Dilber KÖSE
Köşe Yazarı
Dilber KÖSE
 

İlkokul Tercihi mi, Hayat Tercihi mi?

İlkokul Tercihi mi, Hayat Tercihi mi? Hayatta bazı kararlar vardır ki yalnızca bugünü değil, yıllar sonrasını da şekillendirir. Çocuklarımız için yapılan okul tercihleri de bunlardan biridir. ..." kızımı ağabeyinin okuluna mı gönderelim, yoksa sınavla öğrenci alan yeni açılan bir okula mı? Eşim farklı düşünüyor, ben ise kararsızım." Aslında bu soru yalnızca bir okul seçme meselesi değildi. Bu soru; bir çocuğun geleceği, aile içi denge, eğitim anlayışı ve ebeveynlerin ortak sorumluluğu üzerine düşünülmesi gereken önemli bir konuydu. Toplum olarak çoğu zaman okulun adını konuşuyoruz; oysa eğitim bilimleri bize bambaşka bir gerçeği gösteriyor: Bir çocuğun başarısını okulun tabelası değil; kendini güvende hissettiği ortam, onu anlayan öğretmeni, destekleyen ailesi ve öğrenme isteği belirler. Çocuk Gelişimi, Tarih ve Sosyal Hizmet alanlarında aldığım eğitimler ile aile danışmanlığı çalışmalarım boyunca şunu gördüm: Her çocuk aynı değildir. Her okul da her çocuk için aynı sonucu vermez. Kimi çocuk kalabalık ortamlarda mutlu olur, kimi daha sakin sınıflarda gelişir. Kimi kardeşiyle aynı okulda olunca kendisini daha güçlü hisseder; kimi ise farklı bir ortamda kendi kimliğini oluşturur. Bu nedenle okul tercihi yapılırken yalnızca akademik başarı değil; çocuğun psikolojik güveni, sosyal uyumu, ulaşım koşulları, arkadaş çevresi, öğretmen kadrosu ve aile düzeni birlikte değerlendirilmelidir. Bir başka önemli konu ise anne ile babanın ortak karar alabilmesidir. Çocuklar, anne ve babalarının yaşadığı fikir ayrılıklarını çoğu zaman sessizce hissederler. Bu nedenle okul tercihi bir güç mücadelesine değil, ortak akla dönüşmelidir. Çünkü çocuk, kendisi hakkında verilen kararın sevgi ve uzlaşmayla alındığını hissettiğinde daha huzurlu olur. Dinî ve ahlaki eğitim isteyen ailelere de saygı duymak gerekir. Bu millet asırlardır ilimle irfanı birlikte yürütmüş; medreselerden mekteplere, mekteplerden üniversitelere uzanan köklü bir eğitim geleneği oluşturmuştur. Ancak din eğitimi ile nitelikli akademik eğitim birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Güzel ahlak önce ailede başlar; okul ise bunu bilgiyle, kültürle ve sosyal hayatla destekler. Bugün çocuklarımızı hangi okula gönderdiğimiz kadar, onları nasıl bireyler olarak yetiştirdiğimiz de önemlidir. Merhametli, dürüst, sorgulayan, araştıran, üretken ve vatanını seven bir çocuk yetiştirebildiysek; görevimizin en önemli kısmını yerine getirmişiz demektir. Unutmayalım... Çocuklarımız bizim eksik kalan hayallerimizi tamamlamak için dünyaya gelmediler. Onlar, kendi yeteneklerini keşfetmek ve kendi hayat hikâyelerini yazmak için bu dünyadalar. Biz büyüklerin görevi ise onların yolunu belirlemek değil, yollarını güvenle yürüyebilecekleri sağlam bir zemin hazırlamaktır. Bir okul seçerken yalnızca bugünü düşünmeyelim. Çünkü bugün verilen doğru bir karar, yarının güçlü bireyini, mutlu ailesini ve huzurlu toplumunu inşa edebilir. Son söz olark da; Çocuklarımızın önüne hangi kapıyı açarsak açalım; o kapının ardında sevgi, güven, bilgi ve vicdan varsa, işte orası gerçek anlamda bir eğitim yuvasıdır. Çünkü eğitim, yalnızca diploma kazandırmaz; insan yetiştirir. Bir Not da Anne ve Babalara... Çocuklarımızın en temel ihtiyacı, koşulsuz ve karşılıksız sevilmektir.   Bir çocuğun ruhunda güven duygusunu inşa eden şey, sahip olduğu oyuncaklar, gittiği okul ya da aldığı notlar değildir. Onu değerli kılan, "Ne olursa olsun seviliyorum." duygusudur.   Çocuklarımızı başka çocuklarla değil, yalnızca dünkü hâlleriyle kıyaslayalım.   Hata yaptıklarında sevgimizi eksiltmeyelim.   Çünkü çocuklar en çok tökezlediklerinde anne ve babalarının şefkatine ihtiyaç duyarlar.   Onların farklı ilgi alanlarına, hayallerine ve kişiliklerine saygı gösterelim.   Başarılarını alkışlayalım; ama onlara, başarılarından önce kendilerini sevdiğimizi hissettirelim.   Koşulsuz sevgi; güvenli bağlanmanın, güçlü bir özgüvenin ve sağlıklı bir kişilik gelişiminin temelidir.   Sevgiyle büyüyen çocuklar, yarının merhametli, vicdanlı ve üretken bireyleri olurlar.   Korkuyla yetişen çocuklar itaat etmeyi öğrenebilir; ancak sevgiyle yetişen çocuklar düşünmeyi, üretmeyi ve insan olmayı öğrenirler.   Unutmayalım ki, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; malımız, mülkümüz ya da diplomalarımız değil, onlara hissettirdiğimiz sevgidir.   Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen bir okul değil, sevgi dolu bir cümle yeterlidir.   Çocuklarımızı hayata hazırlarken, onları yalnızca iyi okullarla değil; sevgi, merhamet ve güvenle de buluşturalım.   Çünkü çocuklar, en güzel geleceği önce anne ve babalarının yüreğinde bulurlar.   Dilber KÖSE  
Ekleme Tarihi: 18 Temmuz 2026 -Cumartesi

