Bir Anım Var Raylar Üzerindeki Güz Şiiri
1990’lı yılların sonları…
Millî Eğitim Bakanlığında Bakanlık Müşaviri olarak görev yaptığım yıllardı. Tam üç yıl boyunca, her hafta başında Ankara’nın yolunu tutar, hafta sonu geldiğinde yeniden İstanbul’a dönerdim.
Bazen uçak ve otobüsle çoğu zaman da yataklı trenle…
O yıllarda tren yolculuklarının benim için ayrı bir anlamı vardı. Gece rayların üzerinde ağır ağır ilerleyen tren, insanı yalnızca bir şehirden başka bir şehre götürmezdi; sanki insanı kendi içine doğru da bir yolculuğa çıkarırdı.
Pencereden dışarı bakar, saatlerce değişen manzaraları seyrederdim. Hele güz mevsiminde…
Anadolu’nun bozkırları sarıya, kızılın türlü tonlarına ve kahverengiye bürünür; ağaçların yaprakları birer birer toprağa düşerken tabiat, sanki sessiz bir vedaya hazırlanırdı.
Ben de bu uzun yolculuklarda bol bol kitap okurdum.
İşte o kitaplardan bazıları da Üsküp’lü millî şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’ nın eserleriydi. Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Kendi Gök Kubbemiz..
Yahya Kemal’i bu tren yolculukların da yeniden keşfettim. Şiirlerini de okudukça, onun İstanbul’a, tarihe, tabiata ve zamana bakışını daha iyi anlamaya başladım.
Bir bakıma, Ankara’ya giderken Yahya Kemal’i okuyor; İstanbul’a dönerken de onun mısralarını ve anılarını yaşıyordum.
Yahya Kemal’in Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da görev yaptığı dönemde, Ankara-İstanbul arasında tren yolculukları yaptığı ve Anadolu’ nun sonbahar manzaralarından çok etkilendiği anlatılır.
Onun “Sonbahar” şiirindeki şu mıs ralar, o yıllarda benim için bambaşka bir anlam kazandı:
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târumâr olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ…
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olur haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.”
Bu dizeleri trenin penceresinden Anadolu’yu seyrederken okumak, şiiri sadece okumak değildi.
Şiirin içinden geçmekti.
Çünkü sonbahar yalnızca mevsim değildir. Biraz da ömrün aynasıdır.
Yaprağın dalından kopuşunda ayrılığı, sararan tabiatta geçip giden zamanı, uzayan gecelerde insanın kendi içine dönüşünü hissedersiniz.
Yahya Kemal’in bir başka sözü ise yıllar boyunca zihnimde kaldı.
Bir dostu kendisine: “Ankara’nın en çok neyini seviyorsun?” diye sorar.
Yahya Kemal’in cevabı kısa, fakat derindir: “İstanbul’a dönüşünü…”
Bu sözü ilk okuduğumda çok müthiş ve muhteşem bulmuştum, hoşuma gitmişti.
Sonra ben de yıllarca Ankara yolculuklarımda bu sözü kullandım...
Çünkü Ankara’ya giderken işimin, görevimin ve sorumluluklarımın peşinden giderdim; İstanbul’a dönerken de sanki ruhum kendi öz şehrine dönüyordu. İstanbul’a…
Boğazı, tepeleri, minareleri, yalıları, tarih kokan sokaklarıyla insanın içine işleyen o şehir…
Şairin sözüyle Aziz İstanbul…
Belki de Yahya Kemal’in Ankara’da en çok sevdiği şey, Ankara’dan İstanbul’a giden yoldu.
Ben de yıllar sonra bunu daha iyi anladım.
Güz mevsimi geldiğinde tabiat sessizce renk değiştirir.
Yeşil çekilir; sarı, kızıl, bakır ve kahverenginin türlü tonları ortaya çıkar. Ağaçlar, sanki yazdan kalan son hatıralarını da rüzgâra teslim eder. Sonra bir yaprak düşer…
Sonra bir başkası…
Derken yerler gazel bağına döner.
Rüzgâr, dallarda kalan yaprakları birer birer koparır; savurur, toplar, kara toprağın üzerine serer.
Tabiatın bu sessiz telaşı, aslında büyük bir vedadır.
Çünkü her sonbahar bize aynı şeyi söyler: Her gelişin bir dönüşü, her baharın bir güzü, her başlangıcın bir sonu vardır.
Ve insan, bazen bunu benim gibi en iyi bir trenin penceresinden öğrenir.
Raylar uzanır…
İstasyonlar geride kalır…
Mevsimler değişir…
Şehirler birbirini kovalar.
Ama insanın içinde bazı yolculuklar hiç bitmez.
Benim için Ankara-İstanbul arasında ki o tren yolculukları da böyleydi.
Yıllar geçti, çok yıllar…
O trenler, o kompartımanlar, o uzun geceler geride kaldı.
Fakat sonbahar geldiğinde hâlâ bir tren penceresinden dışarı bakar gibi olurum.
Bir yaprak düşer önüme…
Yahya Kemal’in şiirindeki sözlerini yeniden duyarım: “Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere…”
Ve insan bir kez daha anlar:
Asıl yolculuk, şehirler arasında değil; zamanın içinde yapılmaktadır.
