Dr. Sefa Sekin
Köşe Yazarı
Dr. Sefa Sekin
 

Bir Anım Var… Bir Oda, Üç Öğretmen

Yirmi beş, yirmi sekiz yıl önce, Millî Eğitim Bakanlığında müşavir olarak görev yaptığım yıllardı. Yeni eğitim ve öğretim yılının açılışları vesilesiyle, özellikle bir zamanlar ülkede sürgün yeri olarak anılan doğu illerimize gider, eğitim camiasıyla bir araya gelirdim. Siyasilerin aynı fikirde olmayan bir devlet görevlisi vatandaşa kindar zihniyetle yaklaşımları ve cennet vatanın bir yerlerini  ‘sürgün yeri’ diye yaftalamalarına hep kızgın oldum.   Konaklama yerim çoğunlukla öğretmen evleri olurdu. Hem öğretmenlerle aynı ortamı paylaşır hem de onların yaşadığı şartları yakından görme fırsatı bulurdum.   Yine böyle bir seyahat öncesinde öğretmen evini aramış, kendime bir oda ayırtmıştım.   Akşam saatlerinde ilçeye vardığımda, resepsiyonda üç genç bayan öğretmenin görevliyle konuştuğunu gördüm. Bavulları yanlarındaydı. Yorgun oldukları her hallerinden belliydi.   Görevli, mahcup bir ifadeyle onlara şöyle diyordu:   “Yerlerimiz dolu. Ancak isterseniz lokalde sabahlayabilirsiniz. Sabah köylere giden dolmuşlar karşı yoldan geçiyor. Onlara binerek görev yerlerinize ulaşabilirsiniz.”   Üç genç bayan öğretmen, ellerindeki bavullarla çaresizce lokale doğru yöneldiler.   O an, yıllardır eğitim camiasının içinde bulunan, ülkeme genç öğretmenler yetiştiren biri olarak, bu manzara karşısında kayıtsız kalamazdım.   Görevliye kendimi tanıttım. Ardından sakin bir ses tonuyla:   “Ben Millî Eğitim Bakanlığında müşavirim. Bana ayırdığınız odayı öğretmen hanımlara verebilirsiniz. Ben ilde kalacağım.” dedim.   Görevli şaşırdı. Genç öğretmenler de ne diyeceklerini bilemediler. Teşekkür edip, hocam biz lokalde dinleniriz, dediler. Benim ilde de yerim var diyerek onları ikna ettim ve fazla konuşmadan oradan ayrıldım.   Belki o gece yaptığım şey, dışarıdan bakıldığında küçük bir davranıştı. Bir oda değişikliği, bir konaklama meselesi! Ama benim için bundan çok daha fazlasıydı.   Çünkü öğretmenlik, yalnızca sınıfta ders anlatmakla başlayan bir meslek değildir. Öğretmenlik, insanı anlamakla, yükünü paylaşmakla ve gerektiğinde kendi rahatından da vazgeçebilmekle anlam kazanır.   O üç genç öğretmen, ertesi sabah köylere giden dolmuşlara binip görev yerlerine ulaşıp, yıllarca o köyde veya başka köylerde çocuklara ışık oldular. Belki o akşam yaşadıkları küçük bir jest, meslek hayatlarının zor günlerinde onlara güç verdi.   Benim ise o geceden aklımda kalan, öğretmenevinin dolu odaları değil; bu kurumlarının açılışının çok doğru bir karar olduğuydu. İyi ki bu kurum açılmıştı. Zira nice gencecik bay ve bayan öğretmenlere sıcak bir yuva, sığınak oluyordu.    O üç gencecik bayan öğretmenin bavullarıyla lokale yürüyüşü karşısında insanın insana karşı sorumluluğunun ne kadar sade bir davranışla ortaya çıkabileceğiydi.   Aradan yıllar geçti. Eğitim sistemlerimiz ve şartlar değişti, görevler değişti, insanlar değişti. Fakat o akşamın hatırası zihnimde hâlâ canlı.   Çünkü bazı anılar, yaşandıkları günün değil, insanın hayata bakışının bir parçası olur.   Ve bazen öğretmenlik, büyük sözlerle değil, yalnızca bir cümleyle yapılır: “Ben gece ilde kalacağım. Odayı öğretmen hanımlara vere bilirsiniz.”
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi

