
Bir Okul Seçmiyoruz, Bir Çocuğun Geleceğini Şekillendiriyoruz.
Bir Genç Anne Sordu:
"Hocam, kızım ilkokulu bitirdi. Ağabeyinin okuluna mı gönderelim, yoksa yeni açılan ve sınavla öğrenci alan imam hatip okuluna mı?
Babası imam hatibini istiyor.
Ben ise kararsızım.
Siz olsanız ne yapardınız?"
Aslında bu soru yalnızca bir okul tercihi değildir.
Bu soru; bir çocuğun sosyal gelişimini, psikolojik güven duygusunu, akademik başarısını ve aile içi huzuru ilgilendiren çok yönlü bir eğitim meselesidir.
Yıllardır eğitim alanında aldığım akademik eğitimler, çocuk gelişimi, sosyal hizmet, aile danışmanlığı ve çocuk psikolojisi üzerine edindiğim bilgiler bana şunu öğretmiştir:
Her okul değerlidir; ancak her okul, her çocuk için aynı derecede uygun olmayabilir.
Okul seçilirken ilk bakılması gereken bina, tabela veya isim değildir.
Öncelikle okulun öğretmen kadrosu, eğitim anlayışı, öğrencinin karakter yapısı, ulaşım imkânı, güvenliği, arkadaş çevresi ve çocuğun kendisini orada mutlu hissedip hissetmeyeceği değerlendirilmelidir.
Eğer aile daha önce aynı okulda eğitim gören bir çocuğundan memnun kalmışsa, kardeşlerin aynı okulda eğitim görmesi çoğu zaman önemli avantajlar sağlar.
Birlikte gidip gelmeleri, birbirlerine destek olmaları, aile düzeninin kolaylaşması ve küçük kardeşin kendisini daha güvende hissetmesi, eğitim bilimlerinde de olumlu kabul edilen
hususlardandır.
Bunun yanında bazı aileler çocuklarının dinî ve ahlaki eğitimini daha yoğun almasını isteyebilir.
Bu da son derece saygı duyulması gereken bir tercihtir.
Çünkü bu toprakların kültüründe medreselerden günümüz okullarına uzanan köklü bir eğitim geleneği vardır.
Din eğitimi almak isteyen ailelerin bu arzusu doğal ve meşrudur.
Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır:
Çocuğun başarısını belirleyen tek unsur okulun adı değildir.
Başarı; öğrencinin isteği, öğretmeni, ailesinin desteği, arkadaş çevresi ve çalışma alışkanlığıyla birlikte oluşur.
Bir çocuk istemediği bir okulda kendisini yalnız hissedebilir.
Buna karşılık severek gittiği bir okulda hem akademik hem de sosyal açıdan çok daha başarılı olabilir.
Bazen aileler kendi ideolojik, kültürel veya sosyal tercihlerini çocuklarının isteklerinin önüne koyabilmektedir.
Oysa eğitimde temel ilke, anne ve babanın beklentileri kadar çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını da dikkate almaktır.
Çocuk eğitiminde en doğru soru şudur:
"Ben hangi okulu istiyorum?" değil; "Benim çocuğum hangi okulda mutlu, güvenli ve başarılı olur?"
Mutlu çocuk daha kolay öğrenir.
Kendini güvende hisseden çocuk daha çok üretir.
Sevildiğini hisseden çocuk ise geleceğe daha sağlam yürür.
Din eğitimi ise yalnızca okul binalarıyla sınırlı değildir.
Aile içinde verilen güzel ahlak eğitimi, camilerdeki Kur'an kursları, yaz okulları ve nitelikli din görevlilerinden alınacak destek de çocuğun manevi gelişimine önemli katkılar sağlar.
Son sözüm şudur:
Çocuklarımız bizim hayallerimizi gerçekleştirecek araçlar değildir.
Onlar, kendilerine ait hayatları olan, yetenekleri ve hayalleri bulunan bireylerdir.
Bizlere düşen görev, onları kendi tercihlerimizin kalıplarına sıkıştırmak değil; karakterlerine, yeteneklerine ve ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarıyla buluşturmaktır.
Çünkü doğru okul; tabelası en gösterişli olan değil, çocuğun yüzünü güldüren okuldur.
Dipnotlar :
UNICEF, çocukların eğitim hakkı ve üstün yararı ilkesini temel çocuk hakları arasında kabul etmektedir.
UNESCO, eğitimde fırsat eşitliği, kapsayıcılık ve öğrencinin bireysel gelişimini esas alan yaklaşımı önermektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı öğretim programlarında öğrencinin ilgi, ihtiyaç ve bireysel farklılıklarının dikkate alınmasını temel eğitim ilkeleri arasında değerlendirmektedir.
Bir sonraki yazı: "İlkokul Tercihi mi, Hayat Tercihi mi?" ...
Dilber Köse
