Dilber KÖSE
Köşe Yazarı
Dilber KÖSE
 

Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur.

Karne Sadece Bir Kâğıt Değildir: Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur. ​Bugün Türkiye’de binlerce ortaokul öğrencisi karne heyecanı yaşıyor. 19 Ocak 2026 Pazartesi günü başlayıp 30 Ocak 2026 Cuma günü sona erecek yarıyıl tatili, sadece akademik bir mola değil; çocuklarımızın ruh dünyası açısından da kritik bir eşiktir. Karnenin, bir çocuğun değerini, kişiliğini ya da geleceğini belirleyen bir belge olmadığını, yalnızca bir dönemin anlık fotoğrafı olduğunu unutmamalıyız. Asıl belirleyici olan, o kâğıt eve geldiğinde çocuğumuza nasıl yaklaştığımızdır. ​Karneye Değil, Çocuğa Bakın! ​Çocuğumuzun karnesindeki iyi notlar mutlaka fark edilmeli, takdir edilmelidir. Odak noktamız asla sadece düşük notlar olmamalıdır.  Her çocuk tek ve biriciktir; kıyaslama tuzağına düşmek, çocuğun benlik saygısını derinden yaralar. Ne "kardeşin", ne "kuzenlerin", ne de "bizim zamanımızda" kalıpları çocuğumuza fayda sağlamaz.  Şiddet; ister sözle, ister bakışla, isterse de sessizlikle olsun, çocuğun ruhunda derin izler bırakır. Aşağılayan, küçümseyen, etiketleyen ifadeler kısa vadede itaat sağlasa da, uzun vadede özgüveni zedeler ve motivasyonu düşürür. Unutulmamalıdır ki, çocuğu suçlamak onu büyütmez; çocuğu anlamak ve ona destek olmak güçlendirir. ​Sevgi Şarta Bağlanmamalıdır. ​Karne nasıl olursa olsun, çocuğumuz eve geldiğinde koşulsuz sevildiğini, değerli olduğunu ve kabul edildiğini hissetmelidir. Koşulsuz sevgiyle büyüyen çocukların benlik saygısı ve özgüveni güçlenir.  Önce çocuğun iyi yaptığı şeyler görülmeli ve takdir edilmelidir. Ardından düşük notlar, suçlayıcı bir dille değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla ele alınmalıdır.  "Bu derste önümüzdeki dönem neler yapabiliriz?" sorusu, "Sen zaten tembelsin" cümlesinden çok daha iyileştiricidir. Notlar asla kişilikle karıştırılmamalıdır. Düşük not, çocuğun "başarısız" olduğu anlamına gelmez; o dersle ilgili desteğe ihtiyacı olduğunu gösterir. ​Ödül Değil, Anlamlı Bağ Kurun. ​Karnedeki başarılar abartıdan uzak, samimi ifadelerle takdir edilmelidir.  Maddi değeri yüksek hediyeler, çocuğun iç motivasyonunu zayıflatır ve başarıyı ödüle endeksler.  En etkili ödüller; birlikte geçirilen kaliteli zaman, bir yürüyüş, bir sinema, tiyatro, müze gezisi ya da sadece birlikte gülmektir. Tatiller; dersle boğulmak için değil, dinlenmek ve eğlenmek içindir.  Ders tekrarları ve telafiler, tatilin sonuna doğru, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun şekilde, planlı bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Zorlandığımızda bir uzmandan destek almak; çaresizlik değil, aksine en büyük sorumluluktur. ​Ama Asıl Sorun Daha Derin… ​Sosyal medyada her gün yüzlerce çocuk haberi görüyoruz. Hangisi doğru, hangisi yanlış; bazen biz yetişkinler bile ayırt edemiyoruz. Belki de ayırt etmek istemiyoruz, çünkü sorumluluk almak zor geliyor. Gazete haberlerinde okuyoruz: Yaklaşık 5.000 çocuk cezaevinde. Bu çocukların büyük çoğunluğu hükümlü değil, tutuklu. Yani özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocuklar. Tahliye sonrası yeterli destek alamayanlar, ne yazık ki yeniden aynı döngünün içine düşüyor. ​Bir yandan "7’den 70’e" bağımlılıklardan kurtulmayı konuşurken; çocuklar daha 6 aylıkken tabletle, telefonla tanışıyor. Televizyon karşısında büyüyen, ekranla oyalanan bir nesil...  Bugünün çocukları; yarının büyükleri olacak.  Peki ekran bağımlılığıyla büyüyen bir nesilden nasıl bir gelecek bekliyoruz? Uzmanlar uyarıyor: Göz problemleri, dikkat ve algı bozuklukları, duyu sorunları çok küçük yaşlarda başlıyor. İstatistikler, ekran bağımlılığının çocuklarda tehlikeli boyutlara ulaştığını gösteriyor; özellikle erkek çocuklarında bu oran çok daha yüksek. Artık parklarda değil, ekranların içinde oynayan çocuklar var. Yemek masasında bir elde kaşık, diğer elde telefon… Çocuklarımız sokakta değil, sanal dünyada büyüyor. ​Çözüm Mümkün Ama Cesaret İster. ​Evet, pandemi sürecinde eğitim için verilen ekranlar iyi niyetliydi. Ancak bugün iyi niyet, yerini ciddi bir tehdide bıraktı. Çocuklar ekranda değil, hayatta büyümeli. Anne-babalar, büyükanneler, büyükbabalar… Herkes yeniden sorumluluğunu hatırlamalı. Bir çocuğun en önemli işi oyundur. Oyun; çocuğun dili, nefesi, iyileşme alanıdır. ​Çocuk deyip geçmeyin. Bu toplumun yarısından fazlası çocuk. Yaklaşık 22 milyon çocuğun ekranlara hapsolduğunu düşünün… Bu çocuklardan nasıl bir gelecek bekliyoruz? Artık durup düşünme zamanı. Karneye bakarken, aslında aynaya bakıyoruz.  Sevgiyle, bilinçle ve cesaretle… Dilber KÖSE  
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2026 -Cuma

Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur.

Karne Sadece Bir Kâğıt Değildir: Çocuğun Kalbine Nasıl Dokunduğumuzdur.

​Bugün Türkiye’de binlerce ortaokul öğrencisi karne heyecanı yaşıyor. 19 Ocak 2026 Pazartesi günü başlayıp 30 Ocak 2026 Cuma günü sona erecek yarıyıl tatili, sadece akademik bir mola değil; çocuklarımızın ruh dünyası açısından da kritik bir eşiktir.

Karnenin, bir çocuğun değerini, kişiliğini ya da geleceğini belirleyen bir belge olmadığını, yalnızca bir dönemin anlık fotoğrafı olduğunu unutmamalıyız.

Asıl belirleyici olan, o kâğıt eve geldiğinde çocuğumuza nasıl yaklaştığımızdır.

​Karneye Değil, Çocuğa Bakın!

​Çocuğumuzun karnesindeki iyi notlar mutlaka fark edilmeli, takdir edilmelidir.

Odak noktamız asla sadece düşük notlar olmamalıdır.

 Her çocuk tek ve biriciktir; kıyaslama tuzağına düşmek, çocuğun benlik saygısını derinden yaralar. Ne "kardeşin", ne "kuzenlerin", ne de "bizim zamanımızda" kalıpları çocuğumuza fayda sağlamaz.

 Şiddet; ister sözle, ister bakışla, isterse de sessizlikle olsun, çocuğun ruhunda derin izler bırakır.

Aşağılayan, küçümseyen, etiketleyen ifadeler kısa vadede itaat sağlasa da, uzun vadede özgüveni zedeler ve motivasyonu düşürür.

Unutulmamalıdır ki, çocuğu suçlamak onu büyütmez; çocuğu anlamak ve ona destek olmak güçlendirir.

​Sevgi Şarta Bağlanmamalıdır.

​Karne nasıl olursa olsun, çocuğumuz eve geldiğinde koşulsuz sevildiğini, değerli olduğunu ve kabul edildiğini hissetmelidir.

