Bir Çift Terliğin Kırk Bir Yıllık Hikâyesi
Bir Çift Terliğin Kırk Bir Yıllık Hikâyesi
Dolabın derinliklerinden bir çift terlik çıktı bugün.
Öyle sıradan bir terlik değil bu.
Kırk yıl değil, kırk bir yıla meydan okuyan bir ömür...
Bir çift terlik deyip geçmeyin. Nice insanın ömrü bu kadar uzun olmuyor.
O hâlâ sapasağlam görünse de zaman onu da yormuş.
Renkleri solmamış belki ama artık gevremiş.
Bir kez giyilse çatlayıverecek kadar yorgun.
Gri ile yeşilin birbirine ne kadar yakıştığını ilk günkü gibi anlatıyor bana.
Üzerinde silinmeye yüz tutmuş bir isim, bir telefon numarası... Üstelik altı haneli.
Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlatmaya yetiyor da artıyor bile.
Bu terlik, birbirini hiç tanımayan iki aileyi bir araya getirdi.
Aynı memleketin insanlarıydılar belki; biri il merkezinden, diğeri ilçeden.
Ama kader, bu bir çift terliği iki ailenin yeni bir hikâyesinin sessiz şahidi yaptı.
Yeni bir yuvanın, yeni köklerin ve yeni başlangıçların...
Belki sadece birkaç kez giyildi.
Belki nişan arefesinde evin içinde dolaştı. Gelen misafirlerin, "Ne kadar güzelmiş rengi!" diyerek eline alıp baktığı bir nişan terliğiydi o.
Ne düğün ayakkabısı vardı ne de gösterişli bir hazırlık...
Bu mütevazı terlik, bir ömre başlangıç etmişti.
Kırk bir yıldır aynı raftan bakıyor bize.
Bu evin sevincini de gördü, hüznünü de... Doğumları gördü, asker uğurlamalarını gördü, bayramları gördü.
Anneye, babaya edilen son vedaları da gördü.
Kahkahalara da şahit oldu, sessiz gözyaşlarına da...
Biz insanlar bazen bir bardak gibi dolarız.
Bekleriz, susarız, içimize atarız. Sonra bir damla taşırır bizi.
Oysa bu bir çift terlik, kırk bir yıldır hiçbir şey söylemeden bekledi. Görmezden geldiklerimize, "Aman el duymasın, gün duymasın, komşu duymasın." diye sustuklarımıza bile sessizce şahitlik etti.
Hayat da biraz terlik gibidir aslında... Başlangıçta sapasağlam, zamanla yorgun ama hatıralarla dolu...
Bir gün gelir, en ufak bir dokunuşta çatlayıverir.
Son nefesimizi verdiğimizde, bizler de kapı önüne bırakılmış bir çift terlik gibi kalırız.
Ardımızda bıraktıklarımız ise ne mallarımız ne de eşyalarımız olur. Hatıralarımız kalır yalnızca.
Bu yüzden bugün onu çöpe bırakmaya kıyamadım önce.
Sonra düşündüm...
Belki de vefanın gereği, onu sessizce uğurlamak.
Çünkü her eşyanın da bir ömrü vardır.
Kırk bir yıl önce bir yuvaya "evet" diyen bu bir çift terlik, bugün bana bir kez daha hayatı anlattı.
Meğer ömrümüz, bir çift terlik kadar bile değilmiş... Dilber sultan
Eşyalar eskir, hatıralar değil Cancağızım...
Mevlânâ'nın şu sözü;
"Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım."
...