Bayram da geçer seyran da...
"Olmaz" diyen kalbine not düş azizim; Allah isterse her şey mümkündür.
Bu Kurban Bayramı'nda dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman aynı tekbirde buluştu. Rusya'da meydanları dolduran yüz binler, Endonezya'da sabahın ilk ışıklarıyla secdeye duran kalabalıklar, Afrika'nın kurak topraklarında kurban etini paylaşan gönüller, Kudüs'te dualarını göğe yükselten müminler...
Televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler bir gerçeği yeniden hatırlattı: İnsanlar farklı diller konuşabilir, farklı coğrafyalarda yaşayabilir ama aynı Rabb'e yönelen yüreklerin dili birdir.
Ve o görüntülere bakarken içimden bir cümle geçti:
Bayram da geçer seyran da...
Bu Kurban Bayramı'nı Alanya'nın 102 mahallesinde; Hacet'ten Şekerhane'ye, Kadıpaşa'dan Sapadere'ye, Aliefendi'den Dereköy'e uzanan gönül yollarında geçirdim.
Her kapıda başka bir hayat, başka bir hikâye, başka bir dua vardı.
Kimi zaman bir tebessümde, kimi zaman sessiz bir bakışta insanın içine işleyen nice hâle şahit oldum.
Bir evde çocukların bayram heyecanını gördüm.
Bir başka evde yaşlı bir annenin gözlerindeki özlemi...
Kimi sofralarda bolluk vardı, kimi sofralarda ise paylaşmanın bereketi.
Dilime sözcükler düştüğünde, yüreğime dokunanları parça parça kaleme alma fırsatım oldu. Çünkü bazı duygular bir anda değil; yollar geçildikçe, insanlar dinlendikçe, gönüller hissedildikçe yazılıyor.
İnsanın gerçek zenginliği dokunduğu kalplerdir azizim.
Ve bazen en uzun yolculuk, bir gönülden diğerine yapılan yolculuktur.
Bayram da geçer seyran da...
Bugün dünyanın gündemi savaşlar, ekonomik sıkıntılar, yalnızlıklar ve tükenen vicdanlarla dolu olabilir.
Bir tarafta teknoloji çağının zirvesine çıkan insanlık, diğer tarafta açlıkla mücadele eden milyonlar...
Bir tarafta gökdelenler yükselirken diğer tarafta umutlarını enkazların altında arayan insanlar...
Gazze'de bir annenin gözyaşı da,
Afrika'da su bekleyen bir çocuğun duası da, Türkistan'da, Arakan'da, Doğu Türkistan'da, dünyanın herhangi bir köşesinde adalet arayan mazlumun sessizliği de aslında bize aynı şeyi fısıldıyor:
İnsan, insana emanet...
Gün olur sofralar kurulur, kahkahalar yükselir, kalabalıklar içinde insan kendini sonsuz sanır.
Sonra bir sabah uyanırsın; sesler çekilmiş, misafirler gitmiş, o telaşın yerinde derin bir sessizlik kalmıştır.
Hayat böyledir azizim...
Ne en büyük sevincin ebedîdir ne de en ağır hüznün. Günler geçer, haftalar birbirini kovalar, aylar usulca ömrün omzuna çöker.
Bir bakmışsın yıllar geçmiş...
Aynada gördüğün yüz değişmiş ama asıl mesele yüzündeki çizgiler değil; ruhunun ne taşıdığıdır.
Ömür, sandığımız kadar uzun değildir.
Şu an oturduğun evlerde bir gün başkaları oturacak.
Sahip olduğunu düşündüğün makamlar başkalarının olacak.
Ardından koştuğun eşyalar, arabalar, servetler başka ellere geçecek.
Çünkü bu dünya sahip olunan değil, emanet edilen bir yerdir.
Biriktirdiğimiz kırgınlıklar, hırslar, gösterişler; hepsi vakti gelince avuçtan kayan kum misali dağılır.
Şimdi dönüp kendine sor azizim...
Bu dünyadan geçerken heybene ne koydun?
Bir gönül mü aldın, yoksa kalp mi kırdın?
Bir yetimin başını mı okşadın, yoksa kendi nefsinin sesine mi kapıldın?
Ardında dua mı bıraktın, yoksa sessiz beddualar mı?
Çünkü insanın gerçek serveti bankalarda değil; ardından edilen dualardadır.
Bazı insanlar vardır, öldükten sonra bile hayırla anılır.
Çünkü bir ömrü kendileri için değil, insanlık için yaşamışlardır.
Heyben ağırlaştı mı azizim?
Ama neyle ağırlaştı?
Merhametle mi?
Vicdanla mı?
İyilikle mi?
Yoksa kibirle, kırgınlıkla, bitmeyen dünya telaşıyla mı?
Unutma...
Bir gün herkes kendi içinin mahşerine çekilecek.
O gün ne makam konuşacak,
ne servet, ne alkış...
İnsan sadece kalbinin yüküyle baş başa kalacak.
O yüzden hâlâ vakit varken; bir gönle dokun, bir yarayı sar, bir özrü geciktirme, bir teşekkürün cimrisi olma.
Çünkü bayram da geçer seyran da...
Ama insanın ardında bıraktığı iyilik, ömründen daha uzun yaşar.
Ve gün gelir, dünya seni unutur belki...
Ama dokunduğun bir gönül, ettiğin bir dua, sildiğin bir gözyaşı seni Rabb'inin huzurunda tanıtır.
İşte geriye kalan budur azizim.
Bayram da geçer...
Seyran da...
Fakat insanın bıraktığı iz kalır.
Sevgilerimle…

Gülzâre
Gülizar ALTAY
