Yunus Emre’nin meşhur şiirinin ilk dörtlüğü şöyledir:
Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem, ne divane
Gel gör beni aşk neyledi?
Derler ki çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Gezen görüp gözlemlediği. İçin bir adım öne çıkar. Kırkbeş yıldır yurt içi ve yurt dışı geziler yaparım. Bir de modern Evliya Çelebi lakabım var çok gezdiğim için. Gezmeyi gezdirmeyi seviyorum. Yeni yerler görüp, yeni bilgiler ediniyor, duyduğum bilgileri görüp, gözleyip teyit ediyorum.
Yurt dışına çıkmak helede kara yolundan çok zahmetliydi yıllar önce. Sınırda bavullar otobüslerden indirilir, açılır, başında beklenirdi. Beklemek bazen saatler sürerdi. Sıkıntılı günlerdi ama yine de yurt dışına çıkardım. Sınırların ötesine geçmek, sadece yeni şehirler, yeni yerler görmek değil; her coğrafyanın geçmişle olan bağlarımızın izlerini görmek, bizden olanın ruhuna dokunmak, olanı ve farklılıkları görmek, eski ve yeninin ilginç hikâyesine ortak olmak, insani dostluklar kurmak için yollara düştüm. İlk önceleri özellikle ecdadın feth ettiği coğrafyalarda onlarca eserler bıraktığı yerlerde dolaşmaktan çok haz alırdım. Ruhumu da okşayan ecdadın yön verdiği Rumeli diyarındaki eserler ve evladı fatihan nesliyle tanışmak, hasbıhal etmek ve rahmetli dedemin orta okul yıllarında sevdirdiği, tarihe ilgimi artıran bilgilerimle, deniz bilimci ve coğrafyacı kimliğimle gezmeye ilgi duydum.
Eşimin de evladı fatihan nesli olup göçle gelenlerden olmaları, yaşanmış onca acı ve ızdırap dolu mazileri, Rumeli topraklarına ilgimi büsbütün artırmıştı.
Şu anımı hiç unutamam. Kar kıyamet soğuk kış günü Kosova iç savaşında on binlerce masum sivil evini barkını bırakıp güvenli komşu ülkeler Arnavutluk ve Makedonya’ya geçmek için çoluk çocuk, kadın ve yaşlı insanlar dağları aşmaya çalışırken TV ler yayın yapıyor. Eşim kucağına almış evlatlarımızı ağlayarak izliyordu TV de. Bu manzarayı gördüm ve kendisi de bir göçmen çocuğu olan tekstil mühendisi arkadaşım Saim beyi aradım. O akşam arabamızı marketten bulduğumuz ne varsa doldurup yollara düşmüştük…
Bu masum insanlara el uzatmak, azda olsa yardımcı olmak, yalnız olmadıklarını hissettirmek, moral verip dertleriyle dertleşmek insani bir vazifemdi, benim için bir ulvi gaye olmuştu.
Yolda her ikimizden plakalı araçların aynı duygularla yol aldıklarına şahit oldum. Bu aziz Türk milletinin mazluma yardıma koşma duygusuydu…
Türkiye’den dünyanın çok farklı köşelerine uzanan gezilerimde defatla gezdiğim, belirli sürelerde konakladığım, beni kendine çeken yerler oldu. Eşimin atalarının geldiği ve büyük dedelerimin bazılarının da sadrazam, vezir, serasker, kethüda, sor katibi vb görevlerle Osmanlı adına yönettiği 500 yıllık Türk yurdu Rumeli toprakları her zaman bende ilgi odağı oldu. Ecdadımla bıraktıkları eserleri görünce övünç duymama vesile oldu.
Makedonya da Üsküp, Ohri, Struga, Manastır, Gostivar, Tetova, Debre, Veles, Koçana, Eğri, Köprü, Kumanova, Doyran, Lagunişte, Volandova vb yerlerde nice serüvenler yaşadım. Çaresiz kaldığım, kaybolduğum anlarım oldu. Bir hızır gibi uzatan elleri, aşını, ekmeğini benimle paylaşanları tanıdım. Sanki evladı, kardeşi gelmiş gibi sarılıp ağlayan insanlara şahit oldum, tanıdım buralarda. Hep söylerim gitseniz memleketinize öz kardeşiniz sarılıp daağlamaz! Burada hiç ama hiç tanımadığım pek çok insanın bana ve öğrencilerime kucak açıp kardeşi gelmiş gibi sarılıp ağladıklarını çok gördüm. Bu manzara karşısında kalbimden vuruldum. Zira bu yapmacık olamazdı. İçten gelen insani duyguların ifadesiydi. Böyle bir evladı fatihan diyardı Rumeli toprakları…
Unutulmaz anılarımın ve her köşesinde her durakta biriktirdiğim eşsiz dostlukların safi, samimi, çıkarsız ilişkilerin peşinde tekrar tekrar yola çıktım geldim 30-35 yıldır. Ve son olarak üniversite arkadaşım iş adamı Yener beyle gelip bir ay kaldım. Strugada aylığı 16 bin tl ye ev kiraladım. 10-15 bin tl ye ev kiralayıp farklı bir yaz tatili geçirebilirsiniz buralarda. Birden fazla ülke ve şehri gezip görebilirsiniz.
Vize istemeyen 90 gün kalma imkanı olan Arnavutluk, Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Karadağ ve Makedonya vizesiz gidebileceğimiz Rumeli diyarlarıdır.
Camiler, hanlar, hamamlar, köprüler, çarşı ve dergahlar, cumbalı evler, sebil ve şadırvanlarıyla yok olmadan gidip görülmeye değer.
Bir yerin havası suyu tarihi yapıları kadar insanı da çok önemli! Rumeli’de evladı fatihan diyarlarında her gelişimde safiyane ruhlu pırıl pırıl dostlar tanıdım. Biri de 500 yıldır burada yaşayan şeyh ailesi mensubu Abdülhalık beydi.
Drim nehri kıyısında Taç Mahal restoranın sahibi rahmetli olan Abdulhalık beyi nasıl unutur insan. Nehrin kenarında oturduk masaya balık istedik. Üzgün kalmadı dedi. Ben tezgahta gördüm deyince, onlar 300 gr gelir küçüktür. Biz 450 gr veriyoruz, dedi safiyane…
Demedi gramajı az balıkları yedireyim bunlara! Şu Saffete, güzelliğe bakınız…Ruhu şad olsun vefat etmiş, son kez göremedim bu güzel insanı. Şimdi damadı Cihat bey işletiyor.ç Taç Maal adlı cafe ve restoranı. Yolunuz düşerse Strugaya uğrayın, Drim nehri kıyısında çay kahve içip balık küfte yiyin güvenle…
