şaşırdım! Öğrencilerimiz kızlı erkekliydi. Bir anda kahkahayı patlattılar. Genç de bu duruma şaşırdı!   “Bizde hanımların giydiği iç çamaşırına külot denir.” dedim.   Bu sefer o şaşırdı.   Sonra ismini düzeltti:   “Külot değil, Klod/Cloud.” dedi.   Öğrendik ki Arnavutluk, Karadağ ve Makedonya’da Klod (Claude/Cloud) gibi erkek isimleri de yaygınmış.   Gence şapkamı hediye ettim, başına taktım. Öğrencilerimle onu alkışladık, fotoğraf çekilip teşekkür ettik.   Türkçeyi nereden öğrendiğini sordum.   “Burada çok Türk arkadaşım var, onlardan öğrendim.” dedi.   Gencin Arnavut mu, Makedon mu olduğunu soramadık.   Öğrencilerime, hayatımdan külot, don, şort, boxer vb. ile ilgili yaşadığım ilginç olayları akşam yemeğinden sonra anlattım.   Henüz daha ilkokula bile gitmezken nenem ve dedemle birlikte kalıyordum. Nenem abdest almış, ayağına çorabını giyiyordu. Ben de onun çorap giymesine bakıyordum.   Rahmetli, iffet abidesi nenem:   “Bakma oğlum, bakma! Günah, günah.” dedi.   Yıllarca bir bayanın ayağına bakmanın günah olduğunu düşündüm nenemin bu sözünden dolayı!   Oysaki şalvarının altında, ayağının topuğuna kadar uzanan uzun bir iç donu vardı.   Ortaokul yıllarında bir manifaturacı akrabama çıraktım. “Manifaturacı”, İtalyanca kökenli bir sözcüğe Türkçe ek getirilerek kullanılan ve kumaş, tekstil ürünü satan kişi anlamına gelen bir kelimedir.   Özellikle bayanlar iç giysi istediklerinde, akrabam bunları bana verir, ben de hanımlara götürürdüm. O sırada kendisi bir şeyle uğraşıyormuş gibi yapar, sorulara yere bakarak cevap verirdi.   Yaşlı kadınlar dize kadar inen, lastikli don/tuman; genç hanımlar da külot alırlardı.   Diğer iç çamaşırları dâhil hepsinin ustasıydım, çırak olarak!   Utanma duygusuyla böyle yapardı eskiler. “Haya imandandır.” derlerdi.   Dedem ve babam, dizine kadar uzanan, şort benzeri, evde el yapımı don giyerdi. Biz de çocuk olarak bunun daha küçük olanını giyerdik.   Şimdilerde boxer adıyla anılan iç çamaşırlarının evde yapılanları gibi bir şey düşünebilirsiniz.   Üniversiteye başladığımız 1970’li yılların sonlarına doğru, iç çamaşırı olarak slip adı verilen donlardan aldım.   Yurtta birlikte kaldığımız odalar 4, 6 veya 9 kişilikti; yataklar ranzalıydı. Bu ortamda, bir dolabın arkasında pijamalarımızı çıkarıp pantolonlarımızı giyerdik.   Bir gün, kimya bölümünde okuyan Akhisarlı oda arkadaşım beni slip donla gördü. Dindar olan bu arkadaşım bana:   “Kadın kilodu gibi külot hiç sana yakışıyor mu?” dedi.   “Ne giyeceğim?” dedim.   “Şeriat donu giy.” dedi.   “O ne?” dedim.   “Dizin altına kadar inen don.” dedi.   Hiç cevap veremedim. Ben de dindar bir aileye mensuptum ama “şeriat donu”nu o güne kadar duymamıştım.   Bir cuma günü, namazdan sonra hutbeyi okuyan imamı bir şey sormak için bekledik. Meğer arkadaşım benim giydiğim slip donu soracakmış hocaya!   Sordu: “Hocam, bazı erkek  öğrenciler kadın külodu gibi slip don giyiyor, şeriat donu giymiyor. Caiz mi?” dedi.   Hoca sordu: “Şeriat donu nedir?”   O da cevap verdi: “Diz altına kadar inen don.”   Hoca sordu: “Neden şeriat donu diyorsun?” “Çünkü sahabeler ve bütün Müslümanlar böyle bir don giymiş.” dedi.   Hoca: “Nereden çıktı bu ‘şeriat donu’? Eğer Hz. Peygamber ve sahabeler döneminden söz ediyorsan, çoğu donsuzdu. Üzerlerine giyecekleri elbiseyi bile zor buluyorlardı. Bizim ki gibi onların iç çamaşırı bile yoktu.”   Ardından: “Ama sen haklısın. Birilerinin yanında giyinip soyunurken mahremiyete dikkat etmek gerekiyor. Daha uygun olanı, diz altına kadar inen bir don giymektir.” dedi.   Yıllar sonra bir gün gazetede bir karikatür gördüm. Kadınların giydiği donların, yıllar içindeki değişimini evrimini gösteriyordu. Nenemin topuğuna kadar uzanan dondan başlayıp dize kadar gelen donlara, oradan külotlara ve şimdilerde yaygınlaşan, varlığı yokluğu belli olmayan külotlara kadar uzanan bir değişim gösterilmişti.   Altına da “Donun evrimi” diye yazılmıştı.   Ve burada da “külot” sandığımız ismin aslında bir erkek adı olduğunu böylece öğrenmiş olduk.   Struga’da, Drim Nehri’nin üzerindeki köprüde esen bir rüzgâr şapkamızı uçurup nehre düşürdü. Nehre dalıp şapkamı çıkaran o genç sayesinde, onun adının Klod (Claude/Cloud) olduğunu öğrendik.   Bazen bir gezi, yalnızca gezmek değildir.   Bir nehir, bir şapka, bir genç ve tek bir isim…   Yıllar sonra bile anlatılacak bir hatıraya dönüşebilir.
Ekleme Tarihi: 20 Ağustos 2026 -Perşembe

