Dr. Sefa Sekin
Köşe Yazarı
Dr. Sefa Sekin
 

GÖKYÜZÜNE ADINI ALTIN HARFLERLE YAZDIRAN KAHRAMAN: VECİHİ HÜRKUŞ

Bir milletin gökyüzüne uzanan hayallerinin öncüsüydü Vecihi Hürkuş…   Bugün İstanbul’un kalabalığı içinde çoğumuzun yanından farkında olmadan geçtiği Kadıköy’de, bundan yaklaşık bir asır önce bir adam, yalnızca bir uçak yapmıyordu.   Aslında yaptığı şey, Türkiye’nin havacılık hayaline kanat takmaktı.   Vecihi Hürkuş, 1. Dünya Savaşı’nda ve Millî Mücadele’de gökyüzünde görev yapan, savaşın en zor şartlarında uçan, esir düşen, kaçan, vatana ulaşan ve gözünü kırpmadan yeniden cepheye dönen; savaş sonrasında ise kendi uçağını tasarlayıp imal eden bir havacılık öncüsüydü.   Onu asıl farklı kılan, savaş bitince gökyüzünden vazgeçmemesiydi. Tam tersine… Savaş uçaklarından sivil uçaklara, pilotluktan uçak imalatına kadar Türkiye’de havacılığın temellerini atmaya girişti.   BİR SAVAŞ KAHRAMANI   Vecihi Hürkuş, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1. Dünya Savaşı sırasında Tayyare Mektebi’ne girerek pilot oldu. 7. Tayyare Bölüğü’nde Ruslara karşı keşif ve bombardıman görevlerinde bulundu. Savaşın bütün acılarını yaşadı. Yaralandı. Esir düştü. Fakat onun hikâyesi burada bitmedi.   Ruslara esir düştüğü sırada, esaretten kurtulmak için olağanüstü bir kaçış gerçekleştirdi. Hazar Denizi’nden yüzerek İran üzerinden Anadolu’ya ulaşmayı başardı. Gözünü kırpmadan iyi cepheye döndü.   Kurtuluş Savaşı yıllarında da gökyüzündeydi. İnönü ve Sakarya savaşlarında gerçekleştirdiği uçuşlarla dikkat çekti. Millî Mücadele’deki hizmetleri nedeniyle kırmızı şeritli İstiklal Madalyası aldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üç kez takdirname ile ödüllendirildi.   Bugün bunların her biri başlı başına bir tarihî kahramanlık hikâyesidir.   Ama Vecihi Hürkuş’un hikâyesinin en ilginç bölümü henüz başlamamıştı.   CEPHEDEN KADIKÖY’E…   Savaş sona erdi. Birçok insan için mücadele bitmişti. Vecihi Hürkuş için ise yeni bir mücadele başlıyordu: Türk insanının kendi uçağını yapabilmesi…   1925 yılında kendi tasarladığı Vecihi K-VI uçağını imal etti. Fakat onun hedefi yalnızca askerî uçaklar değildi. Türkiye’de sivil havacılığın gelişmesi için de çalışmaya başladı. Yolu İstanbul’un Kadıköy’üne düştü. Bir keresteci dükkânının üst katını kiraladı.   Düşünün… Bugün insanlarla, araçlarla ve binalarla dolu Kadıköy’de; bir zamanlar bir dükkânın üst katında Türkiye’nin ilk yerli sivil uçaklarından birinin parçaları yapılıyordu.   Esnaf da Vecihi Bey’e destek veriyordu.   Gerekli malzemeler temin ediliyor, uçak parça parça hazırlanıyor, ardından dışarıda birleştiriliyordu.   Bu yüzden onun yaptığı uçaklara halk arasında “Kadıköy işi tayyareler” deniliyordu.   Vecihi Hürkuş yalnızca uçak yapmıyordu.   Kadıköy’ü adeta Türkiye’nin ilk havacılık atölyelerinden birine dönüştürüyordu.   27 EYLÜL 1930: FİKİRTEPE SEMALARINDA BİR İLK   Ve tarih… 27 Eylül 1930. Vecihi Hürkuş’un tasarlayıp Kadıköy’de imal ettiği Vecihi XIV, Fikirtepe’de gökyüzüne yükseldi.   Büyük bir kalabalık, yerde nefeslerini tutmuş onu izliyordu. Yukarıda ise Türk yapımı bir tayyare vardı. Motor çalıştı. Tayyare pistten yükseldi.   Ve Vecihi Hürkuş, yalnızca bir uçağı havalandırmadı. Türkiye’nin sivil havacılık hayalini de havalandırdı.   Bu uçuş, Türk havacılık tarihinin unutulmaması gereken dönüm noktalarından biridir.   Hürkuş, 30 Eylül 1930’da da bu uçakla Kadıköy’den Yeşilköy ’e, yani Asya yakasından Avrupa yakasına uçtu.   Daha sonra Kadıköy’den Ankara’ya da uçuş gerçekleştirdi.   Fakat önünde yine bürokratik bir duvar vardı. Uçağın uçabilirlik sertifikası için başvurduğunda, Türkiye’de gerekli teknik incelemeyi yapabilecek uzman ve altyapının henüz yoktu. Bu nedenle  istediği belgeyi alamadı.   Vecihi Hürkuş’un karşısındaki engel uçağın uçup uçmaması değildi. Asıl engel, Türkiye’de henüz havacılık bürokrasisinin ve teknik altyapının onun hayalinin gerisinde olmasıydı.   