Toplumsal Çağrı ve Akran Zorbalığıyla Mücadele

EĞİTİM 01.02.2026 - 20:45, Güncelleme: 01.02.2026 - 22:45
 

Toplumsal Çağrı ve Akran Zorbalığıyla Mücadele

Bu mücadele; anne-babanın, öğretmenin, okul yönetiminin, rehberlik servislerinin ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur.
Akran Zorbalığı: Nedenleri, Sonuçları ve Sessiz Çığlıklar   Akran zorbalığı, dünün değil bugünün de sorunu; hatta artık yarının en ciddi toplumsal tehditlerinden biridir. Yeni bir kavram değildir ancak son yıllarda şiddetin boyut değiştirmesi, yaş aralığının ilkokul çağına kadar düşmesi ve sonuçlarının hayati riskler barındırması, konuyu yeniden ve daha güçlü biçimde gündeme taşımıştır.   Basın ve sosyal medyada yer alan haberler, bir çocuğun başka bir çocuğu boğazını sıkarak nefessiz bırakması, bıçakla yaralaması gibi dehşet verici olayları gözler önüne sermektedir. Oysa normal gelişim sürecindeki bir çocuk, bırakın bir akranına zarar vermeyi, bir karıncayı dahi incitmek istemez. Çocuğun fıtratına merhamet kodlanmıştır.   Peki ne oluyor da son yıllarda çocuklar bu denli saldırganlaşabiliyor?   Akran zorbalığı; en yalın tanımıyla, güçlünün güçsüzü ezmesidir. Fiziksel, duygusal, sosyal ya da dijital yollarla bir çocuğun başka bir çocuğa tekrarlayıcı biçimde zarar vermesidir. Zorbalık yapan, zorbalık görenin arkadaşı değildir; çünkü şiddetin olduğu yerde arkadaşlıktan söz edilemez.   Ailede Başlayan Sessizlik Zorbalığa maruz kalan çocuk, çoğu zaman yaşadıklarını ailesine anlatamaz. Korkar, utanır, suçlanacağını düşünür. Anne-baba ise çoğu zaman geç fark eder. Daha acısı, zorbalığı yapan çocuğun ailesi de durumu fark ettiği hâlde sessiz kalabilir; çözüm odaklı olmak yerine görmezden gelmeyi seçebilir.   Oysa bazı belirtiler oldukça nettir: Cuma günleri neşeli olan bir çocuğun, pazartesi okula gitmemek için bin bir bahane üretmesi; “karnım ağrıyor”, “başım dönüyor”, “midem bulanıyor” gibi sık tekrarlanan şikâyetler çoğu zaman akran zorbalığının habercisidir.   Ancak ailelerin aklına genellikle öğretmen, ders, disiplin ya da tembellik gelir; akran zorbalığı ihtimali çoğu zaman gözden kaçar. İşte tam bu noktada sorun katlanarak büyür.   Belirtiler Sessizce Konuşur Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda sıkça şu belirtiler görülür: Okula gitmek istememe, Ders başarısında ani düşüş, Karın, baş ve bel ağrıları, Arkadaş ilişkilerinden geri çekilme, Eşyaların kaybolması ya da zarar görmesi, Uyku ve iştah düzensizlikleri, Bu belirtiler, çocuğun verdiği sessiz çığlıklardır.   Zorbalığı Yapan Çocuğu da Görmek Gerek Akran zorbalığını yalnızca “mağdur çocuk” üzerinden okumak eksiktir. Zorbalığı yapan çocuk da görülmelidir. Çünkü çoğu zaman bu çocuklar; evde, sokakta ya da yakın çevrede şiddete maruz kalmış, sevgiyi ve güveni yeterince deneyimleyememiş çocuklardır. Şiddeti bir güç göstergesi olarak öğrenmişlerdir.   