23 EYLÜL 1821: TRİPOLİÇE’NİN SESSİZLİĞİNDE KALAN TARİH
Bir şehrin düşüşü, binlerce insanın hafızadan silinmesi anlamına gelmemeli
Tarih, yalnızca zaferlerin ve devletlerin kuruluşlarının hikâyesi değildir.
Tarih; aynı zamanda savaşların, sürgünlerin, katliamların, kaybolan şehirlerin ve geride kalan insanların hafızasıdır.
Bu nedenle bazı tarihler vardır ki üzerinden iki asır geçse bile yeniden okunmalı, araştırılmalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.
23 Eylül 1821 de bu tarihlerden biridir.
Bugün Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Mora Yarımadası'ndaki Tripoliçe (Tripolitsa), 1821 Yunan İsyanı sırasında Osmanlı hâkimiyetindeki önemli merkezlerden biriydi.
Şehir, 23 Eylül 1821'de Yunan isyancı güçlerinin eline geçti. Ancak burada önemli bir takvim ayrıntısı bulunmaktadır: O dönemde kullanılan Jülyen takvimi ile bugün kullandığımız Gregoryen takvimi arasındaki fark nedeniyle, kaynaklarda olayın tarihi 23 Eylül/Jülyen – 5 Ekim/Gregoryen şeklinde de karşımıza çıkmaktadır.
Şehrin ele geçirilmesinin ardından Müslüman halkın yanı sıra Yahudi nüfusun da büyük bir katliama maruz kaldığı, kadın ve çocukların da öldürüldüğü veya esir edildiği çeşitli tarih araştırmalarında kayıt altına alınmıştır. Cambridge University Press'in yakın tarihli çalışması, Tripoliçe'nin yağmalanmasını ve Müslümanlarla Yahudilerin öldürülmesini 1821 Devrimi'nin en ağır şiddet olaylarından biri olarak tanımlamaktadır.
Rakamlar neden farklı?
Burada tarihçinin en önemli görevi, duyguyla gerçeği birbirine karıştırmamaktır.
Tripoliçe'de öldürülenlerin sayısı konusunda kaynaklar arasında ciddi farklılıklar vardır.
İngiliz tarihçi William St Clair'in aktarımlarında Mora'daki birkaç haftalık katliamlarda 20 binden fazla Müslüman ve Yahudi'nin öldürüldüğü belirtilirken, Osmanlı tarihçisi Cevdet Paşa'nın daha sonraki değerlendirmelerinde yalnızca Tripoliçe'de öldürülenlerin sayısı çok daha yüksek verilmiştir. Modern akademik çalışmalar da rakamların kaynaklara göre değiştiğini göstermektedir.
Dolayısıyla tarih yazımında yapılması gereken, tek bir rakamı tartışmasız gerçek gibi sunmak değil; kaynakların neden farklı rakamlar verdiğini ortaya koymaktır.
Çünkü tarih, sloganlarla değil; belge, kaynak ve karşılaştırmalı araştırmayla anlaşılır.
Peki 23 Eylül neden hatırlanmalı?
Çünkü bir toplumun hafızasında yer alan acıları hatırlamak, başka toplumların acılarını inkâr etmek anlamına gelmez.
Tam tersine…
Bir acıyı tanımak, başka bir acıyı yok saymayı gerektirmez.
Bugün Yunanistan'da 1821 sürecinin farklı boyutlarına ilişkin anma ve tarih anlatıları bulunmaktadır. Örneğin Yunan Parlamentosu, Küçük Asya Rumlarının yaşadığı 1922 felaketine ilişkin ulusal anma gününün 1998 yılında yasayla belirlendiğini açıkça belirtmektedir.
O hâlde tarihçinin sorması gereken soru şudur:
Mora'da 1821 yılında hayatını kaybeden Müslüman ve Yahudi sivillerin hafızası nasıl korunmalıdır?
Bu soru yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki tarih tartışmasının değil, insanlığın ortak hafıza sorununun da bir parçasıdır.
“Soykırım” kavramı konusunda akademik dikkat
Bugün bazı çevreler Tripoliçe'de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmekte ve 23 Eylül'ün Yunanistan anakarasındaki Türklerin soykırımı için ulusal anma günü ilan edilmesini talep etmektedir.
Ancak burada akademik bir ayrım yapmak gerekir.