UÇAĞINI SÖKTÜ, TRENLE PRAG’A GİTTİ   Hürkuş vazgeçmedi. Uçağını söktü. Parçalarını trene yükledi. Çekoslovakya’ya, Prag’a götürdü. Orada uçağını teste soktu.   Dönemin benzer uçaklarıyla karşılaştırıldığında başarılı sonuçlar aldığı aktarılır. İşin ilginç taraflarından biri de şudur: Havacılık evraklarının Çekçeye çevrilmesi gerekiyordu.   Çekçe bilmiyordu. Ama Vecihi Hürkuş için “bilmiyorum” çoğu zaman bir son değil, öğrenilmesi gereken yeni bir şey demekti.   Belgelerini hazırladı. İşlemlerini tamamladı. Ve uçarak Türkiye’ye dönüş yoluna çıktı.   Dönüşte Avusturya’da bir geceyi uçağının içinde geçirmek zorunda kaldı.   Günlüğüne ise o geceyi anlatan üç kelime yazdı: “Gece Tayyarede Açıkta…”   Bu üç kelime, Vecihi Hürkuş’un hayatındaki mücadeleyi anlatmaya belki de uzun cümlelerden daha fazla yetiyor.   SADECE PİLOT DEĞİL, BİR HAVACILIK ÖNCÜSÜ   Vecihi Hürkuş’un hikâyesi yalnızca uçak kullanmakla sınırlı değildi.   Uçak tasarladı. Uçak yaptı. Pilot yetiştirdi. Türkiye’nin ilk sivil havacılık okullarından birini kurdu.   Kadıköy’de eğitim ve spor uçakları üzerinde çalıştı. Hatta motorlu bir deniz kızağı bile imal etti.   1954 yılında ise Türkiye’nin ilk özel hava yolu girişimlerinden biri olan Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu.   Onun hayatı boyunca yaptığı şey aslında hep aynıydı: Gökyüzünü Türkiye’ye yaklaştırmak.   NEDEN ONU YETERİNCE TANIMIYORUZ?   Beni en çok düşündüren soru da budur. Nasıl olur da böyle bir hayat, böyle bir mücadele, böyle bir havacılık hikâyesi nesillerin hafızasında hak ettiği yeri bulamaz?   Kadıköy’de uçak imal eden… Fikirtepe semalarında Türk yapımı tayyare uçuran…   Birinci Dünya Savaşı’nda ve Millî Mücadele’de gökyüzünde görev yapan…   Esaretten kaçıp yeniden cepheye dönen…   Kendi uçağını yapan…   Pilot yetiştiren…   Sivil havacılık için mücadele eden bir isimden söz ediyoruz.   Üstelik bütün bunlar, İstanbul’un kalbinde, Kadıköy’de yaşandı.   Yazar Orhan Bahtiyar’ın Vecihi Hürkuş üzerine yaptığı araştırmalarda dikkat çektiği noktalardan biri de tam olarak budur:Çocukluğundan beri Kadıköy’de yaşayan bir insan olarak, Hürkuş’un Kadıköy’deki izlerini neden daha önce yeterince duymadığını sorgulaması…   Belki de mesele yalnızca Vecihi Hürkuş’u tanımamak değildir.   Mesele, kendi kahramanlarımızın hikâyelerini gelecek kuşaklara yeterince aktaramamaktır.   GÖKYÜZÜNDE DÖRT YIL…   Vecihi Hürkuş’un uçuş kayıtlarında yaklaşık 30 bin saatlik uçuş bulunduğu aktarılır. Bu, insan ömrü açısından düşünüldüğünde olağanüstü bir rakamdır.   Onun hayatını anlatanlar, Hürkuş’u anlamanın yalnızca belgeleri okumaktan geçmediğini söylerler.   Belki de haklıdırlar.   Çünkü bazı insanların hikâyesini anlamak için yalnızca hayatlarını değil, hayallerini de anlamak gerekir. Vecihi Hürkuş’un hayali açıktı: Türk insanı kendi uçağını yapabilmeli, kendi pilotunu yetiştirebilmeli ve gökyüzünde kendi kanatlarıyla uçabilmeliydi.   Bugün gökyüzünde yüzlerce uçak uçuyor. Havalimanlarımız milyonlarca yolcu ağırlıyor.   Türkiye’nin havacılık sanayisi çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Ama bütün bu hikâyenin ilk sayfalarında, yağmurun, rüzgârın, imkânsızlıkların ve bürokrasinin karşısında yılmadan duran insanlar vardı.   Onlardan biri, belki de en renkli olanıydı:   Vecihi Hürkuş. Ve Kadıköy semalarında bir gün motor sesi duyulduğunda, yerde toplanan kalabalık belki sadece bir uçağın havalandığını görüyordu.   Oysa gökyüzüne yükselen şey yalnızca bir tayyare değildi. Bir milletin “Biz de yapabiliriz!” iradesiydi.   Vecihi Hürkuş’u hatırlamak, yalnızca bir havacılık kahramanını hatırlamak değildir. Kendi gökyüzümüze sahip çıkma cesaretini hatırlamaktır.   Ve belki bugün, Fikirtepe semalarına baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız: “O gün Vecihi Bey’in gökyüzüne bıraktığı hayalin ne kadarını gerçekleştirebildik?”   Ruhu şad mekanı cennet olsun   Çamlıca İstanbul
Ekleme Tarihi: 30 Eylül 2026 -Çarşamba

