Gülizar ALTAY
Köşe Yazarı
Gülizar ALTAY
 

Bağımlılık: Zinciri Görmek

                              Bağımlılık: Zinciri Görmek Yıllardır Alanya’nın sokaklarında, mahallelerinde, okullarında, sivil toplum çalışmalarında ve insan hikâyelerinin içinde bulunuyorum. Son zamanlarda dikkatimi çeken ortak bir konu var. Nereye gitsem, hangi mahallede otursam, hangi aileyle sohbet etsem konuşmalar dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Bağımlılık. Bir zamanlar mahallelerde çocukların oyun sesleri, komşuluk ilişkileri ve gelecek hayalleri konuşulurdu. Bugün ise birçok evin kapısını görünmez bir endişe çalıyor. Anne-babalar kaygılı, eğitimciler tedirgin, gençler ise çoğu zaman fark edilmeden büyük bir mücadele veriyor. İnsan, özgür doğar. Düşünebilme, seçebilme ve iradesini kullanabilme gücüyle diğer canlılardan ayrılır. Fakat zaman zaman farkında olmadan kendi elleriyle ördüğü zincirlere esir düşebilir. İşte bu zincirin adı çoğu zaman bağımlılıktır. Bağımlılık denildiğinde akla ilk olarak sigara, alkol ya da uyuşturucu gelir. Oysa bağımlılık bunlardan çok daha geniş bir kavramdır. Bir insan bir maddeye bağımlı olabileceği gibi bir alışkanlığa, bir ekrana, bir ilişkiye, bir öfkeye, hatta kendi konfor alanına bile bağımlı hale gelebilir. Günümüzde teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken aynı zamanda görünmez bir esaretin kapısını da aralamaktadır. Saatlerce telefon ekranına bakmak, sosyal medyada geçirilen zamanı kontrol edememek, sürekli onay beklemek ve sanal dünyada kaybolmak modern çağın yeni bağımlılıkları arasında yer almaktadır. İnsan farkına varmadan zamanını, dikkatini ve hatta huzurunu kaybedebilmektedir. Bağımlılığın en tehlikeli yanı ise çoğu zaman sessiz başlamasıdır. İnsan, “Ben istersem bırakırım” diye düşünür. Ancak bir süre sonra bırakamadığını fark eder. Çünkü bağımlılık önce alışkanlık gibi görünür; sonra ihtiyaç haline gelir ve nihayetinde kişinin hayatını yönetmeye başlar. Dahası, kendi bağımlılığının esiri olmuş bir insanın başkalarına gerçek anlamda fayda sağlaması da zordur. Çünkü kurtarmaya çalıştığı kişi kadar kendisi de görünmez bir yük taşımaktadır. Nasıl ki boğulmakta olan biri başka birini kurtarmakta zorlanırsa, bağımlılıklarının pençesindeki bir insan da çevresine yeterince ışık olamaz. Bu nedenle değişim ve iyileşme yolculuğu önce kişinin kendisinden başlamalıdır. İnsan önce kendi zincirlerini fark etmeli, sonra onları kırmak için cesaret göstermelidir. Oysa gerçek özgürlük, istediğini yapmak değil; gerektiğinde vazgeçebilmektir. Bir şeyin yokluğunda huzurumuz bozuluyorsa, onun üzerimizde düşündüğümüzden daha fazla etkisi olabilir. Kendimize şu soruyu sormak gerekir: “Ben mi onu kullanıyorum, yoksa o mu beni yönetiyor?” Bağımlılıkla mücadele yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Ailelerin, eğitimcilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi büyük önem taşır. Özellikle gençlerin sevgiyle, ilgiyle ve doğru rehberlikle desteklenmesi, birçok bağımlılığın oluşmadan önlenmesini sağlayabilir. Hayat, insanın kendini keşfetme yolculuğudur. Bu yolculukta irademizi güçlendiren her adım bizi özgürlüğe yaklaştırır. Çünkü insanın en büyük zaferi, başkalarını değil; kendi nefsini ve zaaflarını yönetebilmesidir. Dolayısıyla bağımlılık görünmez bir zincirdir. Zinciri kırmanın ilk adımı onun varlığını fark etmektir. İkinci adımı ise cesaretle yüzleşmektir. Çünkü insan bazen dünyayı değiştirmeye çalışırken asıl değiştirmesi gereken şeyin kendi içindeki esaretler olduğunu fark eder. Ve unutulmamalıdır ki; kendi zincirlerini kırabilen insan, yalnızca kendini değil, dokunduğu hayatları da özgürleştirir. Sevgilerimle… Gülzâre Gülizar ALTAY  
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı

Bağımlılık: Zinciri Görmek

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bağımlılık: Zinciri Görmek

Yıllardır Alanya’nın sokaklarında, mahallelerinde, okullarında, sivil toplum çalışmalarında ve insan hikâyelerinin içinde bulunuyorum. Son zamanlarda dikkatimi çeken ortak bir konu var.

