Dilber KÖSE
Köşe Yazarı
Dilber KÖSE
 

Karlı Dağlarda Kalan İki Yürek

Karlı Dağlarda Kalan İki Yürek Tarih bazen koca ordularla değil, iki insanın yüreğiyle yazılır. Bazen bir imparatorluğun onuru, haritalarda adı bile anılmayan uzak bir coğrafyada, sessizce taşınır. Yıllar önce İngiliz İmparatorluğu Hindistan’ı işgal ettiğinde, mazlum bir coğrafyadan Osmanlı’ya bir ses yükselmişti. Hilafetin gölgesine sığınan bu çağrı, yorgun, yaralı ama onurlu Osmanlı Devleti tarafından cevapsız bırakılmadı. İmkânlar sınırlıydı, yollar uzundu, umutlar ise her zamanki gibi inançla örülüydü. Gönderilen askerlerin bir kısmı yolda hastalığa yenildi. Sağ kalanlar, silahı az, imkânı kısıtlı hâlde İngiliz teknolojisinin karşısına dikildi. Savaş kaybedildi; ama haysiyet kaybedilmedi. Esir düşen Osmanlı askerleri, imparatorluğun başka bir ucunda, gemilerde ve limanlarda çalıştırılmaya başlandı. Ve kader, iki Osmanlı askerini dünyanın bambaşka bir kıtasına savurdu: Avustralya’ya. Adları Mehmet ve Abdullah’tı. Biri kasap oldu, biri dondurmacı. Hayata tutunmaya çalıştılar. Ama insan bazen karnını doyursa da yüreğini susturamaz. Yıllar sonra Çanakkale’de top sesleri duyuldu. Avustralya asker çıkarıyordu. Karşısında ise kendi devletleri vardı. İşte o an, iki yürek aynı cümlede buluştu: “Biz Osmanlı askeriyiz.” Bir masa, bir kâğıt, bir kalem… Ve tarihe düşülen sade ama ağır bir not: “Devletimizle savaşan bir devlete karşı, biz de savaş hâlindeyiz.” Bu bir isyan değildi; bu bir sadakat mektubuydu. Sidney’in yüzlerce kilometre ötesinde, Karlı Dağlar’da tren rayları söküldü, yollar kesildi. Küçücük bedenleriyle koca bir devlete karşı durdular. Günler süren arayışın ardından çıkan çatışmada iki Osmanlı askeri şehit düştü. Bugün mezarları hâlâ Avustralya topraklarında. Adları resmî kayıtlarda başka yazıldı belki… Ama kimlikleri yanılmadı. Ne Karahisar Hindistan’dır, Ne Karadeniz bir sömürge toprağı. Onlar Osmanlıydı. Devletlerinden binlerce kilometre uzakta bile, yalnız kalmayan askerlerdi. Ve tarih, bazen iki kişinin vicdanına emanet edilir. “Unutulan her hakikat, bir gün vicdanın en soğuk dağlarında yeniden karşımıza çıkar.” Dilber Köse   Kısa Kaynak Notu (Metin Altı İçin) Bu yazı; Osmanlı–Hindistan ilişkileri, 1915 Broken Hill Olayı ve Avustralya arşivlerinde yer alan sözlü ve yazılı kaynaklar temel alınarak kaleme alınmıştır. (Bkz. Halil İnalcık; Peter Stanley; Avustralya Ulusal Arşivleri)  
Ekleme Tarihi: 04 Şubat 2026 -Çarşamba

Karlı Dağlarda Kalan İki Yürek


Karlı Dağlarda Kalan İki Yürek

Tarih bazen koca ordularla değil, iki insanın yüreğiyle yazılır.

Bazen bir imparatorluğun onuru, haritalarda adı bile anılmayan uzak bir coğrafyada, sessizce taşınır.

Yıllar önce İngiliz İmparatorluğu Hindistan’ı işgal ettiğinde, mazlum bir coğrafyadan Osmanlı’ya bir ses yükselmişti. Hilafetin gölgesine sığınan bu çağrı, yorgun, yaralı ama onurlu Osmanlı Devleti tarafından cevapsız bırakılmadı.

İmkânlar sınırlıydı, yollar uzundu, umutlar ise her zamanki gibi inançla örülüydü.
Gönderilen askerlerin bir kısmı yolda hastalığa yenildi. Sağ kalanlar, silahı az, imkânı kısıtlı hâlde İngiliz teknolojisinin karşısına dikildi.

Savaş kaybedildi; ama haysiyet kaybedilmedi.

Esir düşen Osmanlı askerleri, imparatorluğun başka bir ucunda, gemilerde ve limanlarda çalıştırılmaya başlandı.
Ve kader, iki Osmanlı askerini dünyanın bambaşka bir kıtasına savurdu: Avustralya’ya.

Adları Mehmet ve Abdullah’tı. Biri kasap oldu, biri dondurmacı.

Hayata tutunmaya çalıştılar. Ama insan bazen karnını doyursa da yüreğini susturamaz. Yıllar sonra Çanakkale’de top sesleri duyuldu. Avustralya asker çıkarıyordu. Karşısında ise kendi devletleri vardı.

İşte o an, iki yürek aynı cümlede buluştu:
“Biz Osmanlı askeriyiz.”
Bir masa, bir kâğıt, bir kalem…
Ve tarihe düşülen sade ama ağır bir not:
“Devletimizle savaşan bir devlete karşı, biz de savaş hâlindeyiz.”
Bu bir isyan değildi; bu bir sadakat mektubuydu.

Sidney’in yüzlerce kilometre ötesinde, Karlı Dağlar’da tren rayları söküldü, yollar kesildi. Küçücük bedenleriyle koca bir devlete karşı durdular.

Günler süren arayışın ardından çıkan çatışmada iki Osmanlı askeri şehit düştü.

Bugün mezarları hâlâ Avustralya topraklarında.
Adları resmî kayıtlarda başka yazıldı belki…
Ama kimlikleri yanılmadı.

Ne Karahisar Hindistan’dır,
Ne Karadeniz bir sömürge toprağı.
Onlar Osmanlıydı.

Devletlerinden binlerce kilometre uzakta bile, yalnız kalmayan askerlerdi.
Ve tarih, bazen iki kişinin vicdanına emanet edilir.

“Unutulan her hakikat, bir gün vicdanın en soğuk dağlarında yeniden karşımıza çıkar.”
Dilber Köse

 

Kısa Kaynak Notu (Metin Altı İçin)
Bu yazı; Osmanlı–Hindistan ilişkileri, 1915 Broken Hill Olayı ve Avustralya arşivlerinde yer alan sözlü ve yazılı kaynaklar temel alınarak kaleme alınmıştır. (Bkz. Halil İnalcık; Peter Stanley; Avustralya Ulusal Arşivleri)

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.