ÂŞIK VEYSEL 132 YAŞINDA… “Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…
“Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…
Bu söz, yalnızca milli ozanımızın dileği değil; sazıyla, sözüyle ve gönlüyle bir millete mal olmuş büyük bir halk ozanının ölümsüzlük çağrısıdır.
Âşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Bugün doğumunun 132. yılında, onun insanın yüreğine dokunan türküleri hâlâ dillerde, duyguları gönüllerdedir. Şu mısraya bakarmısınız! “Kazmaylan tırmıklan yüzün yardım, o döndü bana gül verdi”
Henüz yedi yaşındayken çiçek hastalığı nedeniyle iki gözünü de kaybeden Veysel, karanlığın içinde ışığını sazında ve sözünde buldu. Babasının kendisine oyalanması için aldığı saz, zamanla onun hayatının anlamına, duygularının dili ve dünyaya açılan penceresi oldu.
Başlangıçta başka ozanların türkülerini çalan Veysel, Ahmet Kutsi Tecer’in teşvikiyle kendi şiirlerini söylemeye başladı. Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin gibi saz ustalarından öğrendiklerini kendi gönül dünyasıyla harmanlayarak Türk halk edebiyatında silinmez bir iz bıraktı.
Şiirlerinde insan sevgisini, kardeşliği, yurt sevgisini, birliği, ölümün kaçınılmazlığını ve dünyanın geçiciliğini anlattı.
Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı; Anadolu’yu dolaşarak türkülerini, düşüncelerini ve insan sevgisini halkla paylaştı. Atatürk’ün davetiyle Ankara halk evinde sazı ve sözü ile başkenti şenlendirdi.
Onun dizelerinde bazen bir ömürlük öğüt, bazen derin bir hüzün, bazen de insanlığı kucaklayan bir bilgelik vardır. “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlasın” ve “Kara Toprak” gibi eserleri, kuşaktan kuşağa aktarılan kültür hazinelerimiz arasında yerini aldı.
Şiirleri Deyişler, Sazımdan Sesler ve Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitaplarda toplandı. Eserleri, Hümeyra, Fikret Kızılok ve Esin Afşar gibi sanatçıların yorumlarıyla daha geniş kitlelere ulaştı.
Âşık Veysel, 21 Mart 1973’te aramızdan ayrıldı. Ancak onun için asıl ölüm, hatırlanmamaktı. Oysa aradan geçen yıllar, bu büyük ozanın dileğinin ne kadar güçlü bir şekilde karşılık bulduğunu gösteriyor.
Çünkü bazı insanlar gözlerini kaybeder ama dünyayı herkesten daha derinden görür. Bazı sesler susar ama yankısı nesiller boyu sürer.
Âşık Veysel, gözleriyle göremediği dünyayı gönül gözüyle anlattı.
Bugün onun sazı belki suskun; fakat türküleri hâlâ bizimle…
Ve biz, onu her hatırladığımızda aynı sözü yeniden söylüyoruz:
“Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…”
Seni unutmadık büyük ozan… Unutmayacağız.
Bu vesileyle hatırlatayım, Milli ozanımızın acılı hayatını anlatan, bazen ağlatan, bazen düşündüren insanlık örneğiyle dolu hayat hikayesi Kültür bakanlığı yayınları içinde yıllar önce çıktı. İlgi duyanlara tavsiye ediyorum.
Âşık Veysel’i doğum günü olan 25 Ekim de saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Ekleme
Tarihi: 25 Ekim 2026 -Pazar
ÂŞIK VEYSEL 132 YAŞINDA… “Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…
“Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…
Bu söz, yalnızca milli ozanımızın dileği değil; sazıyla, sözüyle ve gönlüyle bir millete mal olmuş büyük bir halk ozanının ölümsüzlük çağrısıdır.
Âşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Bugün doğumunun 132. yılında, onun insanın yüreğine dokunan türküleri hâlâ dillerde, duyguları gönüllerdedir. Şu mısraya bakarmısınız! “Kazmaylan tırmıklan yüzün yardım, o döndü bana gül verdi”
Henüz yedi yaşındayken çiçek hastalığı nedeniyle iki gözünü de kaybeden Veysel, karanlığın içinde ışığını sazında ve sözünde buldu. Babasının kendisine oyalanması için aldığı saz, zamanla onun hayatının anlamına, duygularının dili ve dünyaya açılan penceresi oldu.
Başlangıçta başka ozanların türkülerini çalan Veysel, Ahmet Kutsi Tecer’in teşvikiyle kendi şiirlerini söylemeye başladı. Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin gibi saz ustalarından öğrendiklerini kendi gönül dünyasıyla harmanlayarak Türk halk edebiyatında silinmez bir iz bıraktı.
Şiirlerinde insan sevgisini, kardeşliği, yurt sevgisini, birliği, ölümün kaçınılmazlığını ve dünyanın geçiciliğini anlattı.
Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı; Anadolu’yu dolaşarak türkülerini, düşüncelerini ve insan sevgisini halkla paylaştı. Atatürk’ün davetiyle Ankara halk evinde sazı ve sözü ile başkenti şenlendirdi.
Onun dizelerinde bazen bir ömürlük öğüt, bazen derin bir hüzün, bazen de insanlığı kucaklayan bir bilgelik vardır. “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlasın” ve “Kara Toprak” gibi eserleri, kuşaktan kuşağa aktarılan kültür hazinelerimiz arasında yerini aldı.
Şiirleri Deyişler, Sazımdan Sesler ve Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitaplarda toplandı. Eserleri, Hümeyra, Fikret Kızılok ve Esin Afşar gibi sanatçıların yorumlarıyla daha geniş kitlelere ulaştı.
Âşık Veysel, 21 Mart 1973’te aramızdan ayrıldı. Ancak onun için asıl ölüm, hatırlanmamaktı. Oysa aradan geçen yıllar, bu büyük ozanın dileğinin ne kadar güçlü bir şekilde karşılık bulduğunu gösteriyor.
Çünkü bazı insanlar gözlerini kaybeder ama dünyayı herkesten daha derinden görür. Bazı sesler susar ama yankısı nesiller boyu sürer.
Âşık Veysel, gözleriyle göremediği dünyayı gönül gözüyle anlattı.
Bugün onun sazı belki suskun; fakat türküleri hâlâ bizimle…
Ve biz, onu her hatırladığımızda aynı sözü yeniden söylüyoruz:
“Ben ölünce dostlar beni hatırlasın…”
Seni unutmadık büyük ozan… Unutmayacağız.
Bu vesileyle hatırlatayım, Milli ozanımızın acılı hayatını anlatan, bazen ağlatan, bazen düşündüren insanlık örneğiyle dolu hayat hikayesi Kültür bakanlığı yayınları içinde yıllar önce çıktı. İlgi duyanlara tavsiye ediyorum.
Âşık Veysel’i doğum günü olan 25 Ekim de saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
