ÖZ KÜLTÜRÜMÜZ, GENÇLER VE ÇOCUKLAR: KÖKLERİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAK

KÜLTÜR SANAT 24.08.2026 - 00:50, Güncelleme: 24.08.2026 - 01:28
 

ÖZ KÜLTÜRÜMÜZ, GENÇLER VE ÇOCUKLAR: KÖKLERİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAK

Afyonkarahisar Sahaf Şenliği, yalnızca kitapların, eski eserlerin ve kültürel mirasın buluştuğu bir etkinlik olmanın ötesinde; geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş önemli bir kültür köprüsüdür.
ÖZ KÜLTÜRÜMÜZ, GENÇLER VE ÇOCUKLAR: KÖKLERİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAK Bazı şehirler yalnızca üzerinde yaşadığımız coğrafyalar değildir; milletlerin hafızasını taşıyan canlı birer tarih kitabıdır. Afyonkarahisar da Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin en önemli sayfalarının yazıldığı, Millî Mücadele'nin ruhunu bugün dahi derinden hissettiren kadim topraklarımızdan biridir. İşte böylesine anlamlı bir coğrafyada gerçekleştirilen Afyonkarahisar Sahaf Şenliği, yalnızca kitapların, eski eserlerin ve kültürel mirasın buluştuğu bir etkinlik olmanın ötesinde; geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş önemli bir kültür köprüsüdür. Bu anlamlı etkinliğe Antalya'dan, Teke Yöresi Avşar Yörükleri Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa Sonugür'ün oğlu Yiğit ile birlikte katılması, bizim açımızdan ayrıca anlamlıdır. Çünkü kültürün yaşatılması yalnızca geçmişi bilmekle değil, gençleri ve çocukları bu kültürel hafızanın öznesi hâline getirmekle mümkündür. Kültür, yalnızca geçmiş değildir. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Öz Kültürümüz, Gençler ve Çocuklar” başlıklı söyleşi de tam bu noktada önem kazanmaktadır. İstanbul Aydın Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, antropolog ve yazar Doç. Dr. Gökçen Çatlı'nın kültür, toplum, gençlik ve çocuklar üzerine değerlendirmeleri; içinde bulunduğumuz çağın en önemli meselelerinden birine dikkat çekmektedir: Kendi kültürünü tanımayan bir nesil, geleceğini hangi değerler üzerine inşa edecektir? Küreselleşme, dijitalleşme ve hızlı iletişim çağında çocuklarımız dünyanın her köşesinden bilgiye ulaşabiliyor. Bu durum elbette önemli bir imkândır. Ancak bilgiye erişimin artması ile kültürel aidiyetin güçlenmesi aynı şey değildir. Çocuğun dünyayı tanıması kadar kendi evinin, ailesinin, yöresinin, dilinin, türküsünün, masalının, atasözünün, tarihinin ve geleneklerinin de farkında olması gerekir. Çünkü kültür, bireyin toplumsal hafızayla kurduğu bağdır. Yörük-Türkmen kültürü bir yaşam felsefesidir. Bizler Teke Yöresi'nin Yörük-Türkmen kültürünü yalnızca kıyafetlerden, yaylalardan, şenliklerden veya geleneksel yemeklerden ibaret görmemeliyiz. Yörük kültürünün içerisinde dayanışma, paylaşma, misafirperverlik, cesaret, tabiatla uyum, aile bağları, komşuluk, üretme ve yardımlaşma gibi güçlü toplumsal değerler bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürel mirası korumak, geçmişin görüntüsünü muhafaza etmek değildir. Asıl mesele, geçmişten gelen değerleri çağın ihtiyaçlarıyla buluşturarak geleceğe taşıyabilmektir. Bu nedenle çocuklarımızın ve gençlerimizin kültürle buluşması bir nostalji faaliyeti değil; aynı zamanda sosyolojik ve pedagojik bir gerekliliktir. Kitap, hafızanın en güvenilir taşıyıcılarından biridir. Sahaf şenliklerinin bir başka önemli tarafı da burada ortaya çıkıyor. Bugün dijital ortamda milyonlarca bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Fakat kitap hâlâ insanlığın düşünce birikimini kuşaktan kuşağa taşıyan en