GÖKYÜZÜNE ADINI ALTIN HARFLERLE YAZDIRAN KAHRAMAN: VECİHİ HÜRKUŞ

Bir milletin gökyüzüne uzanan hayallerinin öncüsüydü Vecihi Hürkuş…
 
Bugün İstanbul’un kalabalığı içinde çoğumuzun yanından farkında olmadan geçtiği Kadıköy’de, bundan yaklaşık bir asır önce bir adam, yalnızca bir uçak yapmıyordu.
 
Aslında yaptığı şey, Türkiye’nin havacılık hayaline kanat takmaktı.
 
Vecihi Hürkuş, 1. Dünya Savaşı’nda ve Millî Mücadele’de gökyüzünde görev yapan, savaşın en zor şartlarında uçan, esir düşen, kaçan, vatana ulaşan ve gözünü kırpmadan yeniden cepheye dönen; savaş sonrasında ise kendi uçağını tasarlayıp imal eden bir havacılık öncüsüydü.
 
Onu asıl farklı kılan, savaş bitince gökyüzünden vazgeçmemesiydi.
Tam tersine…
Savaş uçaklarından sivil uçaklara, pilotluktan uçak imalatına kadar Türkiye’de havacılığın temellerini atmaya girişti.
 
BİR SAVAŞ KAHRAMANI
 
Vecihi Hürkuş, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1. Dünya Savaşı sırasında Tayyare Mektebi’ne girerek pilot oldu. 7. Tayyare Bölüğü’nde Ruslara karşı keşif ve bombardıman görevlerinde bulundu.
Savaşın bütün acılarını yaşadı.
Yaralandı.
Esir düştü.
Fakat onun hikâyesi burada bitmedi.
 
Ruslara esir düştüğü sırada, esaretten kurtulmak için olağanüstü bir kaçış gerçekleştirdi. Hazar Denizi’nden yüzerek İran üzerinden Anadolu’ya ulaşmayı başardı. Gözünü kırpmadan iyi cepheye döndü.
 
Kurtuluş Savaşı yıllarında da gökyüzündeydi.
İnönü ve Sakarya savaşlarında gerçekleştirdiği uçuşlarla dikkat çekti. Millî Mücadele’deki hizmetleri nedeniyle kırmızı şeritli İstiklal Madalyası aldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üç kez takdirname ile ödüllendirildi.
 
