BİR ÖMÜR ÇOCUKLARA ADANDI: ABDULLAH ADEM HOCAMIZI KAHVE KOKULARI İÇİNDE UĞURLADIK
Malulen emekli olabilecek kadar ağır bir hastalıkla mücadele ederken bile çocuklardan ve insanlara hizmetten vazgeçmeyen güzel bir insanın ardından…
Bazı insanlar vardır…
Onları yalnızca yaptıkları görevle, taşıdıkları unvanla ya da çalıştıkları kurumla anlatamazsınız. Çünkü onlar görev tanımlarının çok ötesine geçer; dokundukları hayatlarda iz bırakırlar.
Abdullah Adem Hocamız da böyle güzel insanlardan biriydi.
Antalya Diyanet İzcilik Spor Kulübü, Antalya'da kırtasiyeler, Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Hizmetler ve Aile ve Sosyal Hizmetler bünyesinde yıllarca birlikte görev yaptığımız, çocukların hayatına dokunan, onların geleceği için çalışan, mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, insan yetiştirme sorumluluğu olarak gören bir eğitimciydi.
Üstelik ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu.
Malulen emekli olabilecek durumda olmasına rağmen, ömrünü çocuklara ve insanlığa hizmet etmeye adamış bir insan olarak çalışmayı sürdürdü. Hastalığına rağmen son ana kadar hayattan, görevinden ve çocuklardan kopmadı.
Onu farklı kılan da biraz buydu.
HASTALIĞINI DEĞİL, İNSANI ÖNE KOYDU
Kanserle mücadele ettiği günlerde bile çevresine korku ve umutsuzluk vermemeye çalışırdı.
“Allah'ın bana verdiği bir imtihan, bir hediye… Bunu da atlatacağız, çok şükür.” diyerek bizleri teselli ederdi.
Aslında onu bizim teselli etmemiz gerekirken, çoğu zaman o bizi teselli ederdi.
Ağrısını, sıkıntısını içine atar; sabrı, tevekkülü ve güzel sözleriyle çevresindekilere güç verirdi.
Kur’an-ı Kerim'de Bakara Suresi'nin 155. ayetinde insanın çeşitli sıkıntılarla sınanabileceği ve “sabredenlerin” müjdelenmesi gerektiği bildirilir. 156. ayette ise musibet karşısında “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” anlayışı hatırlatılır.
Abdullah Adem Hocamızın hayatındaki sabır da bize bu teslimiyet duygusunu hatırlattı.
DÜN BİR CENAZE DEĞİL, BÜYÜK BİR VEFANIN ŞAHİDİ OLDUK
Dün acısıyla, hüznüyle ama bir o kadar da vefasıyla “kahve tadında” bir günü geride bıraktık.
Önce yıllarca oturduğu, komşuları, akrabaları, eş, dostları ile oturduğu mekâna gittik.
Bahçe insanlarla doluydu. Balkonlar doluydu. Herkes Abdullah Adem Hocamızı konuşuyordu.
...“Camiye gitti” dediler.
Arkadaşlarımızla birlikte camiye yöneldik.
Cami tıklım tıklımdı.
İnsanın içinden,
“Bugün cuma mı, perşembe mi?” diye sormak geldi.
Çünkü cuma namazını andıran bir kalabalık vardı.
Ama o kalabalığın tek bir sebebi vardı:
Abdullah Adem Hoca…
Meslektaşları oradaydı. Başka illere giden müdürler oradaydı.
Aile ve Sosyal Hizmetler camiası oradaydı.
Çocuk Evleri Sitesi çalışanları oradaydı.
Yıllar önce yetiştirdiği çocuklar, bugün büyümüş birer yetişkin olarak oradaydı.
Ve en anlamlısı…
Onun öğrencileri, farklı şehirlerden kalkıp gelmişti.
İstanbul’dan, Adana’dan, Konya’dan, Burdur’dan, Isparta’dan, Afyon, Denizli’den ve daha nice yerden…
Çünkü bazı öğretmenler öğrencilerinin hayatında yalnızca bir dönem değil, bir ömür kalır.
Abdullah Adem Hocamız da öğrencilerinin gönlünde böyle bir yer edinmişti.
Cenaze namazının ardından uzun bir araç konvoyuyla mezarlığa doğru yola çıktık.
Konvoy o kadar uzundu ki sanki bir ucu mezarlığa ulaşmış, diğer ucu Antalya yollarında kalmıştı.
Bu uzun konvoy aslında bize Abdullah Adem Hocamızın hayatının sessiz bir özeti gibiydi:
İnsan biriktirmişti.
Makamlardan çok insanları önemsemişti.
Kırmak yerine gönül almıştı.
Ayrıştırmak yerine birlik ve beraberliği savunmuştu.
Hoşgörüyü hayatının merkezine koymuştu.
Ailesiyle, çocuklarıyla ve meslek hayatıyla çevresine örnek olmuştu.
Antalya'nın izcileri de oradaydı.
