Türkiye son yurdumuz Türk ulusu !
Yağmacılara yurdumuzu yağmalatmayalım!
Atalarımız; dağları, ormanları, ağaçları, inançsal/ mitolojik nedenlerden ötürü ululayıp kutsamış. Bundan dolayıdır ki; anayurt Büyük Asya'daki iki sıra dağa; Tanrı dağları ve Altay (Altın) dağları adını vermiş.
Elbette dağlar, ormanlar, ağaçlar; tüm insanlık için yaşamsal. Canlıların susuz ve ormansız yaşamı olası değil.
CANLILAR EVRENİ
1- İnsanlar evreni
2- Bitkiler evreni
3- Hayvanlar evreni
Bitkiler ve hayvanlar evreni olmadan insan yaşamı mümkün değil. İnsan olmadan bitkiler ve hayvanlar yaşar mı? Yaşar. Ve hatta çok da huzurlu yaşar. İnsan türünün sürekliliği için ağaç/orman vazgeçilmez bir yaşam kaynağı. Böyle olmasına karşın bindiği dalı kesme konusunda, insan türü çok mahir.
Gelin şimdi ağaçla ilgili inanışlara, mitolojik/söylencelere bir göz atalım.
Ağaç kültü, içinde birçok doğa inançlarını da barındıran animizmle ilişkili. Animizm ağaçlara saygıyı öğütlüyor. Ağaçların da bir ruha sahip olduğu düşünülmüş bu sistemde. Doğal olarak; ağaçlar korunup sevilmeli. Bu kültüre göre ağaçlar; bereket, verim, üretim ve bolluğun kaynağı. Bu nedenle ağaç kültü/tapınımı doğmuş.
Eski Türkler ve kardeş halk Moğolların inancı; Tengricilik (Batılılar Şamanizm diyor). Kuzey Amerika Kızılderili yerlileri de Şaman. Şamanist inanç sistemine göre, dünyanın merkezinde yer ve gök evrenini birleştiren "Dünyalar Ağacı" var.
Türklerde ağaca tapınımının izleri, Oğuzlara kadar sürmüş.
'Bay Terek', 'Temir Kavak', 'Hayat Ağacı' denilen kutsal 'Evliya Ağaç' inanışına benzer inançlara, yalnızca Türk inanç kültüründe değil, öbür dünya mitolojilerinde de rastlamak olası.
Kaşgarlı Mahmut Oğuzlardan söz ederken, yüksek dağlara yakınlık duyduklarını söyler.
"Gözlerine ulu görünen büyük bir ağaca "Tankrı" dediklerini yazar. Antalya/ Gündoğmuş sınırları içinde yer alan ulu bir dağa, Tangır (Tanrı) dağı adını vermiş yöre halkı. Kültürün sürekliliği ne güzel bir olay. Anımsatalım. Tanrı dağı; endemik bir tür olan ipar/yipar çiçeğine de vatan.
Kumukların dokunulmaz ve kutsal saydıkları ağacı, "Tenkrihan" olarak adlandırmış olması ve diğer birçok tarihsel bilgiler de gösteriyor ki; Türklerin gözünde ulu ağaçlar Tanrısal nitelikte.
Eski Türk kültüründe her ağacın canlı varlık olduğuna inanılmış. Kutsal ağaca zarar veren, dallarını kıran birinin kötülük göreceği düşünülmüş. Kutsanan ağaca ant içilip kurbanlar, adaklar sunulmuş. Anadolu Kızılbaş Türkmenleri, kutsal ağaçların Tanrısal özellik taşıdığını belirtmek için bu tür ağaçlara "Dede Ağacı" adını vermiş. Cengiznameye'ye göre Cengiz, her boya bir işaret olarak ayrı ayrı damga, kuş ve benzeri motiflerin yanında, bir de ağaç atamış.