güçlü araçlardan biridir. Sahaflar ise yalnızca eski kitapların satıldığı mekânlar değildir. Onlar, toplumsal hafızanın korunduğu kültür duraklarıdır. Bir kitabın sayfaları arasında yalnızca kelimeler değil; bir dönemin düşüncesi, yaşam biçimi, siyasi atmosferi, sosyal ilişkileri ve insan hikâyeleri de saklıdır. Bu nedenle sahaf kültürünün yaşatılması, kültürel mirasımız açısından son derece değerlidir. Akademik bilgi ile toplumsal hafıza buluştuğunda; Doç. Dr. Gökçen Çatlı'nın antropoloji ve sosyoloji alanındaki çalışmalarının yanı sıra Türk tarihi, Türk mitolojisi, aile ve yakın tarih üzerine kaleme aldığı eserler de kültürün farklı boyutlarını ele almaktadır. “Tomris Han – Asil Kan”, “Babam Çatlı” ve “Çatlı Reis” gibi eserler üzerinden tarih, aile hafızası, biyografi ve toplumsal hafızanın nasıl iç içe geçtiğini görmek mümkündür. Özellikle Tomris Han üzerinden eski Türk kültüründe kadının konumunun ele alınması, tarih ve kültür çalışmalarının yalnızca geçmişi anlatmakla sınırlı olmadığını; bugünümüzü anlamamıza da katkı sağladığını göstermektedir. Burada önemli olan bir başka husus da şudur: Akademi topluma, toplum da akademiye ihtiyaç duyar. Bilimsel düşünce toplumdan kopuk kaldığında yalnızlaşır; toplumsal hafıza bilimsel yöntemlerden uzaklaştığında ise zamanla efsane ve yanlış bilgilerle karışabilir. Bu iki alanın sağlıklı biçimde buluşması, kültürümüzün doğru anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır. Çocuklara miras bırakacağımız en büyük zenginlik. Bugün çocuklarımıza ne bırakacağımızı düşündüğümüzde aklımıza çoğu zaman maddi değerler geliyor. Oysa bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miraslardan biri de kültürel kimlik ve aidiyet duygusudur. Bir çocuğun dedesinden dinlediği bir Yörük hikâyesi, ninesinden öğrendiği bir türkü, ailesinden duyduğu bir atasözü, yaşadığı yöreye ait bir gelenek; belki de yıllar sonra onun kimliğinin en güçlü parçalarından biri olacaktır. Bu nedenle kültür aktarımı yalnızca devletin, üniversitelerin, belediyelerin veya derneklerin görevi değildir. Aile, okul, sivil toplum ve akademi birlikte hareket etmelidir. Çünkü kültür, ancak yaşanırsa canlı kalır. Afyonkarahisar'da gerçekleşen bu buluşmayı da bu açıdan değerlendirmek gerekir. Antalya'dan Teke Yöresi Avşar Yörükleri Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa Sonugür'ün oğlu Yiğit ile birlikte bu kültür ortamında bulunması, aslında küçük ama anlamı büyük bir mesaj taşımaktadır: Gençlerimizi kültürümüzle buluşturmalıyız. Çünkü geçmişi bilmeyen bir genç, geleceği eksik kurar. Köklerinden kopmadan dünyaya açılan; kendi kültürünü bilen ama başka kültürlere de saygı duyan; teknolojiyi kullanan fakat teknolojinin kültürel kimliğini belirlemesine izin vermeyen nesiller yetiştirmek zorundayız. Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur: “Çocuklarımıza yalnızca nasıl yaşayacaklarını mı öğretiyoruz, yoksa kim olduklarını da anlatıyor muyuz?” Unutmayalım; Kültür, geçmişten geleceğe uzanan bir emanettir. Emanetin sahibi değil, emanetçisiyiz.  Teke Yöresi Avşar Yörükleri Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa SONUGÜR; " Bize düşen ise onu korumak, anlamak ve gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde teslim etmektir " diyor. Araştırmacı Tarihçi Yazar Gazeteci Dilber Köse  
Afyonkarahisar Sahaf Şenliği, yalnızca kitapların, eski eserlerin ve kültürel mirasın buluştuğu bir etkinlik olmanın ötesinde; geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş önemli bir kültür köprüsüdür.