Yıllarca birlikte çalıştığı yöneticiler, meslektaşları ve dostları da…
Mezarlık adeta bir vefa buluşmasına dönüştü.
Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.
Farklı gönüllerden yükselen dualar birbirine karıştı.
Hocamız, “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye sorduğunda kalabalıktan yükselen tek bir ses vardı:
“Helal ediyoruz… Helal ediyoruz… Helal ediyoruz…”
O an insanın yüreği daha başka sızlıyor.
Çünkü o kalabalık yalnızca bir cenazeye değil, bir ömre teşekkür etmeye gelmişti.
VE SONRA… KAHVE KOKUSU
Belki de dünün en anlamlı hatırası buydu.
Yıllarca nöbetlerde, görevlerde, yoğun çalışma temposunun içinde bir kahve molamız olurdu.
Kahve eşliğinde çocukları konuşurduk.
“Çocuklar için daha ne yapabiliriz?”
“Onların geleceğini nasıl daha güzel hazırlayabiliriz?”
“Bugün neyi değiştirebiliriz?”
Kısacası bizim kahvelerimiz yalnızca kahve değildi.
Çocukların geleceğine dair küçük istişarelerdi.
Dün de camiye giderken araçta birden kahve kokusu duyduk.
“Arkadaşlar, kahve kokusu geliyor. Kahve mi aldınız?” dedim.
“Hayır…”
Birkaç dakika sonra başka arkadaşlarımız da kokuyu fark etti.
“Gerçekten çok keskin bir kahve kokusu var.”
Nereden geldiğini bulamadık.
Mezarlığa vardık.
Ve insan ister istemez düşündü:
Acaba Abdullah Adem Hocamız son yolculuğuna, yıllarca birlikte paylaştığımız o kahve sohbetlerinin kokusuyla mı uğurlanıyordu?
Bunu elbette bilemeyiz.
Ama bazı kokular vardır; insana bir insanı, bir zamanı, bir dostluğu hatırlatır.
Biz de dün Abdullah Hocamızı güzel dualar, Kur’an tilavetleri ve gönlümüzde kalan kahve kokusuyla uğurladık.
AKŞAM OLDU, VEDA BİTMEDİ
İkindi namazından sonra başlayan veda uzun saatler sürdü.
Saat 19.00'u geçmişti.
İnsanlar hâlâ mezarlıktaydı.
Bir hocamız, “Sıraya girelim, herkes vedalaşsın, birbirimize sabır dileyelim.” dedi.
Herkes birbirine sarıldı.
“Başımız sağ olsun…”
“Allah sabırlar versin…”
“Allah cennette kavuştursun…”
“Keşke böyle acılı bir günde değil, güzel günlerde de bir araya gelseydik…”
Cümleler değişti ama duygumuz aynı kaldı:
Büyük bir kayıp ve büyük bir vefa…
ABDULLAH ADEM HOCAMIZ BİR ÖĞRETMENDEN DAHA FAZLASIYDI
Onun ardından söylenecek çok söz var.
Ama belki en doğrusu şudur:
Abdullah Adem Hocamız çocuk yetiştirdi.
Çocukların yalnızca bugününü değil, yarınını düşündü.
Onlara sahip çıktı.
Onların hayatına dokundu.
Kendi hastalığıyla mücadele ederken bile başkalarının hayatına umut olmaya devam etti.
İşte geride kalan en büyük miras budur.
İnsan öldüğünde makamı, unvanı, parası değil;
dokunduğu hayatlar konuşur.
Dün Antalya'da binlerce insanın aynı duyguyla bir araya gelmesi de Abdullah Adem Hocamızın geride nasıl bir iz bıraktığını gösteriyordu.
BİZ ALLAH'A AİDİZ VE O'NA DÖNECEĞİZ
Hayatın en değişmez gerçeği…
Doğuyoruz, büyüyoruz, çalışıyoruz, seviyoruz, mücadele ediyoruz ve sonunda Rabbimize dönüyoruz.
Kur'an'ın bize hatırlattığı gibi:
“Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”
Abdullah Adem Hocamız da bugün o dönüş yolculuğunda.
Bizlere düşen ise onun güzel hatırasını yaşatmak, yetiştirdiği çocukları hatırlamak ve onun savunduğu birlik, beraberlik, hoşgörü ve insan sevgisini yaşatmak.
Belki bundan sonra bir yerde kahve kokusu duyduğumuzda hepimiz bir an duracağız.
Birbirimize bakıp:
“Abdullah Adem Hocamız geldi aklımıza…” diyeceğiz.
Ve biliyorum ki o kahve kokusunda biraz dostluk, biraz meslek, biraz çocukların geleceği, biraz da vefa olacak.
Allah rahmet eylesin Abdullah Adem Hocam.
Sen bir ömür çocukların geleceğine emek verdin.
Şimdi bizler senin güzel hatıranı taşıyacağız.
Mekânın cennet, makamın âlî olsun.
Ailene, evlatlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve seni seven herkese sabır diliyorum.
Rabbim rahmetiyle muamele eylesin.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun güzel insan.
El Fatiha....