Nereye gitsem, hangi mahallede otursam, hangi aileyle sohbet etsem konuşmalar dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Bağımlılık.

Bir zamanlar mahallelerde çocukların oyun sesleri, komşuluk ilişkileri ve gelecek hayalleri konuşulurdu. Bugün ise birçok evin kapısını görünmez bir endişe çalıyor.

Anne-babalar kaygılı, eğitimciler tedirgin, gençler ise çoğu zaman fark edilmeden büyük bir mücadele veriyor.
İnsan, özgür doğar. Düşünebilme, seçebilme ve iradesini kullanabilme gücüyle diğer canlılardan ayrılır.

Fakat zaman zaman farkında olmadan kendi elleriyle ördüğü zincirlere esir düşebilir. İşte bu zincirin adı çoğu zaman bağımlılıktır.
Bağımlılık denildiğinde akla ilk olarak sigara, alkol ya da uyuşturucu gelir. Oysa bağımlılık bunlardan çok daha geniş bir kavramdır.

Bir insan bir maddeye bağımlı olabileceği gibi bir alışkanlığa, bir ekrana, bir ilişkiye, bir öfkeye, hatta kendi konfor alanına bile bağımlı hale gelebilir.
Günümüzde teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken aynı zamanda görünmez bir esaretin kapısını da aralamaktadır. Saatlerce telefon ekranına bakmak, sosyal medyada geçirilen zamanı kontrol edememek, sürekli onay beklemek ve sanal dünyada kaybolmak modern çağın yeni bağımlılıkları arasında yer almaktadır. İnsan farkına varmadan zamanını, dikkatini ve hatta huzurunu kaybedebilmektedir.

Bağımlılığın en tehlikeli yanı ise çoğu zaman sessiz başlamasıdır. İnsan, “Ben istersem bırakırım” diye düşünür. Ancak bir süre sonra bırakamadığını fark eder.

Çünkü bağımlılık önce alışkanlık gibi görünür; sonra ihtiyaç haline gelir ve nihayetinde kişinin hayatını yönetmeye başlar.
Dahası, kendi bağımlılığının esiri olmuş bir insanın başkalarına gerçek anlamda fayda sağlaması da zordur.

Çünkü kurtarmaya çalıştığı kişi kadar kendisi de görünmez bir yük taşımaktadır. Nasıl ki boğulmakta olan biri başka birini kurtarmakta zorlanırsa, bağımlılıklarının pençesindeki bir insan da çevresine yeterince ışık olamaz. Bu nedenle değişim ve iyileşme yolculuğu önce kişinin kendisinden başlamalıdır. İnsan önce kendi zincirlerini fark etmeli, sonra onları kırmak için cesaret göstermelidir.

Oysa gerçek özgürlük, istediğini yapmak değil; gerektiğinde vazgeçebilmektir. Bir şeyin yokluğunda huzurumuz bozuluyorsa, onun üzerimizde düşündüğümüzden daha fazla etkisi olabilir. Kendimize şu soruyu sormak gerekir:
“Ben mi onu kullanıyorum, yoksa o mu beni yönetiyor?”
Bağımlılıkla mücadele yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Ailelerin, eğitimcilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi büyük önem taşır. Özellikle gençlerin sevgiyle, ilgiyle ve doğru rehberlikle desteklenmesi, birçok bağımlılığın oluşmadan önlenmesini sağlayabilir.

Hayat, insanın kendini keşfetme yolculuğudur. Bu yolculukta irademizi güçlendiren her adım bizi özgürlüğe yaklaştırır. Çünkü insanın en büyük zaferi, başkalarını değil; kendi nefsini ve zaaflarını yönetebilmesidir.

Dolayısıyla bağımlılık görünmez bir zincirdir. Zinciri kırmanın ilk adımı onun varlığını fark etmektir. İkinci adımı ise cesaretle yüzleşmektir.

Çünkü insan bazen dünyayı değiştirmeye çalışırken asıl değiştirmesi gereken şeyin kendi içindeki esaretler olduğunu fark eder.

Ve unutulmamalıdır ki; kendi zincirlerini kırabilen insan, yalnızca kendini değil, dokunduğu hayatları da özgürleştirir.

Sevgilerimle…


Gülzâre
Gülizar ALTAY


 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.