İlkokul Tercihi mi, Hayat Tercihi mi?

İlkokul Tercihi mi, Hayat Tercihi mi?

Hayatta bazı kararlar vardır ki yalnızca bugünü değil, yıllar sonrasını da şekillendirir.
Çocuklarımız için yapılan okul tercihleri de bunlardan biridir.

..." kızımı ağabeyinin okuluna mı gönderelim, yoksa sınavla öğrenci alan yeni açılan bir okula mı? Eşim farklı düşünüyor, ben ise kararsızım."

Aslında bu soru yalnızca bir okul seçme meselesi değildi.
Bu soru; bir çocuğun geleceği, aile içi denge, eğitim anlayışı ve ebeveynlerin ortak sorumluluğu üzerine düşünülmesi gereken önemli bir konuydu.

Toplum olarak çoğu zaman okulun adını konuşuyoruz; oysa eğitim bilimleri bize bambaşka bir gerçeği gösteriyor:
Bir çocuğun başarısını okulun tabelası değil; kendini güvende hissettiği ortam, onu anlayan öğretmeni, destekleyen ailesi ve öğrenme isteği belirler.

Çocuk Gelişimi, Tarih ve Sosyal Hizmet alanlarında aldığım eğitimler ile aile danışmanlığı çalışmalarım boyunca şunu gördüm:

Her çocuk aynı değildir.
Her okul da her çocuk için aynı sonucu vermez.
Kimi çocuk kalabalık ortamlarda mutlu olur, kimi daha sakin sınıflarda gelişir.
Kimi kardeşiyle aynı okulda olunca kendisini daha güçlü hisseder; kimi ise farklı bir ortamda kendi kimliğini oluşturur.

Bu nedenle okul tercihi yapılırken yalnızca akademik başarı değil; çocuğun psikolojik güveni, sosyal uyumu, ulaşım koşulları, arkadaş çevresi, öğretmen kadrosu ve aile düzeni birlikte değerlendirilmelidir.

Bir başka önemli konu ise anne ile babanın ortak karar alabilmesidir.