Bugün bunların her biri başlı başına bir tarihî kahramanlık hikâyesidir.
 
Ama Vecihi Hürkuş’un hikâyesinin en ilginç bölümü henüz başlamamıştı.
 
CEPHEDEN KADIKÖY’E…
 
Savaş sona erdi.
Birçok insan için mücadele bitmişti.
Vecihi Hürkuş için ise yeni bir mücadele başlıyordu: Türk insanının kendi uçağını yapabilmesi…
 
1925 yılında kendi tasarladığı Vecihi K-VI uçağını imal etti.
Fakat onun hedefi yalnızca askerî uçaklar değildi. Türkiye’de sivil havacılığın gelişmesi için de çalışmaya başladı. Yolu İstanbul’un Kadıköy’üne düştü.
Bir keresteci dükkânının üst katını kiraladı.
 
Düşünün…
Bugün insanlarla, araçlarla ve binalarla dolu Kadıköy’de; bir zamanlar bir dükkânın üst katında Türkiye’nin ilk yerli sivil uçaklarından birinin parçaları yapılıyordu.
 
Esnaf da Vecihi Bey’e destek veriyordu.
 
Gerekli malzemeler temin ediliyor, uçak parça parça hazırlanıyor, ardından dışarıda birleştiriliyordu.
 
Bu yüzden onun yaptığı uçaklara halk arasında “Kadıköy işi tayyareler” deniliyordu.
 
Vecihi Hürkuş yalnızca uçak yapmıyordu.
 
Kadıköy’ü adeta Türkiye’nin ilk havacılık atölyelerinden birine dönüştürüyordu.
 
27 EYLÜL 1930: FİKİRTEPE SEMALARINDA BİR İLK
 
Ve tarih…
27 Eylül 1930.
Vecihi Hürkuş’un tasarlayıp Kadıköy’de imal ettiği Vecihi XIV, Fikirtepe’de gökyüzüne yükseldi.
 
Büyük bir kalabalık, yerde nefeslerini tutmuş onu izliyordu.
Yukarıda ise Türk yapımı bir tayyare vardı.
Motor çalıştı.
Tayyare pistten yükseldi.
 
Ve Vecihi Hürkuş, yalnızca bir uçağı havalandırmadı.
Türkiye’nin sivil havacılık hayalini de havalandırdı.
 
Bu uçuş, Türk havacılık tarihinin unutulmaması gereken dönüm noktalarından biridir.
 
Hürkuş, 30 Eylül 1930’da da bu uçakla Kadıköy’den Yeşilköy ’e, yani Asya yakasından Avrupa yakasına uçtu.
 
Daha sonra Kadıköy’den Ankara’ya da uçuş gerçekleştirdi.
 
Fakat önünde yine bürokratik bir duvar vardı. Uçağın uçabilirlik sertifikası için başvurduğunda, Türkiye’de gerekli teknik incelemeyi yapabilecek uzman ve altyapının henüz yoktu. Bu nedenle  istediği belgeyi alamadı.
 
Vecihi Hürkuş’un karşısındaki engel uçağın uçup uçmaması değildi.
Asıl engel, Türkiye’de henüz havacılık bürokrasisinin ve teknik altyapının onun hayalinin gerisinde olmasıydı.
 
UÇAĞINI SÖKTÜ, TRENLE PRAG’A GİTTİ
 
Hürkuş vazgeçmedi.
Uçağını söktü.
Parçalarını trene yükledi.
Çekoslovakya’ya, Prag’a götürdü.
Orada uçağını teste soktu.
 
Dönemin benzer uçaklarıyla karşılaştırıldığında başarılı sonuçlar aldığı aktarılır.
İşin ilginç taraflarından biri de şudur: Havacılık evraklarının Çekçeye çevrilmesi gerekiyordu.
 
Çekçe bilmiyordu.
Ama Vecihi Hürkuş için “bilmiyorum” çoğu zaman bir son değil, öğrenilmesi gereken yeni bir şey demekti.
 
Belgelerini hazırladı.
İşlemlerini tamamladı. Ve uçarak Türkiye’ye dönüş yoluna çıktı.
 
Dönüşte Avusturya’da bir geceyi uçağının içinde geçirmek zorunda kaldı.
 
Günlüğüne ise o geceyi anlatan üç kelime yazdı:
“Gece Tayyarede Açıkta…”
 
Bu üç kelime, Vecihi Hürkuş’un hayatındaki mücadeleyi anlatmaya belki de uzun cümlelerden daha fazla yetiyor.
 