Çamlıca İstanbul
Ekleme
Tarihi: 03 Ekim 2026 -Cumartesi
Bir Anım Var Raylar Üzerindeki Güz Şiiri
1990’lı yılların sonları…
Millî Eğitim Bakanlığında Bakanlık Müşaviri olarak görev yaptığım yıllardı. Tam üç yıl boyunca, her hafta başında Ankara’nın yolunu tutar, hafta sonu geldiğinde yeniden İstanbul’a dönerdim.
Bazen uçak ve otobüsle çoğu zaman da yataklı trenle…
O yıllarda tren yolculuklarının benim için ayrı bir anlamı vardı. Gece rayların üzerinde ağır ağır ilerleyen tren, insanı yalnızca bir şehirden başka bir şehre götürmezdi; sanki insanı kendi içine doğru da bir yolculuğa çıkarırdı.
Pencereden dışarı bakar, saatlerce değişen manzaraları seyrederdim. Hele güz mevsiminde…
Anadolu’nun bozkırları sarıya, kızılın türlü tonlarına ve kahverengiye bürünür; ağaçların yaprakları birer birer toprağa düşerken tabiat, sanki sessiz bir vedaya hazırlanırdı.
Ben de bu uzun yolculuklarda bol bol kitap okurdum.
İşte o kitaplardan bazıları da Üsküp’lü millî şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’ nın eserleriydi. Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Kendi Gök Kubbemiz..
Yahya Kemal’i bu tren yolculukların da yeniden keşfettim. Şiirlerini de okudukça, onun İstanbul’a, tarihe, tabiata ve zamana bakışını daha iyi anlamaya başladım.
Bir bakıma, Ankara’ya giderken Yahya Kemal’i okuyor; İstanbul’a dönerken de onun mısralarını ve anılarını yaşıyordum.
Yahya Kemal’in Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da görev yaptığı dönemde, Ankara-İstanbul arasında tren yolculukları yaptığı ve Anadolu’ nun sonbahar manzaralarından çok etkilendiği anlatılır.
Onun “Sonbahar” şiirindeki şu mıs ralar, o yıllarda benim için bambaşka bir anlam kazandı:
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târumâr olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ…
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olur haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.”
Bu dizeleri trenin penceresinden Anadolu’yu seyrederken okumak, şiiri sadece okumak değildi.
Şiirin içinden geçmekti.
Çünkü sonbahar yalnızca mevsim değildir. Biraz da ömrün aynasıdır.
Yaprağın dalından kopuşunda ayrılığı, sararan tabiatta geçip giden zamanı, uzayan gecelerde insanın kendi içine dönüşünü hissedersiniz.
Yahya Kemal’in bir başka sözü ise yıllar boyunca zihnimde kaldı.
Bir dostu kendisine: “Ankara’nın en çok neyini seviyorsun?” diye sorar.
Yahya Kemal’in cevabı kısa, fakat derindir: “İstanbul’a dönüşünü…”
Bu sözü ilk okuduğumda çok müthiş ve muhteşem bulmuştum, hoşuma gitmişti.
Sonra ben de yıllarca Ankara yolculuklarımda bu sözü kullandım...
Çünkü Ankara’ya giderken işimin, görevimin ve sorumluluklarımın peşinden giderdim; İstanbul’a dönerken de sanki ruhum kendi öz şehrine dönüyordu. İstanbul’a…
Boğazı, tepeleri, minareleri, yalıları, tarih kokan sokaklarıyla insanın içine işleyen o şehir…
Şairin sözüyle Aziz İstanbul…
Belki de Yahya Kemal’in Ankara’da en çok sevdiği şey, Ankara’dan İstanbul’a giden yoldu.
Ben de yıllar sonra bunu daha iyi anladım.
Güz mevsimi geldiğinde tabiat sessizce renk değiştirir.
Yeşil çekilir; sarı, kızıl, bakır ve kahverenginin türlü tonları ortaya çıkar. Ağaçlar, sanki yazdan kalan son hatıralarını da rüzgâra teslim eder. Sonra bir yaprak düşer…
Sonra bir başkası…
Derken yerler gazel bağına döner.
Rüzgâr, dallarda kalan yaprakları birer birer koparır; savurur, toplar, kara toprağın üzerine serer.
Tabiatın bu sessiz telaşı, aslında büyük bir vedadır.
Çünkü her sonbahar bize aynı şeyi söyler: Her gelişin bir dönüşü, her baharın bir güzü, her başlangıcın bir sonu vardır.
Ve insan, bazen bunu benim gibi en iyi bir trenin penceresinden öğrenir.
Raylar uzanır…
İstasyonlar geride kalır…
Mevsimler değişir…
Şehirler birbirini kovalar.
Ama insanın içinde bazı yolculuklar hiç bitmez.
Benim için Ankara-İstanbul arasında ki o tren yolculukları da böyleydi.
Yıllar geçti, çok yıllar…
O trenler, o kompartımanlar, o uzun geceler geride kaldı.
Fakat sonbahar geldiğinde hâlâ bir tren penceresinden dışarı bakar gibi olurum.
Bir yaprak düşer önüme…
Yahya Kemal’in şiirindeki sözlerini yeniden duyarım: “Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere…”
Ve insan bir kez daha anlar:
Asıl yolculuk, şehirler arasında değil; zamanın içinde yapılmaktadır.
Çamlıca İstanbul
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
