Bu yazıyı kaleme alan biri olarak bende yaşlılar arasına katılalı (65 yaş üstü) bir kaç yıl oldu. Bugünü kutlarken kalan ömrümüz kaç yıl olabilir diye sorgula dım. Görünen o ki 100 yaşını aşmak mümkün. Dedem 90 ları, kuzenleri 100’ü geçmişti.
Dünyada 100 yaşını doldurmuş insanların sayısı giderek artıyor. Peki insanı bir asır yaşatan nedir? Sadece genler mi, beslenme mi, temiz hava mı, yoksa hayata tutunma biçimimiz mi?
“Centenarian” denilen, yani 100 yaşını doldurmuş insanların sayısı bugün dünyanın pek çok ülkesinde dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda.
Birleşmiş Milletler’in 2024 nüfus tahminleri esas alındığında, dünya nın çeşitli bölgelerinde yaklaşık 722 bin civarında 100 yaş ve üzeri insan bulunduğu görülüyor.
Sayı bakımından bazı ülkeler ise açık ara öne çıkıyor:
Japonya: 146 bin
ABD: 108 bin
Çin: 60 bin
Hindistan: 48 bin
Tayland: 38 bin
Türkiye’de ise 2024 yılında 100 yaş ve üzerindeki kişi sayısı malesef az 7.632 olarak açıklandı.
Burada özellikle Japonya çok dikkat çekiyor. Japonya yalnızca toplam 100 yaş üzeri insan sayısında değil, nüfusa oranlandığında da dünyanın en dikkat çekici ülkelerinden biri.
Ancak meseleye yalnızca toplam sayılar üzerinden bakmak yanıltıcı olabilir. Çin ve Hindistan gibi nüfusu 1 milyarı aşan ülkelerde yüz yaşını aşan insanların sayısının yüksek olması doğaldır. Asıl ilginç soru şudur:
“Bir insanın 100 yaşına ulaşma ihtimali hangi ülkelerde daha yüksektir?”
İşte tablo burada değişiyor.
Japonya’nın yanı sıra Fransa, İtalya, İngiltere, Yunanistan ve bazı diğer Avrupa ülkeleri nüfusa oranlandığın da öne çıkıyor. Çeşitli uluslararası karşılaştırmalarda 100 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfusa oranında Japonya başta gelirken Avrupa’nın yaşlı nüfusu yüksek toplumları da dikkat çekiyor.
Fakat uzun yaşama meselesinin asıl ilginç tarafı rakamların ötesinde…
Peki yüz yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir?
Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Bilim insanlarının uzun yaşam üzerine yaptığı araştırmalar, bize “tek bir uzun yaşam sırrı” olmadığını da gösteriyor.
Ama bazı ortak noktalar karşımıza çıkıyor:
Sade ve ölçülü beslenme…
Aşırı yememek…
Sebze, meyve, bakliyat ve bazı toplumlarda deniz ürünlerini daha fazla tüketmek…
Hareketli bir hayat sürmek…
Düzenli yürümek ve günlük işleri bizzat yapmak…
Sigara kullanmamak…
Alkolü sınırlamak ya da hiç kullanmamak…
Temiz hava su ve çevre…
Sağlık hizmetlerine ulaşabilmek…
Güçlü aile bağları…
Dostluk ve sosyal çevre…
Ve belki de en önemlisi:
Hayata tutunmak.
Yüz yaşını aşmış insanların yaşam öykülerinde sık sık bir “amaç vurgusu ve duygusu” ile karşılaşıyoruz.
Sabah kalkmak için bir sebep…
Yapılacak bir iş…
Görülecek bir insan…
Bakılacak bir torun…
Üretilecek bir şey…
Yardım edilecek bir komşu…
Edilecek bir ibadet…
Kısacası insanın kendisine,
“Yarın yapacak bir işim var. diyebilmesi.
