ANADOLU'NUN KAYIP ÇOCUKLARI ETRÜSKLER MI?
Etrüsklerin Batı Anadolu ile Olan Tarihî Bağları Üzerine Tarih, yalnızca geçmişin hikâyesi değil; aynı zamanda medeniyetlerin birbirine nasıl dokunduğunu anlatan büyük bir insanlık hafızasıdır.
Bu hafızanın en ilgi çekici sayfalarından biri de İtalya'da Roma uygarlığının doğuşundan önce yükselen Etrüsk medeniyetidir.
Yüzyıllardır tarihçilerin, arkeologların ve dil bilimcilerin üzerinde çalıştığı temel sorulardan biri şudur: Etrüskler kimdi ve nereden gelmişlerdi?
Antik dünyanın önemli tarihçileri bu soruya dikkat çekici bir cevap vermektedir.
Onlara göre Etrüsklerin kökeni, Batı Anadolu'nun kadim halklarına kadar uzanmaktadır.
M.Ö. 5. yüzyılda yaşayan ve "Tarihin Babası" olarak anılan Herodot, eserinde Lidya'da yaşanan büyük bir kıtlıktan söz eder.
Buna göre halkın bir bölümü yurtlarında kalırken, diğer bölümü Kral Atys'in oğlu Tyrsenos'un önderliğinde denize açılmış ve uzun bir yolculuğun ardından İtalya'nın batı kıyılarına ulaşmıştır.
Herodot, daha sonra Etrüskler olarak bilinecek bu topluluğun Lidya kökenli olduğunu ifade etmektedir.[1]
Antik coğrafyacı Strabon da benzer bir gelenekten söz eder.
Strabon'un aktardığı bilgilere göre, bugün İtalya'nın batısındaki Tiren Denizi'nin adı, Anadolu'dan göç ettiği ileri sürülen Tyrsenos ve onun halkıyla ilişkilendirilmektedir.[2]
Roma'nın ünlü şairi Vergilius ise Aeneis adlı destanında, Truva'nın yıkılışından sonra Anadolu'dan ayrılan toplulukların İtalya'ya ulaşmasını anlatır.
Her ne kadar bu eser tarihî bir belge değil, edebî bir destan olsa da, Roma dünyasının Anadolu ile olan kültürel bağları nasıl algıladığını göstermesi bakımından önemlidir.[3]
Roma dönemi tarihçilerinden Yaşlı Plinius da Etrüsklerin kökenini Anadolu halklarıyla ilişkilendiren geleneklere eserlerinde yer vermiştir.[4]
Günümüzde ise konuya yalnızca antik kaynaklar üzerinden değil; arkeoloji, genetik ve dilbilim araştırmaları üzerinden de yaklaşılmaktadır.
Modern bilim dünyasında Etrüsklerin kökeni hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.
Bazı araştırmacılar Anadolu bağlantısını desteklerken, bazıları Etrüsk kültürünün İtalya'da yerel halklar arasında geliştiğini savunmaktadır.
Bu nedenle Etrüsklerin kökeni meselesi, kesin olarak çözümlenmiş bir konu olmaktan ziyade, araştırmaların devam ettiği önemli bir tarih problemidir.[5]
Bununla birlikte, antik dünyanın en saygın tarihçilerinin önemli bir bölümü Etrüskleri Anadolu ile ilişkilendirmiştir.
Bu durum, Anadolu'nun yalnızca bir coğrafya değil; medeniyetlerin doğduğu, geliştiği ve farklı kıtalara yayıldığı büyük bir kültür havzası olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Belki de Etrüsklerin hikâyesi, Anadolu'nun insanlık tarihine yaptığı katkıların henüz tam olarak keşfedilememiş sayfalarından biridir.
Kesin olan bir şey varsa, o da Anadolu'nun binlerce yıldır yalnızca medeniyetlere ev sahipliği yapmadığı; aynı zamanda onları besleyen, şekillendiren ve dünyaya taşıyan büyük bir tarih sahnesi olduğudur.
Atatürk ve Etrüsk Araştırmaları; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinin yalnızca Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden ibaret olmadığını, insanlık tarihinin çok daha derin katmanlarında araştırılması gerektiğini savunmuştur.
Bu anlayışla 1930'lu yıllarda geliştirilen Türk Tarih Tezi çerçevesinde Anadolu'nun ve eski uygarlıkların kökenleri üzerine kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır.
Atatürk, Etrüskler konusunda yapılan araştırmaları yakından takip etmiş, özellikle Etrüsk dili ile Türkçe arasında kurulmaya çalışılan bağlantıları inceleyen bilim insanlarını desteklemiştir.
Onun temel amacı, tarihî gerçekleri bilimsel yöntemlerle ortaya koymak ve Türk milletinin dünya medeniyetine yaptığı katkıları araştırmaktı.
1930'lu yıllarda bazı Türk ve yabancı araştırmacılar, Etrüsk kültürü ile Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasında benzerlikler bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
Ancak günümüz akademik dünyasında bu görüşler kesin olarak kanıtlanmış kabul edilmemekte; konu hâlen tarih, arkeoloji, genetik ve dilbilim araştırmalarının önemli tartışma alanlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Atatürk'ün bu konudaki yaklaşımını en iyi özetleyen husus, herhangi bir ön yargıya bağlı kalmadan geçmişi araştırma iradesidir.
Çünkü ona göre:
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.
Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."
Bugün Etrüsklerin kökeni üzerine yürütülen çalışmalar da Atatürk'ün işaret ettiği gibi, bilimsel veriler ışığında geçmişi anlamaya yönelik arayışın bir parçasıdır.
Atatürk'ün konuya yaklaşımını tarihî gerçeklere uygun ve akademik bir çerçevede yansıtır.
"Anadolu'nun izleri yalnızca bu topraklarda değil, Akdeniz'in ötesindeki medeniyetlerde de yaşamaktadır."
Tarih yazımında Etrüsklerin kökeni konusu hâlâ tartışmalı olduğundan, kesin hükümler yerine akademik literatürdeki görüşleri esas almak daha doğru olacaktır. Kazılar, Belgeler, Bulgular Türk olduğu yolunda... Türk.
Dipnotlar
[1] Herodot, Tarihler (Historiai), I. Kitap, 94. bölüm.
[2] Strabon, Coğrafya (Geographika), V. Kitap.
[3] Vergilius, Aeneis, I-VIII. kitaplar.
[4] Yaşlı Plinius, Naturalis Historia (Doğa Tarihi), III. Kitap.
[5] Massimo Pallottino, The Etruscans; ayrıca güncel arkeolojik ve genetik çalışmalar için bkz. Journal of Roman Archaeology ve American Journal of Human Genetics yayınları.
Anadolu, yalnızca üzerinde yaşadığımız toprakların adı değildir; insanlık medeniyetinin hafızası, kültürlerin kavşak noktası ve tarihin en eski anlatıcısıdır.
Araştırmacı Tarihçi
Dilber Köse