Çocuklar, anne ve babalarının yaşadığı fikir ayrılıklarını çoğu zaman sessizce hissederler.

Bu nedenle okul tercihi bir güç mücadelesine değil, ortak akla dönüşmelidir.
Çünkü çocuk, kendisi hakkında verilen kararın sevgi ve uzlaşmayla alındığını hissettiğinde daha huzurlu olur.

Dinî ve ahlaki eğitim isteyen ailelere de saygı duymak gerekir.
Bu millet asırlardır ilimle irfanı birlikte yürütmüş; medreselerden mekteplere, mekteplerden üniversitelere uzanan köklü bir eğitim geleneği oluşturmuştur.

Ancak din eğitimi ile nitelikli akademik eğitim birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Güzel ahlak önce ailede başlar; okul ise bunu bilgiyle, kültürle ve sosyal hayatla destekler.

Bugün çocuklarımızı hangi okula gönderdiğimiz kadar, onları nasıl bireyler olarak yetiştirdiğimiz de önemlidir.

Merhametli, dürüst, sorgulayan, araştıran, üretken ve vatanını seven bir çocuk yetiştirebildiysek; görevimizin en önemli kısmını yerine getirmişiz demektir.

Unutmayalım...

Çocuklarımız bizim eksik kalan hayallerimizi tamamlamak için dünyaya gelmediler.

Onlar, kendi yeteneklerini keşfetmek ve kendi hayat hikâyelerini yazmak için bu dünyadalar.

Biz büyüklerin görevi ise onların yolunu belirlemek değil, yollarını güvenle yürüyebilecekleri sağlam bir zemin hazırlamaktır.

Bir okul seçerken yalnızca bugünü düşünmeyelim.

Çünkü bugün verilen doğru bir karar, yarının güçlü bireyini, mutlu ailesini ve huzurlu toplumunu inşa edebilir.

Son söz olark da;

Çocuklarımızın önüne hangi kapıyı açarsak açalım; o kapının ardında sevgi, güven, bilgi ve vicdan varsa, işte orası gerçek anlamda bir eğitim yuvasıdır.
Çünkü eğitim, yalnızca diploma kazandırmaz; insan yetiştirir.

Bir Not da Anne ve Babalara...
Çocuklarımızın en temel ihtiyacı, koşulsuz ve karşılıksız sevilmektir.
 
Bir çocuğun ruhunda güven duygusunu inşa eden şey, sahip olduğu oyuncaklar, gittiği okul ya da aldığı notlar değildir.
Onu değerli kılan, "Ne olursa olsun seviliyorum." duygusudur.
 
Çocuklarımızı başka çocuklarla değil, yalnızca dünkü hâlleriyle kıyaslayalım.
 
Hata yaptıklarında sevgimizi eksiltmeyelim.
 
Çünkü çocuklar en çok tökezlediklerinde anne ve babalarının şefkatine ihtiyaç duyarlar.
 
Onların farklı ilgi alanlarına, hayallerine ve kişiliklerine saygı gösterelim.
 
Başarılarını alkışlayalım; ama onlara, başarılarından önce kendilerini sevdiğimizi hissettirelim.
 
Koşulsuz sevgi; güvenli bağlanmanın, güçlü bir özgüvenin ve sağlıklı bir kişilik gelişiminin temelidir.
 
Sevgiyle büyüyen çocuklar, yarının merhametli, vicdanlı ve üretken bireyleri olurlar.
 
Korkuyla yetişen çocuklar itaat etmeyi öğrenebilir; ancak sevgiyle yetişen çocuklar düşünmeyi, üretmeyi ve insan olmayı öğrenirler.
 
Unutmayalım ki, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; malımız, mülkümüz ya da diplomalarımız değil, onlara hissettirdiğimiz sevgidir.
 
Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen bir okul değil, sevgi dolu bir cümle yeterlidir.
 
Çocuklarımızı hayata hazırlarken, onları yalnızca iyi okullarla değil; sevgi, merhamet ve güvenle de buluşturalım.
 
Çünkü çocuklar, en güzel geleceği önce anne ve babalarının yüreğinde bulurlar.
 
Dilber KÖSE

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.