Gülizar ALTAY
Köşe Yazarı
Gülizar ALTAY
 

Geçtiğimiz günlerde Alanya Kültür Merkezi’nde bir söyleşiye katıldım.

Geçtiğimiz günlerde Alanya Kültür Merkezi’nde bir söyleşiye katıldım. Yanımda oturan bir kişi, konuşmacı hocaya konuya dair bir soru yöneltti. Hoca soruya kendi penceresinden cevap verdi. Fakat verilen cevap, soruyu soran kişiyi tatmin etmemiş olacak ki mikrofonu bıraktıktan sonra yüksek sesle mırıldanmaya başladı. O an düşündüm… İnsan bir cevabı beğenmeyebilir. Bir fikre katılmayabilir. Hatta verilen cevabın eksik olduğunu da düşünebilir. Ama mesele, ne düşündüğümüzden önce nasıl davrandığımızdır. Çünkü insanın terbiyesi, çoğu zaman haklı olduğu yerde belli olur. Haksızken susmak kolaydır azizim. Asıl imtihan, kendimizi haklı gördüğümüz anda başlar. Bir söz hoşumuza gitmediğinde dilimizi tutabiliyor muyuz? Bir cevap bizi tatmin etmediğinde edebimizi koruyabiliyor muyuz? Bir mecliste fikrimiz kabul görmediğinde nefsimizi susturabiliyor muyuz? İşte insanın asıl hâli, tam da böyle küçük anlarda ortaya çıkar. Bizler inançlı insanlarız azizim. Öyleyse inancımız gereği yaşamayı bu hayatın bir parçası hâline getirmemiz gerekir. Bu bize ağır gelmemeli. Çünkü iman yalnızca dilde söylenen söz değildir; davranışa dönüşen bir hâl, hayata yön veren bir istikamettir. Haramdan uzak durmak zor gelmemeli. Helal lokmayı seçmek zor gelmemeli. Doğruyu söylemek zor gelmemeli. Öfkelendiğimizde dilimize sahip çıkmak zor gelmemeli. Ve en önemlisi, bizi Rabbimizden uzaklaştıran meclisleri fark etmek zor gelmemeli. Çünkü meclisini seç azizim. İnsan yalnızca bulunduğu ortamı değil, zamanla o ortamın hâlini de taşımaya başlar. Kimi meclis vardır; insan oradan kalktığında kalbi hafiflemiştir. Kimi meclis vardır; gönlüne bir iyilik düşer, Rabbini hatırlarsın. Kimi meclis de vardır; nefsin konuşur, dilin taşar, haram küçülür, yanlışlar sıradanlaşır. Şimdi insan kendisine sormalı: Ben bu mecliste iyilikle mi kalacağım, yoksa nefsimin haramlarına mı yaklaşacağım? Çünkü hem haram lokmayı yiyeceksin hem besmele çekeceksin… Olmaz azizim. Besmele yalnızca dilin söylediği bir kelime değil, hayatın istikametidir. İnandığımız gibi yaşamak bize zor gelmemeli. Zor geliyorsa belki de nefsimizi fazla özgür bırakmışızdır. İnsan kendisini bir anda kaybetmez. Önce küçük şeyleri normalleştirir. Sonra dün rahatsız olduğu sözlere alışır. Dün ayıp bildiği davranışı bugün hoşgörüyle karşılar. Bir süre sonra vicdanın sesi kısılır. İşte insan böyle dönüşür. Bu hayat seni senden alır azizim. İnsan sıfatın yavaş yavaş nefsin sıfatına dönüşür. O yüzden zararının neresinden dönersen kârdır. Bir alışkanlıktan dönersin. Bir sofradan kalkarsın. Bir dostluktan uzaklaşırsın. Bazen de sadece dilini tutarsın. Ama bunların her biri insanın kendisine dönüşünün küçük adımlarıdır. Kimseyi küçümsemek değildir mesele. “Ben onlardan üstünüm.” demek hiç değildir. Mesele şudur: Ben kimin yanında nasıl bir insana dönüşüyorum? Çünkü gönül her yolcunun konaklayacağı bir han değildir. Ve en büyük iyilik, herkese yaklaşmak değil; doğru yerde durmayı bilmektir. Uzaklaşmak vefasızlık değildir azizim. Uzaklaşmak , imanını muhafaza etmektir. Susmak zayıflık değildir. Susmak, nefsine söz geçirmektir. Ve bazen bir meclisten sessizce ayrılmak, insanın kendisine ve Rabbine yeniden yaklaşmasıdır. Öyleyse bugün kendimize soralım: Ben hangi meclisteyim? O meclis beni kime benzetiyor? Kalbimi mi büyütüyor, nefsimi mi? Cevap neyse, güzergâhımızı da ona göre belirleyelim azizim. İnsanın en büyük kaybı birini kaybetmek değil; kendisini kaybetmektir. Sevgilerimle… Gülzâre Gülizar ALTAY  
Ekleme Tarihi: 02 Ekim 2026 -Cuma

Geçtiğimiz günlerde Alanya Kültür Merkezi’nde bir söyleşiye katıldım.