Adın Ne? Külot…

Adın Ne? Külot…
 
1990’lı yılların ortasında, öğrencilerimden 15-20 kadarıyla Makedonya’nın Ohri ve Struga şehirlerine geziye gittik.
 
Struga’da kentin ortasından Drim Nehri akar. Ohri Gölü’nden çıkar; şehri doğu ve batı diye ikiye ayırarak kuzeye doğru, yüksek debisiyle akar. Kent halkı, nehrin sağında ve solunda bulunan yürüyüş yollarında, yazın serinlemek için ikindi saatlerinde gezinti yaparlar. Kafe ve restoranlarda oturup yiyip içer, sohbet ederler.
 
Kentin Ohri Gölü sahilini gezdik, tekne turu yaptık. Gölden çıkan Drim Nehri üzerine kurulmuş köprüden nehri izliyorduk.
 
Başımda her zaman yazın şapka taşırım. Onu ters giyerim, cin ali misali! Fakat o gün şapkamı ters giymedim. Köprünün üzerinde bir şeyler anlatırken esen güçlü bir rüzgâr şapkamı başımdan aldı ve nehre düşürdü.
 
Öğrencilerin kimi güldü, kimi şaşkın şaşkın bakıyordu. Bu sırada nehrin kenarından nehre atlayıp yüzen gençlerden biri suya daldı ve şapkayı yakaladı. Bana getirip verdi. Yarım Türkçesiyle:
 
“Al abi.” dedi.
 
Sarışın, uzun boylu, 17-18 yaşlarındaki gence teşekkür ettim ve adını sordum.
 
“Benim adım Külot.” dedi.
 
Ben şaşırdım! Öğrencilerimiz kızlı erkekliydi. Bir anda kahkahayı patlattılar. Genç de bu duruma şaşırdı!
 
“Bizde hanımların giydiği iç çamaşırına külot denir.” dedim.
 
Bu sefer o şaşırdı.
 
Sonra ismini düzeltti:
 
“Külot değil, Klod/Cloud.” dedi.
 
Öğrendik ki Arnavutluk, Karadağ ve Makedonya’da Klod (Claude/Cloud) gibi erkek isimleri de yaygınmış.
 
Gence şapkamı hediye ettim, başına taktım. Öğrencilerimle onu alkışladık, fotoğraf çekilip teşekkür ettik.
 
Türkçeyi nereden öğrendiğini sordum.
 
“Burada çok Türk arkadaşım var, onlardan öğrendim.” dedi.
 
Gencin Arnavut mu, Makedon mu olduğunu soramadık.
 
Öğrencilerime, hayatımdan külot, don, şort, boxer vb. ile ilgili yaşadığım ilginç olayları akşam yemeğinden sonra anlattım.
 
Henüz daha ilkokula bile gitmezken nenem ve dedemle birlikte kalıyordum. Nenem abdest almış, ayağına çorabını giyiyordu. Ben de onun çorap giymesine bakıyordum.
 
Rahmetli, iffet abidesi nenem:
 
“Bakma oğlum, bakma! Günah, günah.” dedi.
 
Yıllarca bir bayanın ayağına bakmanın günah olduğunu düşündüm nenemin bu sözünden dolayı!
 
