
Tatil deyince aklımıza ne gelir?
Güneş…
Deniz…
Kum…
Bir otel odası…
Çocukların sesi…
Akşam sofraları…
Ve en önemlisi, bütün bunların sonunda eve dönmek.
Çünkü insan tatile giderken geride hayatını bırakmaz.
Tam tersine, hayatına güzel anılar eklemek için yola çıkar.
Fakat bazen bir tatil, bir ailenin hayatındaki en ağır hatıraya dönüşebiliyor.
Alanya’nın Konaklı bölgesinde yaşanan olay da işte böyle bir acıyı beraberinde getirdi.
39 yaşındaki Arif Erman, eşi ve üç çocuğuyla geçirmeyi planladığı tatilin ardından evine dönemedi.
4 Eylül’de otelin iskelesinde denize başı önde atlayan Erman, suyun sığ olduğu bildirilen bölgede ağır yaralandı. Hastaneye kaldırıldı. Ancak yapılan müdahalelere rağmen 5 Eylül sabahı yaşamını yitirdi.
Bir insanın hayatı bir kaç cümleye sığarmı?
Bir insanın hayatı böyle birkaç cümleyle anlatılabiliyor.
Ama o birkaç cümlenin arkasında koca bir hayat var.
Bir eş var.
Üç çocuk var.
Bir aile var.
Ve şimdi o ailenin hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Asıl sormamız gereken soru
Bazen haberlerde bir olayın ayrıntılarına takılıyoruz.
Nasıl oldu?
Nerede oldu?
Saat kaçta oldu?
Kim müdahale etti?
Oysa bir köşe yazarı olarak benim aklımda başka bir soru var:
Bunun yaşanmaması mümkün müydü?
Belki de asıl konuşmamız gereken soru bu.
Çünkü bazı kazalar gerçekten bir anda meydana gelir. Fakat bazı riskler vardır ki, gerçekleşmeden önce kendini belli eder.
Denizin derinliği bilinmiyorsa…
Suyun altında ne olduğu görülmüyorsa…
Başı önde atlamak tehlikeliyse…
Üstelik uyarılar da varsa…
Neden hâlâ “Bir şey olmaz” diyebiliyoruz?
Bana bir şey olmaz demeyin
İnsan bazen tehlikeyi gördüğü hâlde kendisini onun dışında tutuyor.
“Ben dikkatliyim.”
“Ben daha önce yaptım.”
“Bana bir şey olmaz.”
İşte hayatın en ağır bedellerinden bazıları, bu cümlelerin arkasından geliyor.
Altı yıl sonra yine aynı acıyı içimde hissederek yazıyorum
Altı yıl önce Alper Güneş’in hikâyesini yazmıştım
O da tatil için Kemer’e gelmişti.
Denize başı önde atlamasının ardından ağır bir omurilik yaralanması yaşamıştı. Hayatı bir anda değişmiş, yatağa bağımlı hâle gelmişti.
O yazıyı yazarken tek bir dileğim vardı:
Bir insan okusun ve bir daha böyle bir risk almasın.
Altı yıl sonra bugün, yine aynı konu üzerine yazıyorum.
Bu kez bir ölümün ardından…
İşte insanı asıl düşündüren de bu.
Biz neden yaşanmış acılardan ders almak için yeni acıların yaşanmasını bekliyoruz?
Neden başkasının başına geleni, ancak kendi hayatımıza dokunduğunda gerçek bir tehlike olarak görüyoruz?
Dünya Omurilik Felçlileri Günü’nde bu soruları sormak zorundayız.
Çünkü omurilik yaralanması yalnızca o anı değil, bir insanın ve ailesinin bütün yaşamını etkileyebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “dikkatli olun” demekten ibaret değil.
Mesele, güvenli davranışı hayatımızın doğal bir parçası hâline getirmek.
Bir çocuğa suya nereden ve nasıl atlanacağını öğretmek…
Tehlikeli hareketleri eğlence olarak görmemek…
Uyarı levhalarını dikkate almak…
Bir anlık heyecan uğruna hayatı riske atmamak…
Bunlar küçük görünen ama sonucu çok büyük olabilecek davranışlar.
Kazadan sonra hayatı yeniden kurmak
Ben yıllardır engelli bireylerin yaşam hakkı, erişilebilirlik ve toplumda eşit biçimde yer alabilmesi için mücadele ediyorum.
Bu yüzden şunu biliyorum:
Bir kazanın ardından hayatı yeniden kurmak, kazayı önlemekten çok daha ağırdır.
Keşke her uyarı dikkate alınsa.
Keşke hiçbir aile “Keşke” kelimesiyle baş başa kalmasa.
Keşke üç çocuk, babalarının ardından gözyaşı dökmek yerine onunla birlikte tatilin fotoğraflarına bakıyor olsaydı.
Tatilin en güzel anı eve dönebilmektir
Bugün 5 Eylül.
Dünya Omurilik Felçlileri Günü.
Bugün bir kez daha hatırlayalım:
Hayat, birkaç saniyelik cesaret gösterisinden çok daha değerlidir.
Deniz güzeldir.
Tatil güzeldir.
Eğlenmek güzeldir.
Ama bir anlık heyecan, bir çocuğun babasından; bir eşin hayat arkadaşından daha değerli değildir.
Tatilin en güzel anı, denize atladığınız an değil…
Sevdiklerinizin yanına sağ salim döndüğünüz andır.
Ve bazı yazılar yalnızca okunmak için yazılmaz.
Belki bir insanın durup düşünmesi için yazılır.
Belki bir hayatın kurtulmasına vesile olur.
Ben bugün yine bunun için yazıyorum.
Gazeteci- Yazar: Güldane Kaya Kaçar