ÖZ KÜLTÜRÜMÜZ, GENÇLER VE ÇOCUKLAR: KÖKLERİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAK

Bazı şehirler yalnızca üzerinde yaşadığımız coğrafyalar değildir; milletlerin hafızasını taşıyan canlı birer tarih kitabıdır. Afyonkarahisar da Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin en önemli sayfalarının yazıldığı, Millî Mücadele'nin ruhunu bugün dahi derinden hissettiren kadim topraklarımızdan biridir.

İşte böylesine anlamlı bir coğrafyada gerçekleştirilen Afyonkarahisar Sahaf Şenliği, yalnızca kitapların, eski eserlerin ve kültürel mirasın buluştuğu bir etkinlik olmanın ötesinde; geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş önemli bir kültür köprüsüdür.

Bu anlamlı etkinliğe Antalya'dan, Teke Yöresi Avşar Yörükleri Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa Sonugür'ün oğlu Yiğit ile birlikte katılması, bizim açımızdan ayrıca anlamlıdır.

Çünkü kültürün yaşatılması yalnızca geçmişi bilmekle değil, gençleri ve çocukları bu kültürel hafızanın öznesi hâline getirmekle mümkündür.
Kültür, yalnızca geçmiş değildir.
Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Öz Kültürümüz, Gençler ve Çocuklar” başlıklı söyleşi de tam bu noktada önem kazanmaktadır.

İstanbul Aydın Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, antropolog ve yazar Doç. Dr. Gökçen Çatlı'nın kültür, toplum, gençlik ve çocuklar üzerine değerlendirmeleri; içinde bulunduğumuz çağın en önemli meselelerinden birine dikkat çekmektedir:
Kendi kültürünü tanımayan bir nesil, geleceğini hangi değerler üzerine inşa edecektir?

Küreselleşme, dijitalleşme ve hızlı iletişim çağında çocuklarımız dünyanın her köşesinden bilgiye ulaşabiliyor. Bu durum elbette önemli bir imkândır. Ancak bilgiye erişimin artması ile kültürel aidiyetin güçlenmesi aynı şey değildir.

Çocuğun dünyayı tanıması kadar kendi evinin, ailesinin, yöresinin, dilinin, türküsünün, masalının, atasözünün, tarihinin ve geleneklerinin de farkında olması gerekir.
Çünkü kültür, bireyin toplumsal hafızayla kurduğu bağdır.
Yörük-Türkmen kültürü bir yaşam felsefesidir.

Bizler Teke Yöresi'nin Yörük-Türkmen kültürünü yalnızca kıyafetlerden, yaylalardan, şenliklerden veya geleneksel yemeklerden ibaret görmemeliyiz.
Yörük kültürünün içerisinde dayanışma, paylaşma, misafirperverlik, cesaret, tabiatla uyum, aile bağları, komşuluk, üretme ve yardımlaşma gibi güçlü toplumsal değerler bulunmaktadır.

Dolayısıyla kültürel mirası korumak, geçmişin görüntüsünü muhafaza etmek değildir.
Asıl mesele, geçmişten gelen değerleri çağın ihtiyaçlarıyla buluşturarak geleceğe taşıyabilmektir.
Bu nedenle çocuklarımızın ve gençlerimizin kültürle buluşması bir nostalji faaliyeti değil; aynı zamanda sosyolojik ve pedagojik bir gerekliliktir.

Kitap, hafızanın en güvenilir taşıyıcılarından biridir.
Sahaf şenliklerinin bir başka önemli tarafı da burada ortaya çıkıyor.

Bugün dijital ortamda milyonlarca bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Fakat kitap hâlâ insanlığın düşünce birikimini kuşaktan kuşağa taşıyan en güçlü araçlardan biridir.
Sahaflar ise yalnızca eski kitapların satıldığı mekânlar değildir.
Onlar, toplumsal hafızanın korunduğu kültür duraklarıdır.