Oysaki şalvarının altında, ayağının topuğuna kadar uzanan uzun bir iç donu vardı.
 
Ortaokul yıllarında bir manifaturacı akrabama çıraktım. “Manifaturacı”, İtalyanca kökenli bir sözcüğe Türkçe ek getirilerek kullanılan ve kumaş, tekstil ürünü satan kişi anlamına gelen bir kelimedir.
 
Özellikle bayanlar iç giysi istediklerinde, akrabam bunları bana verir, ben de hanımlara götürürdüm. O sırada kendisi bir şeyle uğraşıyormuş gibi yapar, sorulara yere bakarak cevap verirdi.
 
Yaşlı kadınlar dize kadar inen, lastikli don/tuman; genç hanımlar da külot alırlardı.
 
Diğer iç çamaşırları dâhil hepsinin ustasıydım, çırak olarak!
 
Utanma duygusuyla böyle yapardı eskiler. “Haya imandandır.” derlerdi.
 
Dedem ve babam, dizine kadar uzanan, şort benzeri, evde el yapımı don giyerdi. Biz de çocuk olarak bunun daha küçük olanını giyerdik.
 
Şimdilerde boxer adıyla anılan iç çamaşırlarının evde yapılanları gibi bir şey düşünebilirsiniz.
 
Üniversiteye başladığımız 1970’li yılların sonlarına doğru, iç çamaşırı olarak slip adı verilen donlardan aldım.
 
Yurtta birlikte kaldığımız odalar 4, 6 veya 9 kişilikti; yataklar ranzalıydı. Bu ortamda, bir dolabın arkasında pijamalarımızı çıkarıp pantolonlarımızı giyerdik.
 
Bir gün, kimya bölümünde okuyan Akhisarlı oda arkadaşım beni slip donla gördü. Dindar olan bu arkadaşım bana:
 
“Kadın kilodu gibi külot hiç sana yakışıyor mu?” dedi.
 
“Ne giyeceğim?” dedim.
 
“Şeriat donu giy.” dedi.
 
“O ne?” dedim.
 
“Dizin altına kadar inen don.” dedi.
 
Hiç cevap veremedim. Ben de dindar bir aileye mensuptum ama “şeriat donu”nu o güne kadar duymamıştım.
 
Bir cuma günü, namazdan sonra hutbeyi okuyan imamı bir şey sormak için bekledik. Meğer arkadaşım benim giydiğim slip donu soracakmış hocaya!
 
Sordu:
“Hocam, bazı erkek  öğrenciler kadın külodu gibi slip don giyiyor, şeriat donu giymiyor. Caiz mi?” dedi.
 
Hoca sordu:
“Şeriat donu nedir?”
 
O da cevap verdi:
“Diz altına kadar inen don.”
 
Hoca sordu:
“Neden şeriat donu diyorsun?”
“Çünkü sahabeler ve bütün Müslümanlar böyle bir don giymiş.” dedi.
 
Hoca:
“Nereden çıktı bu ‘şeriat donu’? Eğer Hz. Peygamber ve sahabeler döneminden söz ediyorsan, çoğu donsuzdu. Üzerlerine giyecekleri elbiseyi bile zor buluyorlardı. Bizim ki gibi onların iç çamaşırı bile yoktu.”
 
Ardından:
“Ama sen haklısın. Birilerinin yanında giyinip soyunurken mahremiyete dikkat etmek gerekiyor. Daha uygun olanı, diz altına kadar inen bir don giymektir.” dedi.
 
Yıllar sonra bir gün gazetede bir karikatür gördüm. Kadınların giydiği donların, yıllar içindeki değişimini evrimini gösteriyordu. Nenemin topuğuna kadar uzanan dondan başlayıp dize kadar gelen donlara, oradan külotlara ve şimdilerde yaygınlaşan, varlığı yokluğu belli olmayan külotlara kadar uzanan bir değişim gösterilmişti.
 
Altına da “Donun evrimi” diye yazılmıştı.
 
Ve burada da “külot” sandığımız ismin aslında bir erkek adı olduğunu böylece öğrenmiş olduk.
 
Struga’da, Drim Nehri’nin üzerindeki köprüde esen bir rüzgâr şapkamızı uçurup nehre düşürdü. Nehre dalıp şapkamı çıkaran o genç sayesinde, onun adının Klod (Claude/Cloud) olduğunu öğrendik.
 
Bazen bir gezi, yalnızca gezmek değildir.
 
Bir nehir, bir şapka, bir genç ve tek bir isim…
 
Yıllar sonra bile anlatılacak bir hatıraya dönüşebilir.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.