Bu duygu, insanın hayata bağlanmasında önemli bir psikososyal unsur olarak görülüyor.
Uzun hayat sadece sofrada başlamıyor
Bana göre burada önemli bir ayrım var. 100 yaşına ulaşmak sadece sağlıklı beslenmek değildir. İnsan yalnızca ne yediğiyle değil, nasıl yaşadığıyla da yaşlanıyor.
Hareket…
Beslenme…
Sosyal ilişkiler…
Aile ve toplumsal ilişkiler
Sağlıklı temiz su, hava çevre…
Sağlık hizmetleri…
Düzenli Uyku…
Zararlı alışkanlıklardan, Stresten uzak olmak.
Ve hayata anlam yüklemek, pozitif bakmak…
Bütün bunlar bir araya geliyor.
Üstelik burada genetik faktörleri de unutmamak gerekir. Uzun ömür, tek başına açıklanabilecek kadar basit bir mesele değildir.
Peki Türkiye?
Türkiye’de 100 yaş ve üzerindeki insanların sayısı Japonya vb ülkeler ile karşılaştırıldığında oldukça düşük görünmektedir.
Bir de toplumların yaşlanmasına bakalım. 65 yaş ve üzerindeki nüfus oranına baktığımızda Japonya ve Güney Avrupa ülkeleri çok dikkat çekiyor.
Monako ve Japonya’nın yanı sıra İtalya, Portekiz, Yunanistan, İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Fransa, Bulgaristan, Slovenya, İspanya ve Avusturya gibi ülkelerde yaşlı nüfus toplam nüfus içindeki payı yüksek.
Bu listenin bize söylediği önemli bir gerçek var: Bir toplumun yaşlanma, yaşam süresi, sağlık hizmetleri ve demografik yapı hakkında da önemli ipuçları verir.
Müslüman toplumlar açısından 100 yaş oranının düşük olması düşündürücü! İşin belki de en dikkat çekici taraflarından biri burası.
Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında çok sayıda Avrupa ülkesi bulunurken, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerin sayısı yok denecek kadar…
Bosna-Hersek bu açıdan dikkat çeken örneklerden biridir; ancak ülkenin dini-demografik yapısı da homojen değildir.
Bu tabloyu sadece “Müslümanlar daha az yaşıyor” şeklinde yorumlamak belki doğru olmaz.
Çünkü yaşam süresini belirleyen faktörler arasında ekonomik gelişmişlik, sağlık sistemleri, savaş ve göçler, eğitim, beslenme, çevresel koşulları, kadınların eğitim düzeyi ve istihdamı, sosyal güvenlik sistemi ve yaşam tarzı gibi çok sayıda unsurlar vardır.
Dolayısıyla mesele dinî kimlikten çok siyasi, ideolojik vb daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır.
Belki de uzun hayatın sırrı çok basit
Belki yüz yaşına ulaşmanın sırrı tek bir ilaçta, tek bir gıdada mucizevi bir formülde değildir.
Belki sır;
ölçülü yemekte,
çok hareket etmekte,
temiz su, hava ve çevrede,
iyi insanlarla birlikte olmakta,
Aile bağlarını korumakta,
sigaradan uzak durmakta,
hayata küsmeden yaşamakta,
Bir amaca sahip olmakta,
Başkasına faydalı olmakta
ve her sabah yeni bir güne şükrederek başlamaktadır.
İnsan bedeni yaşlanıyor.
Bu kaçınılmaz. Ama insanın hayata olan iştahı yaşlanmak zorunda değil.
Belki de 100 yaşına ulaşanların bize verdiği en büyük ders budur:
Uzun yaşamak yalnızca yılları çoğalt mak değildir; yılların içini iyi hayatla doldurmaktır.
Ve belki insanın gerçek yaşı, takvimde yazan rakamdan çok, hayata ne kadar bağlı olduğuyla ölçülür...
Yaşlılar gününüz kutlu olsun
Çamlıca İstanbul