Kaşgarlı Mahmut, "Bay Yığaç"ı, bir yer adı olarak kayda almış. Kazakistan'daki birçok doğal nesne ve yere "Avlıya Akaş" (Evliya, eren, ermiş ağaç, kutsal ağaç) gibi adlar verilmiş. Tüm bilgiler, ağacın Türklerde kadar önemli olduğunu açık seçik ortaya koyuyor.
Anadolu Tahtacı Türkmenleri ve Yörükler, ağacı kutsayarak kültürel sürekliliği hala sürdürüyor.
Aşık Paşaoğlu tarihinde de, "Devletli Kaba Ağaç" ifadesi var. "Kaba Ağaç" anlayışı, bu şekliyle Dede Korkut kitabında da geçer.
"Kaba" sıfatı ağacın ululuğu ve kutsallığına işaret.
Bizim köyde (Serik/ Akbaş) büyük ağaçlar için kullanılan sıfatlar şunlar:
Goca/ Koca Ardıç, Koca Katran, Koca Çam, Koca Kavak, Koca Zeytin, Koca Andız, Koca Pelit v.b.
İfade de geçen; koca/goca sıfatının işlevi nedir?
Goca/koca nitelemesi ağacı iri yaşlı, kocaman, iri, büyük, yüce, ulu, bilge, anıtsal ve kutsal niteliğine vurgu.
Koca/goca ağaçlar kültür kotlarımıza yerleşen "Hayat Ağaçlarının" bugüne kadar gelen izleri.
Çevredeki diğer doğal oluşumlar da, yine şöyle adlandırılmakta:
Goca belen, Goca tepe, Goca dağ, Goca ırmak, Goca dere, Goca tarla vb.
İnsanlık şayet sonsuza kadar yaşatmak istiyorsa kendi türünü; ağacı taşı, kuşu kurdu, ırmağı ormanı ve her çeşit su kaynağını korumaya mecbur. Diğer canlı türlerine saygı duymaya mecbur. Doğuda barış içinde yaşamaya mecbur Orman yoksa insanlık da yok. Kızılderili bilgeye kulak verelim:
"Dünyayı sadece atalarımızdan miras almadık, aynı zamanda çocuklarımızdan da emanet (ödünç) aldık."
Zeytinlere sahip çıkalım! İkizköy'e sahip çıkalım! Akbelen'e sahip çıkalım! Kaz dağlarına, Toros dağlarına sahip çıkalım! Sahip çıkalıp bize analık yapan ana yurt Anadolu'ya!
Yeraltı/ yerüstü bütün varlıklarımıza sahip çıkalım. Yağmalatmayalım güzel vatanımızı.
Her türlü canlıyı koruyup kollamak her sorumlu insanın görevi, her namuslu yurttaşın da ödevi.
Yurt; canlısıyla cansızıyla bir bütün.
Yurdumuzu bir bütün olarak koruyalım.
Türkiye çöl olmasın!
Çölden vatan olmaz!
BEN ULU KESTANE
Ben ulu kastane, bilge ağacım
Göçüp gitti nice, kardeşim bacım
Gelenler sevincim, gidenler acım
Zamana tanığım; illere anıt
Dağlara yoldaşım; kuşlara konut...
Roma'ya, Moğol'a, Beye, Hakana
Selçuklu, Osmanlı, bütün sultana
Karaman Mehmet'e, Türkçe fermana
Zamana tanığım; dillere kanıt
Çağlara yoldaşım; kuşlara konut...
Derinde köklerim, komşum yıldızlar
Gölgemde oynaştı, oğullar kızlar
Bir yangın görsem, yüreğim sızlar
Zamana tanığım; yıllara yanıt
Bağlara yoldaşım; kuşlara konut...
Duruşa, savaşa, yüce barışa
Rahvan atlılara, uzun yarışa
Emeğe, çekice, kola, karışa
Zamana tanığım; ellere umut
Sağlara yoldaşım; kuşlara konut...
Şiir ve yazı : Himmet Cansız
Antropolog, Ozan
