17 Ağustos’u unutmuyoruz.

GÜNDEM 16.08.2026 - 20:07, Güncelleme: 16.08.2026 - 22:29
 

17 Ağustos’u unutmuyoruz.

17 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz canları saygıyla, rahmetle ve derin bir hüzünle anıyoruz.
17 AĞUSTOS’U UNUTMUYORUZ Hatırlamak Geleceği Korumaktır. 17 Ağustos 1999… Saat 03.02. Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından hiç düşmez. Çünkü yalnızca bir günü değil, bir milletin hafızasında açılan derin yarayı anlatır. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi de bizim için böyle bir tarihtir. O gece binlerce insan uykusunda yakalandı. Evler yıkıldı, aileler parçalandı, çocuklar anne ve babasız, anne babalar evlatsız kaldı. Binlerce insan hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı. Geride yalnızca yıkılmış binalar değil; yıllarca taşınacak acılar, korkular ve sorular kaldı. Aradan yıllar geçti. Peki biz ne yaptık? Yaralarımızı sarabildik mi?  Dersimizi alabildik mi?  Bugün yeni bir depreme gerçekten hazır mıyız? Depremin ne zaman olacağını kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak Türkiye'nin önemli bölümünün deprem tehlikesi altında olduğunu biliyoruz.  O hâlde asıl mesele, depremin zamanını beklemek değil; deprem olmadan hazırlanmaktır. Çünkü deprem öldürmez; dayanıksız yapı, yanlış yapılaşma, denetimsizlik ve hazırlıksızlık can alır.  17 Ağustos bize ne öğretti?  Bize, sağlam yapıların ve doğru şehir planlamasının bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olduğunu öğretti. Yapıların deprem güvenliği düzenli olarak denetlenmeli, riskli binalar tespit edilmeli ve güçlendirme ya da dönüşüm süreçleri bilimsel esaslarla yürütülmelidir. Toplanma alanları yalnızca tabeladan ibaret olmamalı; ulaşılabilir, bilinir ve kullanılabilir durumda tutulmalıdır. Her aile kendi deprem planını hazırlamalıdır. Evde;  - Ağır dolap ve eşyalar duvara sabitlenmeli, - Yatakların üzerine ağır eşya asılmamalı,  - Elektrik, su ve doğal gaz vanalarının nasıl kapatılacağı öğrenilmeli, - Acil durum çantası hazır bulundurulmalı,  - Aile bireylerinin deprem sırasında nerede buluşacağı önceden belirlenmeli, - Çocuklara deprem sırasında ne yapmaları gerektiği yaşlarına uygun şekilde öğretilmelidir.  Deprem anında ise “Çök-Kapan-Tutun” uygulamasını bilmek ve sarsıntı geçene kadar güvenli yerde kalmak hayat kurtarabilir.  Peki bugün hazır mıyız? Belki dünden daha bilinçliyiz. Ama yeterince hazır olduğumuzu söylemek için yalnızca deprem olduğunda hatırlamak yetmez. Deprem bilinci bir anma günü değil, bir yaşam kültürü olmalıdır. 17 Ağustos geldiğinde konuşup ertesi gün unutursak, yaşadığımız acılardan yeterince ders çıkarmış sayılmayız. Her yıl 17 Ağustos'ta kaybettiklerimizi anarken, aynı zamanda kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bugün bir deprem olsa, ben ve ailem ne kadar hazırız?” Bu sorunun cevabı; evimizin güvenliğinden acil durum çantamıza, toplanma alanımızdan aile iletişim planımıza kadar uzanıyor.  Unutmayalım: Depremi önleyemeyiz. Ama depremin felakete dönüşmesini azaltabiliriz. Bunun yolu bilimden, mühendislikten, doğru şehir planlamasından, sağlam yapılardan, etkin denetimden ve bilinçli toplumdan geçiyor. 17 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz canları saygıyla, rahmetle ve derin bir hüzünle anıyoruz. Onların hatırasına verebileceğimiz en büyük söz ise şudur: Unutmayacağız. Ertelemeyeceğiz. Hazırlanacağız. Ve aynı acıların yeniden yaşanmaması için üzerimize düşeni yapacağız. Çünkü… 17 Ağustos’u unutmuyoruz. Biliyoruz ki hatırlamak, geleceği korumaktır.
17 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz canları saygıyla, rahmetle ve derin bir hüzünle anıyoruz.