Bir Anım Var… Bir Oda, Üç Öğretmen

Yirmi beş, yirmi sekiz yıl önce, Millî Eğitim Bakanlığında müşavir olarak görev yaptığım yıllardı. Yeni eğitim ve öğretim yılının açılışları vesilesiyle, özellikle bir zamanlar ülkede sürgün yeri olarak anılan doğu illerimize gider, eğitim camiasıyla bir araya gelirdim.
Siyasilerin aynı fikirde olmayan bir devlet görevlisi vatandaşa kindar zihniyetle yaklaşımları ve cennet vatanın bir yerlerini  ‘sürgün yeri’ diye yaftalamalarına hep kızgın oldum.
 
Konaklama yerim çoğunlukla öğretmen evleri olurdu. Hem öğretmenlerle aynı ortamı paylaşır hem de onların yaşadığı şartları yakından görme fırsatı bulurdum.
 
Yine böyle bir seyahat öncesinde öğretmen evini aramış, kendime bir oda ayırtmıştım.
 
Akşam saatlerinde ilçeye vardığımda, resepsiyonda üç genç bayan öğretmenin görevliyle konuştuğunu gördüm. Bavulları yanlarındaydı. Yorgun oldukları her hallerinden belliydi.
 
Görevli, mahcup bir ifadeyle onlara şöyle diyordu:
 
“Yerlerimiz dolu. Ancak isterseniz lokalde sabahlayabilirsiniz. Sabah köylere giden dolmuşlar karşı yoldan geçiyor. Onlara binerek görev yerlerinize ulaşabilirsiniz.”
 
Üç genç bayan öğretmen, ellerindeki bavullarla çaresizce lokale doğru yöneldiler.
 
O an, yıllardır eğitim camiasının içinde bulunan, ülkeme genç öğretmenler yetiştiren biri olarak, bu manzara karşısında kayıtsız kalamazdım.
 
Görevliye kendimi tanıttım. Ardından sakin bir ses tonuyla:
 
“Ben Millî Eğitim Bakanlığında müşavirim. Bana ayırdığınız odayı öğretmen hanımlara verebilirsiniz. Ben ilde kalacağım.” dedim.
 
Görevli şaşırdı. Genç öğretmenler de ne diyeceklerini bilemediler. Teşekkür edip, hocam biz lokalde dinleniriz, dediler. Benim ilde de yerim var diyerek onları ikna ettim ve fazla konuşmadan oradan ayrıldım.
 
Belki o gece yaptığım şey, dışarıdan bakıldığında küçük bir davranıştı. Bir oda değişikliği, bir konaklama meselesi! Ama benim için bundan çok daha fazlasıydı.
 
Çünkü öğretmenlik, yalnızca sınıfta ders anlatmakla başlayan bir meslek değildir. Öğretmenlik, insanı anlamakla, yükünü paylaşmakla ve gerektiğinde kendi rahatından da vazgeçebilmekle anlam kazanır.
 
O üç genç öğretmen, ertesi sabah köylere giden dolmuşlara binip görev yerlerine ulaşıp, yıllarca o köyde veya başka köylerde çocuklara ışık oldular. Belki o akşam yaşadıkları küçük bir jest, meslek hayatlarının zor günlerinde onlara güç verdi.
 
Benim ise o geceden aklımda kalan, öğretmenevinin dolu odaları değil; bu kurumlarının açılışının çok doğru bir karar olduğuydu. İyi ki bu kurum açılmıştı. Zira nice gencecik bay ve bayan öğretmenlere sıcak bir yuva, sığınak oluyordu. 
 
O üç gencecik bayan öğretmenin bavullarıyla lokale yürüyüşü karşısında insanın insana karşı sorumluluğunun ne kadar sade bir davranışla ortaya çıkabileceğiydi.
 
Aradan yıllar geçti. Eğitim sistemlerimiz ve şartlar değişti, görevler değişti, insanlar değişti. Fakat o akşamın hatırası zihnimde hâlâ canlı.
 
Çünkü bazı anılar, yaşandıkları günün değil, insanın hayata bakışının bir parçası olur.
 
Ve bazen öğretmenlik, büyük sözlerle değil, yalnızca bir cümleyle yapılır: “Ben gece ilde kalacağım. Odayı öğretmen hanımlara vere bilirsiniz.”
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.