Artık içimden ne tv haber dahil hiç bir şeyi izlemek, ne de gazete haber mazaginlerine bakmak geliyor.
Umutsuz değilim ama sorumlu imiş gibi görünenler sorumsuzluklarını görünce, geçmişte çırpınışlarım, çırpınışlarımız geliyor aklıma.
Öğrenci iken öğlen yemekhaneye giderken Sadettin Yüzbaşı'nın keyfi talimatı ile yediğim Jandarma dipçiğinin dikiş izleri sağ kaşında, 1977 1 Mayısında ezilmemek için Kazancı Yokuşunda sığındığım eczanenin ilaç raflarının görüntüsü hafızamda dururken, bunları yaşatanların getirdikleri bu günler için içleri rahat mıdır diye düşünürüm.
Her şeye karşın, oradan nasıl görünüyor bilemem ama ben en çok kendime kızıyorum sebebini bilemediğim kendime soruduğum sorulara verdiğim yanıtlardan.
Sonra Nazım Hikmet'in KEREM GİBİ şiiri geliyor olmayan aklıma:
"Hava kurşun gibi ağır!
Bağır bağır bağır bağırıyorum./ Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum./ O diyor ki bana:
Sen kendi sesinle kül olursun ey!/ Kerem gibi yana yana.
Deeeert çok, hemdert yok!../ Yüreklerin kulakları sağır./ Hava kurşun gibi ağır.
Ben diyorum ki ona:/ Kül olayım Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam/ Sen yanmasan/Biz yanmasak,/ Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..
Hava toprak gibi gebe./ Hava kurşun gibi ağır./ Bağır bağır bağır/ bağırıyorum/ Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum.."
Şiirin yazıldığı yıl geliyor.aklıma, 1930'un Mayıs'ı.
Eyyyy Tanrım, sen herkesi, her şeyi bıraktında bu Ülkenin İnsanını mı imtihan ediyorsun?
1919/20'lerde birilerimizi,
1930/45'ler birilerimizi, 1970-1980'birilerimizi ve yetmemiş gibi bu gün de yine bizleri mi!..
Ben, ençok "Yeni Milenyumdan" umutlu idim. Hatta her yerde YAŞASIN MİLENYUM (yeni binyıl) ÇAĞINA GİRDİK diye sevinirken; daha öncekiler yetmemiş gibi yüzümüze bir tokat, kafamıza bir balyoz daha indiriyorsun.
İşi romantizme vurduğuma bakmayın, daha dün Kurtuluş Şavaşımızın Başşehri dediğimiz Afyon'da, eline silah alan bir zavallı, hiç günahı olmayan öğretmenleri, yedi masum insanı katletti.
Yıllar önce DÜNYA ŞEHRİ dediğimiz İSTANBUL'UN göbeğinde 4 kardeş açlık-sefaletten değil ÇIKIŞSIZLIKTAN TOPLUCA İNTİHAR ettiklerinde, duvara yazıp astıkları not bu idi.
"Siyanür içtik. Aman dikkat, SİZE BİR ŞEY OLMASIN!..."
Ülkenin insanı Ölürken değil, intihar ederken bile bu kadar ASİL iken, bu işlerden sorumluluk duyması gereken sorumlular neden BU KADAR SESSİZ VE SORUMSUZ?
Yok o soygunu, FON VURGUNU derken sorumsuzluğun zirvesini yaşıyoruz.
Nazım Ustanın dediği gibi tamam, biz yanalım eyvallah da (hatta "biz yanalım" diyenlerin çoğunun "tuzu kuru" iken) gerçek yaşamda yaşamın sıkıntılarından yananlar, yeni yeni yanacaklar nerde, Allah aşkına?
Daha ne kadar daha bu dram-acı kokan haberleri okuyup-izleyeceğiz?
Bu vicdanlara, eğitilen beğinlere, bu ülkenin YURTSEVER İnsanlarına ne oldu, gerçekten?
Ortalıkta bizler yanar iken, birileri maalesef daha akıllı ve ÜRGÜTLÜ.
ÖRGÜTLÜ olmak ne demek bilir misin?
Örgütlü isen hedefin ne ise, ona daha kolay ve çabuk varırsın.
Dün, "Komünizm ile Mücadele Dernekleri"nde, daha sonra başka dernek ve yapılarda, zaman ile de Cemaatlerde örgütlendiler. Birbirlerini beslediler büyüttüler ve dillerinden yokluk ve yolsuzluk ile mücadele düşmezken, kendileri "DEVEYİ HAMUDU İLE YUTTMUŞLAR", sadakasını da, bazılarının önüne "çanak yala" diye atmışlar.
Her yerde, her kesimde bazıları için yaşam "KULLAN AT" moda olmuş.
Söyelenecek söz çok da,1980 öncesi bir Tiyatro oyununda Timur Selçuk'un seslendirdiği şarkı hala çok manidar.
"Nereye, Payidar nereye/ Yokuş bayır demesen de/ Dere tepe düz gitsen de/ Çıkmaz bu yolu bir yere.
Şefle iyi geçinsen de/ Bugun için sevilsen de/ Çıkmaz bu yol bir yere".
Büyün bu olanlardan sonra, yapanların da, izleyenlerin de, çanak tutanların yolu nereye çıkar,
SİZCE?