17 AĞUSTOS’U UNUTMUYORUZ

Hatırlamak Geleceği Korumaktır. 17 Ağustos 1999… Saat 03.02. Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından hiç düşmez.

Çünkü yalnızca bir günü değil, bir milletin hafızasında açılan derin yarayı anlatır. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi de bizim için böyle bir tarihtir.

O gece binlerce insan uykusunda yakalandı. Evler yıkıldı, aileler parçalandı, çocuklar anne ve babasız, anne babalar evlatsız kaldı. Binlerce insan hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı. Geride yalnızca yıkılmış binalar değil; yıllarca taşınacak acılar, korkular ve sorular kaldı.

Aradan yıllar geçti. Peki biz ne yaptık?

Yaralarımızı sarabildik mi?

 Dersimizi alabildik mi?

 Bugün yeni bir depreme gerçekten hazır mıyız?

Depremin ne zaman olacağını kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak Türkiye'nin önemli bölümünün deprem tehlikesi altında olduğunu biliyoruz.

 O hâlde asıl mesele, depremin zamanını beklemek değil; deprem olmadan hazırlanmaktır. Çünkü deprem öldürmez; dayanıksız yapı, yanlış yapılaşma, denetimsizlik ve hazırlıksızlık can alır.

  17 Ağustos bize ne öğretti?

 Bize, sağlam yapıların ve doğru şehir planlamasının bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olduğunu öğretti. Yapıların deprem güvenliği düzenli olarak denetlenmeli, riskli binalar tespit edilmeli ve güçlendirme ya da dönüşüm süreçleri bilimsel esaslarla yürütülmelidir.

Toplanma alanları yalnızca tabeladan ibaret olmamalı; ulaşılabilir, bilinir ve kullanılabilir durumda tutulmalıdır. Her aile kendi deprem planını hazırlamalıdır.

Evde;

 - Ağır dolap ve eşyalar duvara sabitlenmeli,

- Yatakların üzerine ağır eşya asılmamalı,

 - Elektrik, su ve doğal gaz vanalarının nasıl kapatılacağı öğrenilmeli,

- Acil durum çantası hazır bulundurulmalı,

 - Aile bireylerinin deprem sırasında nerede buluşacağı önceden belirlenmeli,

- Çocuklara deprem sırasında ne yapmaları gerektiği yaşlarına uygun şekilde öğretilmelidir.

 Deprem anında ise “Çök-Kapan-Tutun” uygulamasını bilmek ve sarsıntı geçene kadar güvenli yerde kalmak hayat kurtarabilir.

 Peki bugün hazır mıyız?

Belki dünden daha bilinçliyiz. Ama yeterince hazır olduğumuzu söylemek için yalnızca deprem olduğunda hatırlamak yetmez.

Deprem bilinci bir anma günü değil, bir yaşam kültürü olmalıdır.

17 Ağustos geldiğinde konuşup ertesi gün unutursak, yaşadığımız acılardan yeterince ders çıkarmış sayılmayız. Her yıl 17 Ağustos'ta kaybettiklerimizi anarken, aynı zamanda kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bugün bir deprem olsa, ben ve ailem ne kadar hazırız?”

Bu sorunun cevabı; evimizin güvenliğinden acil durum çantamıza, toplanma alanımızdan aile iletişim planımıza kadar uzanıyor.

 Unutmayalım: Depremi önleyemeyiz. Ama depremin felakete dönüşmesini azaltabiliriz. Bunun yolu bilimden, mühendislikten, doğru şehir planlamasından, sağlam yapılardan, etkin denetimden ve bilinçli toplumdan geçiyor.

17 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz canları saygıyla, rahmetle ve derin bir hüzünle anıyoruz.

Onların hatırasına verebileceğimiz en büyük söz ise şudur: Unutmayacağız. Ertelemeyeceğiz. Hazırlanacağız. Ve aynı acıların yeniden yaşanmaması için üzerimize düşeni yapacağız.

Çünkü… 17 Ağustos’u unutmuyoruz. Biliyoruz ki hatırlamak, geleceği korumaktır.

Antalya HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.