21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı Üzerine Tarihsel Bir Değerlendirme
21 Mayıs 1864 tarihi, yalnızca Kafkas halklarının değil, insanlık tarihinin en acı kitlesel sürgünlerinden birinin simgesi olarak hafızalara kazınmıştır.
Çerkes halkı için bu tarih; yurtlarından koparılışın, kimlik mücadelesinin, büyük kayıpların ve diaspora hayatının başlangıcıdır.
Bugün Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde yaşayan Çerkes toplulukları, 21 Mayıs’ı “Çerkes Sürgünü ve Soykırımı Anma Günü” olarak kabul etmekte; yaşanan trajedinin unutulmaması için çeşitli anma etkinlikleri düzenlemektedir.[1]
Kafkas-Rus Savaşları ve Sürgünün Başlangıcı;
18. yüzyılın sonlarından itibaren Çarlık Rusyası’nın sıcak denizlere inme politikası doğrultusunda Kafkasya üzerindeki yayılmacı faaliyetleri hız kazanmıştır.
Yaklaşık üç asır süren Kafkas-Rus mücadeleleri, 21 Mayıs 1864 tarihinde Rus ordusunun Kafkas direnişini kırmasıyla yeni bir safhaya geçmiştir.[2]
Bu tarihten sonra başta Adığeler, Abhazlar ve Abazinler olmak üzere Kuzey Kafkasya halkları zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
Araştırmacılar, sürgün sürecinde yüz binlerce insanın açlık, salgın hastalık, susuzluk ve kötü ulaşım koşulları nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtmektedir.[3]
Özellikle Karadeniz kıyılarında gemi bekleyen insanların yaşadığı dram, dönemin Rus ve Avrupalı gözlemcilerinin raporlarına da yansımıştır.
Rus araştırmacı Adolf Petroviç Berzhe’nin ifadeleri dönemin trajedisini açık biçimde ortaya koymaktadır:
«“Novorossiisk limanında gördüklerimi asla unutmayacağım… Onların bu durumunu görenler Hristiyan da olsa, Müslüman da olsa, dinsiz de olsa dayanamazdı.”[4]»
Benzer şekilde Rus memur Ivan Drozdov, sürgün yollarındaki manzaraları şöyle anlatmıştır:
«“Kadın, çocuk ve yaşlıların cesetleri yol boyunca uzanıyordu… sürülenlerin yalnızca yarısı karayı canlı görebildi.”[5]»
Osmanlı Topraklarına Göç ve Diaspora Hayatı
Sürgün edilen Çerkeslerin büyük bölümü Osmanlı Devleti topraklarına yerleştirilmiştir.
Tarihçiler, 800 bin ila 1,5 milyon arasında insanın bu zorunlu göçten etkilendiğini ifade etmektedir.[6]
Osmanlı Devleti, gelen muhacirleri Anadolu’nun farklı bölgelerine, Balkanlara, Suriye’ye ve Orta Doğu’nun çeşitli yerlerine iskân etmiştir.
Bugün dünyadaki en büyük Çerkes diasporasının Türkiye’de yaşaması bu tarihsel sürecin sonucudur.[7]
Türkiye’de özellikle Sakarya, Düzce, Kayseri, Kahramanmaraş, Samsun, Balıkesir ve Antalya çevresinde yoğun Çerkes nüfusları oluşmuştur.
Kocaeli’nin Kefken sahili ise sürgün hafızasının en önemli sembol mekânlarından biri hâline gelmiştir.Her yıl burada Karadeniz’e karanfiller bırakılarak hayatını kaybedenler anılmaktadır.
Çerkes Soykırımı Tartışmaları;
Çerkes sürgününün “soykırım” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği uzun yıllardır akademik ve siyasi tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Gürcistan Parlamentosu, 20 Mayıs 2011 tarihinde aldığı kararla Çerkes Soykırımı’nı resmen tanımıştır.[8]
Bu karar, uluslararası kamuoyunda önemli yankı uyandırmıştır.
Birçok araştırmacı, yaşananların yalnızca zorunlu göç değil; sistematik etnik temizlik ve kitlesel imha niteliği taşıdığını savunmaktadır.[9]
Özellikle nüfusun büyük bölümünün sürgün edilmesi ve geride kalan toplulukların ağır askeri baskılara maruz kalması bu görüşü güçlendirmektedir.