Bağırarak konuşulan, cezalandırmanın dayakla yapıldığı bir ev ortamında büyüyen çocuk, öğrendiğini okulda başka çocuklara uygular. Empati becerisi çocuklukta sınırlıdır; zamanla gelişir. Ancak doğru rehberlik olmazsa, zorbalık yapan çocuk karşısındakinin ne hissettiğini anlayamaz. Zorbalığa uğrayan çocuk ise bir süre sonra karşı koymayı bırakır, kabullenir ve iç dünyasında şu cümleyi kurar: “Kimseye güvenemem. Herkes kötü.” Bu düşünce, çocuğu sessizliğe ve yalnızlığa iter. Şiddetin Normalleşmesine İzin Vermemeliyiz.   Anne-babalar çocuklarını sevgiyle giydirip okula gönderirken, bazı çocuklar okula giderken şunu düşünür: “Bugün bana ne yapacaklar?” Bu korku, bir çocuğun taşıyabileceğinden çok daha ağırdır.   Üstelik son yıllarda yalnızca akranlar arasında değil, öğrencilerin öğretmenlere yönelik zorbalık davranışları da basına yansımaktadır. Bu tablo, sorunun ne denli derinleştiğini göstermektedir.   Akran Zorbalığı Hangi Davranışları Kapsar? Fiziksel   : İtme, vurma, eşyaya zarar verme Duygusal: Alay etme, lakap takma, küçük düşürme Sosyal    : Dışlama, dedikodu yapma, arkadaş grubundan uzaklaştırma Siber       : Sosyal medya üzerinden hakaret, tehdit, küçük düşürücü içerik paylaşma   Sonuç: Akran zorbalığı bir “çocuk meselesi” değildir; aile, okul ve toplum sorunudur.   Duygularını paylaşmayı bilmeyen yetişkinler, duygularını tanımayan çocuklar yetiştirir. Oysa anlaşılmak, her insanın en temel ihtiyacıdır. Çocukları dinlemek, görmek ve ciddiye almak; zorbalığı önlemenin ilk ve en güçlü adımıdır.   Dipnotlar Akran zorbalığı, çocukların psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, uzun vadede depresyon, kaygı bozuklukları ve özgüven kaybına yol açabilen önemli bir risk faktörüdür. Çocuk Gelişimi alanında yapılan çalışmalar, zorbalığın erken fark edilmesi hâlinde önlenebilir olduğunu göstermektedir. Aile içi iletişim biçimi, çocuğun akran ilişkilerini doğrudan etkilemektedir. Empati becerisi, çocuklukta desteklenmediğinde zorbalık davranışlarının artma riski yükselmektedir. Çocuk Gelişimi Bakış Açısıyla  Toplumsal Çağrı Akran zorbalığıyla mücadele, yalnızca bir çocuğun ya da bir ailenin omuzlarına bırakılabilecek bir sorumluluk değildir. Bu mücadele; anne-babanın, öğretmenin, okul yönetiminin, rehberlik servislerinin ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur. Çocuklarımızı yalnızca akademik başarıya değil, merhamete, empatiye ve duygu paylaşımına da hazırlamak zorundayız. Bir çocuğun “iyiyim” demesinden önce, iyi hissedip hissetmediğini sormalıyız. Okula gitmek istemeyen bir çocuğu yargılamadan önce dinlemeli; davranışların ardındaki sessiz çığlıkları duymaya çalışmalıyız. Zorbalığa uğrayan çocuk kadar, zorbalık yapan çocuğun da yardıma ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Çünkü şiddet çoğu zaman öğrenilir; sevgi ve güvenle ise dönüştürülebilir. Unutulmamalıdır ki; Bir çocuğu korumak, geleceği korumaktır. Bir çocuğu dinlemek, bir toplumu iyileştirmektir. Akran zorbalığına karşı sessiz kalmamak, görmezden gelmemek ve “bana dokunmuyor” dememek; daha güvenli, daha sağlıklı bir toplumun en temel adımıdır. Çocuk Gelişimi Bakış Açısıyla  Dilber KÖSE  
Bu mücadele; anne-babanın, öğretmenin, okul yönetiminin, rehberlik servislerinin ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur.
Akran Zorbalığı: Nedenleri, Sonuçları ve Sessiz Çığlıklar
 