SADECE PİLOT DEĞİL, BİR HAVACILIK ÖNCÜSÜ
 
Vecihi Hürkuş’un hikâyesi yalnızca uçak kullanmakla sınırlı değildi.
 
Uçak tasarladı.
Uçak yaptı.
Pilot yetiştirdi.
Türkiye’nin ilk sivil havacılık okullarından birini kurdu.
 
Kadıköy’de eğitim ve spor uçakları üzerinde çalıştı.
Hatta motorlu bir deniz kızağı bile imal etti.
 
1954 yılında ise Türkiye’nin ilk özel hava yolu girişimlerinden biri olan Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu.
 
Onun hayatı boyunca yaptığı şey aslında hep aynıydı:
Gökyüzünü Türkiye’ye yaklaştırmak.
 
NEDEN ONU YETERİNCE TANIMIYORUZ?
 
Beni en çok düşündüren soru da budur.
Nasıl olur da böyle bir hayat, böyle bir mücadele, böyle bir havacılık hikâyesi nesillerin hafızasında hak ettiği yeri bulamaz?
 
Kadıköy’de uçak imal eden…
Fikirtepe semalarında Türk yapımı tayyare uçuran…
 
Birinci Dünya Savaşı’nda ve Millî Mücadele’de gökyüzünde görev yapan…
 
Esaretten kaçıp yeniden cepheye dönen…
 
Kendi uçağını yapan…
 
Pilot yetiştiren…
 
Sivil havacılık için mücadele eden bir isimden söz ediyoruz.
 
Üstelik bütün bunlar, İstanbul’un kalbinde, Kadıköy’de yaşandı.
 
Yazar Orhan Bahtiyar’ın Vecihi Hürkuş üzerine yaptığı araştırmalarda dikkat çektiği noktalardan biri de tam olarak budur:Çocukluğundan beri Kadıköy’de yaşayan bir insan olarak, Hürkuş’un Kadıköy’deki izlerini neden daha önce yeterince duymadığını sorgulaması…
 
Belki de mesele yalnızca Vecihi Hürkuş’u tanımamak değildir.
 
Mesele, kendi kahramanlarımızın hikâyelerini gelecek kuşaklara yeterince aktaramamaktır.
 
GÖKYÜZÜNDE DÖRT YIL…
 
Vecihi Hürkuş’un uçuş kayıtlarında yaklaşık 30 bin saatlik uçuş bulunduğu aktarılır.
Bu, insan ömrü açısından düşünüldüğünde olağanüstü bir rakamdır.
 
Onun hayatını anlatanlar, Hürkuş’u anlamanın yalnızca belgeleri okumaktan geçmediğini söylerler.
 
Belki de haklıdırlar.
 
Çünkü bazı insanların hikâyesini anlamak için yalnızca hayatlarını değil, hayallerini de anlamak gerekir.
Vecihi Hürkuş’un hayali açıktı:
Türk insanı kendi uçağını yapabilmeli, kendi pilotunu yetiştirebilmeli ve gökyüzünde kendi kanatlarıyla uçabilmeliydi.
 
Bugün gökyüzünde yüzlerce uçak uçuyor.
Havalimanlarımız milyonlarca yolcu ağırlıyor.
 
Türkiye’nin havacılık sanayisi çok farklı bir noktaya gelmiş durumda.
Ama bütün bu hikâyenin ilk sayfalarında, yağmurun, rüzgârın, imkânsızlıkların ve bürokrasinin karşısında yılmadan duran insanlar vardı.
 
Onlardan biri, belki de en renkli olanıydı:
 
Vecihi Hürkuş.
Ve Kadıköy semalarında bir gün motor sesi duyulduğunda, yerde toplanan kalabalık belki sadece bir uçağın havalandığını görüyordu.
 
Oysa gökyüzüne yükselen şey yalnızca bir tayyare değildi.
Bir milletin “Biz de yapabiliriz!” iradesiydi.
 
Vecihi Hürkuş’u hatırlamak, yalnızca bir havacılık kahramanını hatırlamak değildir.
Kendi gökyüzümüze sahip çıkma cesaretini hatırlamaktır.
 
Ve belki bugün, Fikirtepe semalarına baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:
“O gün Vecihi Bey’in gökyüzüne bıraktığı hayalin ne kadarını gerçekleştirebildik?”
 
Ruhu şad mekanı cennet olsun
 
Çamlıca İstanbul
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.