Anadolu’daki Sosyal Etkiler ve Avşar-Çerkes İlişkileri;
Sürgün sonrası Anadolu’ya yerleştirilen Çerkes toplulukları ile bölgede yaşayan bazı Türkmen ve Avşar aşiretleri arasında zaman zaman sosyal ve ekonomik gerilimler yaşanmıştır.
Özellikle iskân politikaları nedeniyle bazı Avşar topluluklarının daha verimsiz alanlara yönlendirilmesi huzursuzluklara neden olmuştur.[10]
Ancak ilerleyen yıllarda ortak yaşam kültürü gelişmiş; evlilikler, kültürel etkileşimler ve toplumsal dayanışma sayesinde bu topluluklar arasında güçlü bağlar oluşmuştur.
Anadolu’nun kültürel çeşitliliği içerisinde Çerkesler ve Türkmen toplulukları birlikte önemli bir sosyal miras meydana getirmiştir.
Hafıza, Kimlik ve Adalet Arayışı;
Bugün dünya genelinde yaşayan Çerkes toplulukları; dilin korunması, kültürel mirasın yaşatılması ve tarihsel acıların uluslararası düzeyde tanınması için çalışmalar yürütmektedir.
Türkiye’de düzenlenen anma etkinlikleri, akademik konferanslar ve kültürel faaliyetler bu kolektif hafızanın yaşatılmasına katkı sunmaktadır.
Çerkes toplumunun önde gelen temsilcileri tarafından dile getirilen talepler arasında; sürgünün resmen tanınması, kültürel hakların güçlendirilmesi, müzelerin açılması ve diaspora ile Kafkasya arasındaki bağların kolaylaştırılması gibi başlıklar yer almaktadır.[11]
21 Mayıs 1864, yalnızca bir halkın sürgün tarihi değil; insanlık vicdanının yüzleşmesi gereken büyük tarihsel trajedilerden biridir.
Tarihin acılarıyla yüzleşmek, geçmişin yaralarını derinleştirmek için değil; halklar arasında adalet, empati ve barış kültürünü güçlendirmek için önem taşımaktadır.
Çerkes Sürgünü ve Soykırımı sırasında hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor; insanlık tarihinin bu karanlık sayfasının unutulmamasını diliyoruz...
21 Mayıs 1864, Çerkes halkının tarihine acı ve gözyaşıyla kazınmış bir sürgün ve büyük insanlık dramının yıl dönümüdür.
Kafkasya’nın yerli halkı olan Çerkesler, uzun yıllar süren direnişin ardından anayurtlarından koparılmış; yüz binlerce insan sürgün yollarında, Karadeniz’in karanlık sularında, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Bugün, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nde rahmet-i Rahman’a kavuşan kardeşlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz. Geçmişin acıları unutulmasın, insanlık benzer acıları bir daha yaşamasın.
Birleşmiş Milletler’in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde yer alan tanımlamalar çerçevesinde, birçok araştırmacı ve insan hakları savunucusu, yaklaşık 160 yıl önce Çerkes halkının yaşadığı büyük trajediyi soykırım ve zorunlu sürgün olarak değerlendirmektedir.
Uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenen suçlar ve soykırım suçları için zamanaşımı söz konusu değildir; bu nedenle tarihî acılarla yüzleşmek, hafızayı yaşatmak ve insanlık vicdanını diri tutmak büyük önem taşımaktadır.
---

Dipnotlar
[1] Walter Richmond, The Circassian Genocide, Rutgers University Press, 2013.
[2] Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, İstanbul, 2010.
[3] Justin McCarthy, Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, Princeton, 1995.
[4] Adolf Petroviç Berzhe, Kafkasya gözlem notları, 19. yüzyıl Rus arşiv belgeleri.
[5] Ivan Drozdov’un sürgün hatıraları, Rus askeri arşiv kayıtları.
[6] Walter Richmond, age., s. 132-145.
[7] Ayhan Kaya, Türkiye’de Çerkes Diasporası ve Kimlik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004.
[8] Gürcistan Parlamentosu Kararı, 20 Mayıs 2011.
[9] Norman Naimark, Fires of Hatred: Ethnic Cleansing in Twentieth-Century Europe, Harvard University Press.
[10] Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler ve İskân Politikaları, Ankara, 1997.
[11] Türkiye Çerkes Forumu basın açıklamaları ve diaspora bildirileri.