Bir kitabın sayfaları arasında yalnızca kelimeler değil; bir dönemin düşüncesi, yaşam biçimi, siyasi atmosferi, sosyal ilişkileri ve insan hikâyeleri de saklıdır.
Bu nedenle sahaf kültürünün yaşatılması, kültürel mirasımız açısından son derece değerlidir.

Akademik bilgi ile toplumsal hafıza buluştuğunda; Doç. Dr. Gökçen Çatlı'nın antropoloji ve sosyoloji alanındaki çalışmalarının yanı sıra Türk tarihi, Türk mitolojisi, aile ve yakın tarih üzerine kaleme aldığı eserler de kültürün farklı boyutlarını ele almaktadır.

“Tomris Han – Asil Kan”, “Babam Çatlı” ve “Çatlı Reis” gibi eserler üzerinden tarih, aile hafızası, biyografi ve toplumsal hafızanın nasıl iç içe geçtiğini görmek mümkündür.
Özellikle Tomris Han üzerinden eski Türk kültüründe kadının konumunun ele alınması, tarih ve kültür çalışmalarının yalnızca geçmişi anlatmakla sınırlı olmadığını; bugünümüzü anlamamıza da katkı sağladığını göstermektedir.

Burada önemli olan bir başka husus da şudur:
Akademi topluma, toplum da akademiye ihtiyaç duyar.
Bilimsel düşünce toplumdan kopuk kaldığında yalnızlaşır; toplumsal hafıza bilimsel yöntemlerden uzaklaştığında ise zamanla efsane ve yanlış bilgilerle karışabilir.

Bu iki alanın sağlıklı biçimde buluşması, kültürümüzün doğru anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.
Çocuklara miras bırakacağımız en büyük zenginlik.
Bugün çocuklarımıza ne bırakacağımızı düşündüğümüzde aklımıza çoğu zaman maddi değerler geliyor.
Oysa bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miraslardan biri de kültürel kimlik ve aidiyet duygusudur.

Bir çocuğun dedesinden dinlediği bir Yörük hikâyesi, ninesinden öğrendiği bir türkü, ailesinden duyduğu bir atasözü, yaşadığı yöreye ait bir gelenek; belki de yıllar sonra onun kimliğinin en güçlü parçalarından biri olacaktır.
Bu nedenle kültür aktarımı yalnızca devletin, üniversitelerin, belediyelerin veya derneklerin görevi değildir.
Aile, okul, sivil toplum ve akademi birlikte hareket etmelidir.
Çünkü kültür, ancak yaşanırsa canlı kalır.

Afyonkarahisar'da gerçekleşen bu buluşmayı da bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Antalya'dan Teke Yöresi Avşar Yörükleri Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa Sonugür'ün oğlu Yiğit ile birlikte bu kültür ortamında bulunması, aslında küçük ama anlamı büyük bir mesaj taşımaktadır:
Gençlerimizi kültürümüzle buluşturmalıyız.
Çünkü geçmişi bilmeyen bir genç, geleceği eksik kurar.

Köklerinden kopmadan dünyaya açılan; kendi kültürünü bilen ama başka kültürlere de saygı duyan; teknolojiyi kullanan fakat teknolojinin kültürel kimliğini belirlemesine izin vermeyen nesiller yetiştirmek zorundayız.

Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:
“Çocuklarımıza yalnızca nasıl yaşayacaklarını mı öğretiyoruz, yoksa kim olduklarını da anlatıyor muyuz?”
Unutmayalım;
Kültür, geçmişten geleceğe uzanan bir emanettir.
Emanetin sahibi değil, emanetçisiyiz.

 Teke Yöresi Avşar Yörükleri Derneği Başkan Yardımcımız Mustafa SONUGÜR; " Bize düşen ise onu korumak, anlamak ve gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde teslim etmektir " diyor.

Araştırmacı Tarihçi Yazar Gazeteci Dilber Köse


 

Afyon HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.