Akran zorbalığı, dünün değil bugünün de sorunu; hatta artık yarının en ciddi toplumsal tehditlerinden biridir. Yeni bir kavram değildir ancak son yıllarda şiddetin boyut değiştirmesi, yaş aralığının ilkokul çağına kadar düşmesi ve sonuçlarının hayati riskler barındırması, konuyu yeniden ve daha güçlü biçimde gündeme taşımıştır.
 
Basın ve sosyal medyada yer alan haberler, bir çocuğun başka bir çocuğu boğazını sıkarak nefessiz bırakması, bıçakla yaralaması gibi dehşet verici olayları gözler önüne sermektedir.
Oysa normal gelişim sürecindeki bir çocuk, bırakın bir akranına zarar vermeyi, bir karıncayı dahi incitmek istemez.
Çocuğun fıtratına merhamet kodlanmıştır.
 
Peki ne oluyor da son yıllarda çocuklar bu denli saldırganlaşabiliyor?
 
Akran zorbalığı; en yalın tanımıyla, güçlünün güçsüzü ezmesidir. Fiziksel, duygusal, sosyal ya da dijital yollarla bir çocuğun başka bir çocuğa tekrarlayıcı biçimde zarar vermesidir.
Zorbalık yapan, zorbalık görenin arkadaşı değildir; çünkü şiddetin olduğu yerde arkadaşlıktan söz edilemez.
 
Ailede Başlayan Sessizlik
Zorbalığa maruz kalan çocuk, çoğu zaman yaşadıklarını ailesine anlatamaz. Korkar, utanır, suçlanacağını düşünür.
Anne-baba ise çoğu zaman geç fark eder.
Daha acısı, zorbalığı yapan çocuğun ailesi de durumu fark ettiği hâlde sessiz kalabilir; çözüm odaklı olmak yerine görmezden gelmeyi seçebilir.
 
Oysa bazı belirtiler oldukça nettir:
Cuma günleri neşeli olan bir çocuğun, pazartesi okula gitmemek için bin bir bahane üretmesi; “karnım ağrıyor”, “başım dönüyor”, “midem bulanıyor” gibi sık tekrarlanan şikâyetler çoğu zaman akran zorbalığının habercisidir.
 
Ancak ailelerin aklına genellikle öğretmen, ders, disiplin ya da tembellik gelir; akran zorbalığı ihtimali çoğu zaman gözden kaçar.
İşte tam bu noktada sorun katlanarak büyür.
 
Belirtiler Sessizce Konuşur
Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda sıkça şu belirtiler görülür:
Okula gitmek istememe,
Ders başarısında ani düşüş,
Karın, baş ve bel ağrıları,
Arkadaş ilişkilerinden geri çekilme,
Eşyaların kaybolması ya da zarar görmesi,
Uyku ve iştah düzensizlikleri,
Bu belirtiler, çocuğun verdiği sessiz çığlıklardır.
 
Zorbalığı Yapan Çocuğu da Görmek Gerek
Akran zorbalığını yalnızca “mağdur çocuk” üzerinden okumak eksiktir.
Zorbalığı yapan çocuk da görülmelidir.
Çünkü çoğu zaman bu çocuklar; evde, sokakta ya da yakın çevrede şiddete maruz kalmış, sevgiyi ve güveni yeterince deneyimleyememiş çocuklardır.
Şiddeti bir güç göstergesi olarak öğrenmişlerdir.
 
