Kızılkule’den bir serzeniş Çocukları öldürmeyelim…
Kızılkule’den bir serzeniş Çocukları öldürmeyelim…
Adını koymaktan kaçtığımız, görmezden geldikçe hafiflettiğimizi sandığımız bir gerçeğin içindeyiz: Çocuklar ölüyor.
Çocukları öldürmeyelim… içimizdeki çocuktan başlayalım.
Bugün içimden geçenleri sizinle paylaşmak istedim.
Belki bir cümle, bir duygu bir yere dokunur diye…
Kızılkule’den bir serzeniş bu
Ama bu kez bir mecaz değil. Bu, gerçekten susturulan çocukların sesi.
İçimizdeki çocuk sustuğunda, dünya sessizleşir.
Adını koymaktan kaçtığımız, görmezden geldikçe hafiflettiğimizi sandığımız bir gerçeğin içindeyiz: Çocuklar ölüyor.
Ve biz hâlâ bunu yeterince yüksek sesle söylemiyoruz.
Bazen en büyük kayıplar sessiz olur.
Bir çocuğun gülüşü kaybolurken,
bir hayal yavaşça silinirken, ya da bir merak “artık büyü” denilerek bastırılırken…
İnsanlığın en kırılgan yeri tam da orasıdır.
Çocuklar sadece büyümez; şekillendirilir.
Onlara yükler yükleriz, sınırlar çizeriz.
Ama çoğu zaman fark etmeyiz:
Bir çocuğun içindeki ışık, sevgiyle büyür, anlayışla güçlenir.
İçindeki çocuğu koruyamayan, dışarıdaki masumiyeti anlayamaz.
Ve belki de en önemlisi şu diye düşünüyorum:
Çocukları korumak sadece dış dünyadan korumak değildir.
Onları içimizde öldürmemek de gerekir.
Çünkü her birimizin içinde bir çocuk var.
Kırılgan, merak eden, bazen düşen ama yine de yeniden başlayan bir çocuk…
O çocuk sustuğunda, içimiz de sessizleşiyor.
Gülüşler azalıyor, dünya biraz daha sertleşiyor.
Çocukları değil, çocukluğu kaybediyoruz.
Bir çocuğun elinden tutmak kadar, kendi içimizdeki çocuğun elinden tutmak da önemli.
Çünkü biz iyileştikçe,
çocuklara da daha iyi bir dünya bırakabiliriz.
O yüzden bugün bunu söylemek istedim:
Çocukları öldürmeyelim… içimizdeki çocuktan başlayalım.
Sevgilerimle…
Gülzâre
Gülizar ALTAY
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
