Kadınlar Yaşasın Diye Yarın 8 Mart...

KÜLTÜR SANAT 07.03.2026 - 12:47, Güncelleme: 07.03.2026 - 13:03
 

Kadınlar Yaşasın Diye Yarın 8 Mart...

Bu 8 Mart’ta temennimiz şudur: Bir ailenin direği, toplumun vicdanı, geleceğin nesillerini yetiştiren en güçlü öğretmendir. Çünkü kadın yaşarsa, toplum yaşar.
Kadınlar Yaşasın Diye Yarın 8 Mart... Dünyanın birçok ülkesinde kadınların emeği, hakları ve toplumdaki yeri konuşulacak. Çiçekler verilecek, güzel sözler söylenecek. Oysa bu günün doğuşu, bir kutlamadan çok bir mücadelenin ve acının tarihidir. 1857 yılında ABD’nin New York kentinde tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları için greve gittiklerinde çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Bu trajedi, yıllar sonra kadın hakları mücadelesinin sembol günlerinden birine dönüşecek ve Dünya Kadınlar Günü olarak anılacaktı. Türkiye’de ise kadının toplumsal değeri, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” sözüyle çok erken yıllarda vurgulanmıştır. Cumhuriyet’in ilk döneminde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış, eğitim ve çalışma hayatının kapıları açılmıştır. Ancak aradan geçen onca yıla rağmen, bugün hâlâ içimizi acıtan bir gerçek var: Kadınların bir kısmı hâlâ şiddetin, baskının ve hatta cinayetlerin kurbanı olmaktadır. Türkiye’de neredeyse her ay gazetelerin üçüncü sayfalarında yeni bir kadın cinayeti haberi okuyoruz. Bir anne, bir kız evlat, bir eş ya da bir kardeş… Bir insanın hayatı, çoğu zaman kıskançlık, öfke ya da kontrol hırsı yüzünden sona eriyor. Toplum olarak her kadın cinayeti sonrası aynı cümleyi kuruyoruz: “Bir daha olmasın…” Ama ne yazık ki bir süre sonra başka bir isim, başka bir hayat daha aramızdan koparılıyor. Kadın yalnızca bir birey değildir; Bir ailenin direği, toplumun vicdanı, geleceğin nesillerini yetiştiren en güçlü öğretmendir. Bir toplumun medeniyeti, kadınlarının güven içinde yaşayıp yaşayamadığıyla ölçülür. Kadınların korkmadan sokakta yürüyebildiği, fikirlerini özgürce söyleyebildiği, emeğinin değer gördüğü bir toplum gerçek anlamda güçlü bir toplumdur. 8 Mart bu yüzden yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir vicdan muhasebesidir. Her kaybedilen kadın, yalnızca bir insanın ölümü değildir. Bir annenin duası, bir çocuğun geleceği, bir ailenin umudu da onunla birlikte toprağa girer. O nedenle bugün sorulması gereken soru şudur: Kadınların gerçekten güven içinde yaşayabildiği bir toplum olabildik mi? Kadınların hayatını koruyamadığımız sürece, yapılan tüm kutlamalar eksik kalacaktır. Çünkü kadınların yaşamadığı bir dünyada ne barıştan ne de adaletten söz edilebilir. Bu 8 Mart’ta temennimiz şudur: Kadınların korkmadan yaşayabildiği, şiddetin değil saygının hâkim olduğu bir toplum… Çünkü kadın yaşarsa, toplum yaşar.  Dilber KÖSE
Bu 8 Mart’ta temennimiz şudur: Bir ailenin direği, toplumun vicdanı, geleceğin nesillerini yetiştiren en güçlü öğretmendir. Çünkü kadın yaşarsa, toplum yaşar.

Kadınlar Yaşasın Diye Yarın 8 Mart...

Dünyanın birçok ülkesinde kadınların emeği, hakları ve toplumdaki yeri konuşulacak. Çiçekler verilecek, güzel sözler söylenecek.
Oysa bu günün doğuşu, bir kutlamadan çok bir mücadelenin ve acının tarihidir.

1857 yılında ABD’nin New York kentinde tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları için greve gittiklerinde çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Bu trajedi, yıllar sonra kadın hakları mücadelesinin sembol günlerinden birine dönüşecek ve Dünya Kadınlar Günü olarak anılacaktı.

Türkiye’de ise kadının toplumsal değeri, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” sözüyle çok erken yıllarda vurgulanmıştır. Cumhuriyet’in ilk döneminde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış, eğitim ve çalışma hayatının kapıları açılmıştır.

Ancak aradan geçen onca yıla rağmen, bugün hâlâ içimizi acıtan bir gerçek var:
Kadınların bir kısmı hâlâ şiddetin, baskının ve hatta cinayetlerin kurbanı olmaktadır.

Türkiye’de neredeyse her ay gazetelerin üçüncü sayfalarında yeni bir kadın cinayeti haberi okuyoruz.
Bir anne, bir kız evlat, bir eş ya da bir kardeş…

Bir insanın hayatı, çoğu zaman kıskançlık, öfke ya da kontrol hırsı yüzünden sona eriyor.
Toplum olarak her kadın cinayeti sonrası aynı cümleyi kuruyoruz:
“Bir daha olmasın…”

Ama ne yazık ki bir süre sonra başka bir isim, başka bir hayat daha aramızdan koparılıyor.

Kadın yalnızca bir birey değildir;
Bir ailenin direği, toplumun vicdanı, geleceğin nesillerini yetiştiren en güçlü öğretmendir.
Bir toplumun medeniyeti, kadınlarının güven içinde yaşayıp yaşayamadığıyla ölçülür.

Kadınların korkmadan sokakta yürüyebildiği, fikirlerini özgürce söyleyebildiği, emeğinin değer gördüğü bir toplum gerçek anlamda güçlü bir toplumdur.

8 Mart bu yüzden yalnızca bir kutlama günü değildir.
Aynı zamanda bir vicdan muhasebesidir.
Her kaybedilen kadın, yalnızca bir insanın ölümü değildir.
Bir annenin duası, bir çocuğun geleceği, bir ailenin umudu da onunla birlikte toprağa girer.

O nedenle bugün sorulması gereken soru şudur:
Kadınların gerçekten güven içinde yaşayabildiği bir toplum olabildik mi?

Kadınların hayatını koruyamadığımız sürece, yapılan tüm kutlamalar eksik kalacaktır.

Çünkü kadınların yaşamadığı bir dünyada ne barıştan ne de adaletten söz edilebilir.

Bu 8 Mart’ta temennimiz şudur:
Kadınların korkmadan yaşayabildiği, şiddetin değil saygının hâkim olduğu bir toplum…

Çünkü kadın yaşarsa, toplum yaşar. 

Dilber KÖSE

Antalya HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.