“Katliam”, “etnik temizlik”, “sivil nüfusun toplu öldürülmesi” ve “soykırım” aynı kavramlar değildir.
Soykırım kavramı, modern uluslararası hukukta belirli unsurları bulunan özel bir suç tanımıdır. Bu nedenle 1821'de yaşananları değerlendirirken tarihsel olayın kendisi ile daha sonraki hukukî kavramları birbirinden ayırmak gerekir.
Bununla birlikte bu kavramsal tartışma, Tripoliçe'de insanların toplu biçimde öldürüldüğü gerçeğinin araştırılmasını ve hatırlanmasını ortadan kaldırmaz.
Hafıza, intikam değil; yüzleşmedir.
Ben bir tarihçi olarak geçmişin acılarını bugünün insanlarına düşmanlık üretmek için değil, aynı acıların yeniden yaşanmaması için hatırlamanın gerekli olduğuna inanıyorum.
Türklerin, Rumların, Yahudilerin, Arnavutların ve Mora'nın diğer halklarının 19. yüzyılın çalkantılı döneminde yaşadığı acılar, birbirinden bağımsız okunamaz.
Tarih bütün olarak ele alınmalıdır.
Bir halkın acısını anlatırken diğerinin acısını susturmak, tarihin kendisine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Bu nedenle 23 Eylül 1821 Tripoliçe olaylarının tarihî hafızada anılması yönündeki talep, öncelikle arşiv belgeleri, Osmanlı kaynakları, Yunan kaynakları, Avrupa gözlemcilerinin anlatıları ve çağdaş akademik araştırmalar ışığında değerlendirilmelidir.
Belki de yapılması gereken ilk şey bir kavram üzerinde anlaşmak değil;önce bütün belgeleri aynı masaya koymak, hayatını kaybeden insanları isimleriyle ve kimlikleriyle araştırmak ve tarihin susturduğu sesleri yeniden duyulur hâle getirmektir.
Çünkü tarih unutulduğunda yalnızca geçmiş kaybolmaz.
İnsanlık, geçmişte yaptığı hataları yeniden yapma ihtimaliyle karşı karşıya kalır.
Tripoliçe'nin hafızası da bize bunu hatırlatıyor:
Tarih, kazananların değil; hatırlananların ve araştırılanların da hikâyesidir.
Araştırmacı Tarihçi – Yazar – Gazeteci
Dilber KÖSE
DİPNOTLAR
[1] Ozan Özavcı, The Ottoman Imperial Gaze: The Greek Revolution of 1821–1832 and a New History of the Eastern Question, SAGE, 2023. Çalışmada Mora'daki 1821 şiddet olayları ve Tripoliçe'de Müslüman ve Yahudi nüfusun öldürülmesine ilişkin farklı tarihsel kaynaklar karşılaştırılmaktadır.
[2] The Greek Revolution of 1821: European Contexts, Scottish Connections, Edinburgh University Press, 2024. Thomas Gordon ve Tripoliçe'nin yağmalanmasına ilişkin bölümde, şehirde Müslüman ve Yahudi nüfusun öldürüldüğü ve olayların birkaç gün sürdüğü aktarılmaktadır.
[3] Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan The Tripolitsa Massacre in the Morea in Its 200th Year çalışmasında Tripoliçe'deki katliama ilişkin Osmanlı ve diğer tarihsel kaynaklar ele alınmaktadır.
[4] Yunanistan Parlamentosu'nun resmî açıklamasında, Küçük Asya Rumlarının ulusal anma gününün 24 Eylül 1998 tarihinde Parlamento kararıyla belirlendiği belirtilmektedir.
[5] Tarihî tarihlendirmede kullanılan Jülyen ve Gregoryen takvimleri arasındaki fark nedeniyle Tripoliçe'nin düşüş tarihi kaynaklarda 23 Eylül 1821 ve 5 Ekim 1821 olarak farklı biçimlerde görülebilmektedir.
Not: Bu yazıda “soykırım” ifadesi, kesinleşmiş bir uluslararası hukuk hükmü olarak değil, bazı çevrelerin tarihsel nitelemesi ve anma talebi bağlamında kullanılmıştır. Olayın kendisi ise kaynaklarda toplu katliam ve ağır şiddet olayı olarak belgelenmektedir.

