Gülizar ALTAY
Köşe Yazarı
Gülizar ALTAY
 

Dananın yediğini ye.

  Dananın yediğini ye.   “Kırkına kadar dana ye, kırkından sonra dananın yediğini ye."   Çevremdekilerin hayretle sorduğu o diri ve coşkulu hallerimin sırrı, aslında kalbim ve bedenimin bu kadim hakikati idrak etmesinde saklıdır. Bu söz, sadece sofranın değil, ömrün nizamına tutulmuş bir aynadır.   Gençlik, üzerindeki sabrı ve tahammülü bol bir hazine gibidir. Beden o çağda hor kullanmaya razıdır, hataları sineye çeker, yükleri ses çıkarmadan taşır, ihlalleri sessizce yutkunur. Ne var ki zaman çarkı dönüp kırk eşiğine varıldığında, ten dilsizliğini bozar; fısıltıyla başlayan ikazlar, dinlenmedikçe bir feryada, o da duyulmazsa durdurucu bir sükûnete inkılap eder.   Şurası aşikardır ki sağlık, insan ömrünün en nazlı ve en büyük denge sınavıdır. Her zerrenin, her nefesin bir ölçüsü olduğu gibi; lokmanın da, uykunun da, hatta çekilen yorgunluğun bile bir miyarı vardır. Bugün hevesle işlediğimiz ve "bir şey olmaz" diye geçiştirdiğimiz her hoyratlık, yarın yüreğimizde derin bir *"keşke"*ye inkılap eder. Çünkü şu ten mabedi, ihmali asla affetmez; yalnızca hesabı erteler.   Bizler ne nefsani tıp âlimleriyiz ne de reçete yazan hekimler... Lakin şu hakikatin şahidiyiz: Bu ten gömleğiyle nefes alıyor, Bu kalple sevda çekiyor, Bu naçiz mideyle hayata tutunuyoruz. İşte tam da bu yüzden insan, ömrünün belli bir deminde kendi gönlünün ve teninin tabibi olmak mecburiyetindedir. Neyi ne niyetle yediğini bilmek, bedenin ormanından gelen en küçük yaprak hışırtısını bile ciddiye almak bir basiret meselesidir.   Hakiki manada rızkı gözetmek bir moda değil, ruhun ten üzerindeki emanetine sadakatidir. Nefsi aç bırakmak bir marifet olmadığı gibi, onu hevesin kurbanı edip doldurmak da erdem değildir. Asıl kudret; ölçüyü bilmek, sofra başından hırsla değil, şükürle ve hafif bir tebessümle kalkabilmektir. Zira sıhhat ve afiyet, fazlalıkta değil, tam kararında gizlidir.   Kırkından sonra insana inen o mukaddes basiret şöyle fısıldar: Mühim olan ne kadar tükettiğin değil, tenine ve ruhuna ne kattığındır. Mühim olan nefes aldığın yılların adedi değil, o yılları hangi vakarla ve nasıl yaşadığındır. Dünyanın bütün malı, makamı ve telaşı bir araya gelse, sıhhatin ve huzurun bir tek zerre gidenini geri getiremez. Çünkü beden yorulup derman çekildiğinde, hayat da sessizce ayak uydurur, yavaşlar.   Velhasıl kelâm; bu ten bize Hakk'ın emanetidir. Ona hoyrat ve nazersiz davranırsak, gün gelir o da bize yabancılaşır, araya kalın mesafeler koyar.   Dengeyi bugün, bu an kurabilirsek; yarına daha metin, daha zinde ve daha umut dolu uyanırız. Sırrınızı soranlara cevaben buyurun, bu kadim hikmeti bir de bu dilden fısıldayın: Ömür dediğin, emanete riayetle güzeldir.   İHTİYARLIK Doyamadan şu hayata Nerden geldi ihtiyarlık Çıkamam ikinci kata Bela saldı ihtiyarlık Atıldım kaldım köşeye Nazım yok Fatma Ayşe’ye Hasretim huzur neşeye Sinem deldi ihtiyarlık Hele bak bendeki işe Aklımda türlü endişe Artık et de gelmiyor dişe Uykum böldü ihtiyarlık Olmuyor sohbetle işim Sırtını çevirdi eşim Ne babam var ne kardeşim Dostum oldu ihtiyarlık Huzurevi beni bekler Kayboldu gitti emekler Korkmuyor benden bebekler Gören güldü ihtiyarlık Yaş ilerler ömür biter Kara toprak üstün örter Konuşma sus derler yeter Kapım çaldı ihtiyarlık Sevgilerimle.   Gülzâre Gülizar ALTAY
Ekleme Tarihi: 15 Ağustos 2026 -Cumartesi

Dananın yediğini ye.