Koşulsuz sevgiyle büyüyen çocukların benlik saygısı ve özgüveni güçlenir.

 Önce çocuğun iyi yaptığı şeyler görülmeli ve takdir edilmelidir. Ardından düşük notlar, suçlayıcı bir dille değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

 "Bu derste önümüzdeki dönem neler yapabiliriz?" sorusu, "Sen zaten tembelsin" cümlesinden çok daha iyileştiricidir.

Notlar asla kişilikle karıştırılmamalıdır.

Düşük not, çocuğun "başarısız" olduğu anlamına gelmez; o dersle ilgili desteğe ihtiyacı olduğunu gösterir.

​Ödül Değil, Anlamlı Bağ Kurun.

​Karnedeki başarılar abartıdan uzak, samimi ifadelerle takdir edilmelidir.

 Maddi değeri yüksek hediyeler, çocuğun iç motivasyonunu zayıflatır ve başarıyı ödüle endeksler.

 En etkili ödüller; birlikte geçirilen kaliteli zaman, bir yürüyüş, bir sinema, tiyatro, müze gezisi ya da sadece birlikte gülmektir. Tatiller; dersle boğulmak için değil, dinlenmek ve eğlenmek içindir.

 Ders tekrarları ve telafiler, tatilin sonuna doğru, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun şekilde, planlı bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Zorlandığımızda bir uzmandan destek almak; çaresizlik değil, aksine en büyük sorumluluktur.

​Ama Asıl Sorun Daha Derin…

​Sosyal medyada her gün yüzlerce çocuk haberi görüyoruz.

Hangisi doğru, hangisi yanlış; bazen biz yetişkinler bile ayırt edemiyoruz.

Belki de ayırt etmek istemiyoruz, çünkü sorumluluk almak zor geliyor.

Gazete haberlerinde okuyoruz: Yaklaşık 5.000 çocuk cezaevinde. Bu çocukların büyük çoğunluğu hükümlü değil, tutuklu. Yani özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocuklar. Tahliye sonrası yeterli destek alamayanlar, ne yazık ki yeniden aynı döngünün içine düşüyor.

​Bir yandan "7’den 70’e" bağımlılıklardan kurtulmayı konuşurken; çocuklar daha 6 aylıkken tabletle, telefonla tanışıyor.

Televizyon karşısında büyüyen, ekranla oyalanan bir nesil...

 Bugünün çocukları; yarının büyükleri olacak.

 Peki ekran bağımlılığıyla büyüyen bir nesilden nasıl bir gelecek bekliyoruz?

Uzmanlar uyarıyor: Göz problemleri, dikkat ve algı bozuklukları, duyu sorunları çok küçük yaşlarda başlıyor.

İstatistikler, ekran bağımlılığının çocuklarda tehlikeli boyutlara ulaştığını gösteriyor; özellikle erkek çocuklarında bu oran çok daha yüksek.

Artık parklarda değil, ekranların içinde oynayan çocuklar var.

Yemek masasında bir elde kaşık, diğer elde telefon… Çocuklarımız sokakta değil, sanal dünyada büyüyor.

​Çözüm Mümkün Ama Cesaret İster.

​Evet, pandemi sürecinde eğitim için verilen ekranlar iyi niyetliydi.

Ancak bugün iyi niyet, yerini ciddi bir tehdide bıraktı.

Çocuklar ekranda değil, hayatta büyümeli.

Anne-babalar, büyükanneler, büyükbabalar…

Herkes yeniden sorumluluğunu hatırlamalı.

Bir çocuğun en önemli işi oyundur. Oyun; çocuğun dili, nefesi, iyileşme alanıdır.

​Çocuk deyip geçmeyin.

Bu toplumun yarısından fazlası çocuk. Yaklaşık 22 milyon çocuğun ekranlara hapsolduğunu düşünün…

Bu çocuklardan nasıl bir gelecek bekliyoruz?

Artık durup düşünme zamanı. Karneye bakarken, aslında aynaya bakıyoruz.

 Sevgiyle, bilinçle ve cesaretle…

Dilber KÖSE

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.