Bağırarak konuşulan, cezalandırmanın dayakla yapıldığı bir ev ortamında büyüyen çocuk, öğrendiğini okulda başka çocuklara uygular.
Empati becerisi çocuklukta sınırlıdır; zamanla gelişir.
Ancak doğru rehberlik olmazsa, zorbalık yapan çocuk karşısındakinin ne hissettiğini anlayamaz.
Zorbalığa uğrayan çocuk ise bir süre sonra karşı koymayı bırakır, kabullenir ve iç dünyasında şu cümleyi kurar:
“Kimseye güvenemem. Herkes kötü.” Bu düşünce, çocuğu sessizliğe ve yalnızlığa iter.
Şiddetin Normalleşmesine İzin Vermemeliyiz.
 
Anne-babalar çocuklarını sevgiyle giydirip okula gönderirken, bazı çocuklar okula giderken şunu düşünür:
“Bugün bana ne yapacaklar?”
Bu korku, bir çocuğun taşıyabileceğinden çok daha ağırdır.
 
Üstelik son yıllarda yalnızca akranlar arasında değil, öğrencilerin öğretmenlere yönelik zorbalık davranışları da basına yansımaktadır.
Bu tablo, sorunun ne denli derinleştiğini göstermektedir.
 
Akran Zorbalığı Hangi Davranışları Kapsar?
Fiziksel   : İtme, vurma, eşyaya zarar verme
Duygusal: Alay etme, lakap takma, küçük düşürme
Sosyal    : Dışlama, dedikodu yapma, arkadaş grubundan uzaklaştırma
Siber       : Sosyal medya üzerinden hakaret, tehdit, küçük düşürücü içerik paylaşma
 
Sonuç:  Akran zorbalığı bir “çocuk meselesi” değildir; aile, okul ve toplum sorunudur.
 
Duygularını paylaşmayı bilmeyen yetişkinler, duygularını tanımayan çocuklar yetiştirir.
Oysa anlaşılmak, her insanın en temel ihtiyacıdır.
Çocukları dinlemek, görmek ve ciddiye almak; zorbalığı önlemenin ilk ve en güçlü adımıdır.
 
Dipnotlar
Akran zorbalığı, çocukların psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, uzun vadede depresyon, kaygı bozuklukları ve özgüven kaybına yol açabilen önemli bir risk faktörüdür.
Çocuk Gelişimi alanında yapılan çalışmalar, zorbalığın erken fark edilmesi hâlinde önlenebilir olduğunu göstermektedir.
Aile içi iletişim biçimi, çocuğun akran ilişkilerini doğrudan etkilemektedir.
Empati becerisi, çocuklukta desteklenmediğinde zorbalık davranışlarının artma riski yükselmektedir.
Çocuk Gelişimi Bakış Açısıyla 

Toplumsal Çağrı

Akran zorbalığıyla mücadele, yalnızca bir çocuğun ya da bir ailenin omuzlarına bırakılabilecek bir sorumluluk değildir.

Bu mücadele; anne-babanın, öğretmenin, okul yönetiminin, rehberlik servislerinin ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur.

Çocuklarımızı yalnızca akademik başarıya değil, merhamete, empatiye ve duygu paylaşımına da hazırlamak zorundayız.

Bir çocuğun “iyiyim” demesinden önce, iyi hissedip hissetmediğini sormalıyız.

Okula gitmek istemeyen bir çocuğu yargılamadan önce dinlemeli; davranışların ardındaki sessiz çığlıkları duymaya çalışmalıyız.

Zorbalığa uğrayan çocuk kadar, zorbalık yapan çocuğun da yardıma ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız.

Çünkü şiddet çoğu zaman öğrenilir; sevgi ve güvenle ise dönüştürülebilir.

Unutulmamalıdır ki;
Bir çocuğu korumak, geleceği korumaktır.
Bir çocuğu dinlemek, bir toplumu iyileştirmektir.

Akran zorbalığına karşı sessiz kalmamak, görmezden gelmemek ve “bana dokunmuyor” dememek; daha güvenli, daha sağlıklı bir toplumun en temel adımıdır.

Çocuk Gelişimi Bakış Açısıyla 

Dilber KÖSE


 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.