 

Dananın yediğini ye.
 
“Kırkına kadar dana ye, kırkından sonra dananın yediğini ye."
 
Çevremdekilerin hayretle sorduğu o diri ve coşkulu hallerimin sırrı, aslında kalbim ve bedenimin bu kadim hakikati idrak etmesinde saklıdır. Bu söz, sadece sofranın değil, ömrün nizamına tutulmuş bir aynadır.
 
Gençlik, üzerindeki sabrı ve tahammülü bol bir hazine gibidir. Beden o çağda hor kullanmaya razıdır, hataları sineye çeker, yükleri ses çıkarmadan taşır, ihlalleri sessizce yutkunur. Ne var ki zaman çarkı dönüp kırk eşiğine varıldığında, ten dilsizliğini bozar; fısıltıyla başlayan ikazlar, dinlenmedikçe bir feryada, o da duyulmazsa durdurucu bir sükûnete inkılap eder.
 
Şurası aşikardır ki sağlık, insan ömrünün en nazlı ve en büyük denge sınavıdır. Her zerrenin, her nefesin bir ölçüsü olduğu gibi; lokmanın da, uykunun da, hatta çekilen yorgunluğun bile bir miyarı vardır. Bugün hevesle işlediğimiz ve "bir şey olmaz" diye geçiştirdiğimiz her hoyratlık, yarın yüreğimizde derin bir *"keşke"*ye inkılap eder. Çünkü şu ten mabedi, ihmali asla affetmez; yalnızca hesabı erteler.
 
Bizler ne nefsani tıp âlimleriyiz ne de reçete yazan hekimler... Lakin şu hakikatin şahidiyiz:
Bu ten gömleğiyle nefes alıyor, Bu kalple sevda çekiyor, Bu naçiz mideyle hayata tutunuyoruz. İşte tam da bu yüzden insan, ömrünün belli bir deminde kendi gönlünün ve teninin tabibi olmak mecburiyetindedir. Neyi ne niyetle yediğini bilmek, bedenin ormanından gelen en küçük yaprak hışırtısını bile ciddiye almak bir basiret meselesidir.
 
Hakiki manada rızkı gözetmek bir moda değil, ruhun ten üzerindeki emanetine sadakatidir. Nefsi aç bırakmak bir marifet olmadığı gibi, onu hevesin kurbanı edip doldurmak da erdem değildir. Asıl kudret; ölçüyü bilmek, sofra başından hırsla değil, şükürle ve hafif bir tebessümle kalkabilmektir. Zira sıhhat ve afiyet, fazlalıkta değil, tam kararında gizlidir.
 
Kırkından sonra insana inen o mukaddes basiret şöyle fısıldar:
Mühim olan ne kadar tükettiğin değil, tenine ve ruhuna ne kattığındır. Mühim olan nefes aldığın yılların adedi değil, o yılları hangi vakarla ve nasıl yaşadığındır.
Dünyanın bütün malı, makamı ve telaşı bir araya gelse, sıhhatin ve huzurun bir tek zerre gidenini geri getiremez. Çünkü beden yorulup derman çekildiğinde, hayat da sessizce ayak uydurur, yavaşlar.
 
Velhasıl kelâm; bu ten bize Hakk'ın emanetidir. Ona hoyrat ve nazersiz davranırsak, gün gelir o da bize yabancılaşır, araya kalın mesafeler koyar.
 
Dengeyi bugün, bu an kurabilirsek; yarına daha metin, daha zinde ve daha umut dolu uyanırız. Sırrınızı soranlara cevaben buyurun, bu kadim hikmeti bir de bu dilden fısıldayın:
Ömür dediğin, emanete riayetle güzeldir.
 
İHTİYARLIK
Doyamadan şu hayata
Nerden geldi ihtiyarlık
Çıkamam ikinci kata
Bela saldı ihtiyarlık
Atıldım kaldım köşeye
Nazım yok Fatma Ayşe’ye
Hasretim huzur neşeye
Sinem deldi ihtiyarlık
Hele bak bendeki işe
Aklımda türlü endişe
Artık et de gelmiyor dişe
Uykum böldü ihtiyarlık
Olmuyor sohbetle işim
Sırtını çevirdi eşim
Ne babam var ne kardeşim
Dostum oldu ihtiyarlık
Huzurevi beni bekler
Kayboldu gitti emekler
Korkmuyor benden bebekler
Gören güldü ihtiyarlık
Yaş ilerler ömür biter
Kara toprak üstün örter
Konuşma sus derler yeter
Kapım çaldı ihtiyarlık
Sevgilerimle.
 
Gülzâre
Gülizar ALTAY
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.