Geçtiğimiz günlerde Alanya Kültür Merkezi’nde bir söyleşiye katıldım.
Yanımda oturan bir kişi, konuşmacı hocaya konuya dair bir soru yöneltti.
Hoca soruya kendi penceresinden cevap verdi.
Fakat verilen cevap, soruyu soran kişiyi tatmin etmemiş olacak ki mikrofonu bıraktıktan sonra yüksek sesle mırıldanmaya başladı.
O an düşündüm…
İnsan bir cevabı beğenmeyebilir. Bir fikre katılmayabilir.
Hatta verilen cevabın eksik olduğunu da düşünebilir.
Ama mesele, ne düşündüğümüzden önce nasıl davrandığımızdır.
Çünkü insanın terbiyesi, çoğu zaman haklı olduğu yerde belli olur.
Haksızken susmak kolaydır azizim.
Asıl imtihan, kendimizi haklı gördüğümüz anda başlar.
Bir söz hoşumuza gitmediğinde dilimizi tutabiliyor muyuz?
Bir cevap bizi tatmin etmediğinde edebimizi koruyabiliyor muyuz?
Bir mecliste fikrimiz kabul görmediğinde nefsimizi susturabiliyor muyuz?
İşte insanın asıl hâli, tam da böyle küçük anlarda ortaya çıkar.
Bizler inançlı insanlarız azizim.
Öyleyse inancımız gereği yaşamayı bu hayatın bir parçası hâline getirmemiz gerekir.
Bu bize ağır gelmemeli.
Çünkü iman yalnızca dilde söylenen söz değildir; davranışa dönüşen bir hâl, hayata yön veren bir istikamettir.
Haramdan uzak durmak zor gelmemeli.
Helal lokmayı seçmek zor gelmemeli.
Doğruyu söylemek zor gelmemeli.
Öfkelendiğimizde dilimize sahip çıkmak zor gelmemeli.
Ve en önemlisi, bizi Rabbimizden uzaklaştıran meclisleri fark etmek zor gelmemeli.
Çünkü meclisini seç azizim.
İnsan yalnızca bulunduğu ortamı değil, zamanla o ortamın hâlini de taşımaya başlar.
Kimi meclis vardır; insan oradan kalktığında kalbi hafiflemiştir.
Kimi meclis vardır; gönlüne bir iyilik düşer, Rabbini hatırlarsın.
Kimi meclis de vardır; nefsin konuşur, dilin taşar, haram küçülür, yanlışlar sıradanlaşır.
Şimdi insan kendisine sormalı:
Ben bu mecliste iyilikle mi kalacağım, yoksa nefsimin haramlarına mı yaklaşacağım?
Çünkü hem haram lokmayı yiyeceksin hem besmele çekeceksin…
Olmaz azizim.
Besmele yalnızca dilin söylediği bir kelime değil, hayatın istikametidir.
İnandığımız gibi yaşamak bize zor gelmemeli. Zor geliyorsa belki de nefsimizi fazla özgür bırakmışızdır.
İnsan kendisini bir anda kaybetmez.
Önce küçük şeyleri normalleştirir. Sonra dün rahatsız olduğu sözlere alışır.
Dün ayıp bildiği davranışı bugün hoşgörüyle karşılar.
Bir süre sonra vicdanın sesi kısılır. İşte insan böyle dönüşür.
Bu hayat seni senden alır azizim.
İnsan sıfatın yavaş yavaş nefsin sıfatına dönüşür.
O yüzden zararının neresinden dönersen kârdır. Bir alışkanlıktan dönersin. Bir sofradan kalkarsın. Bir dostluktan uzaklaşırsın. Bazen de sadece dilini tutarsın. Ama bunların her biri insanın kendisine dönüşünün küçük adımlarıdır. Kimseyi küçümsemek değildir mesele.
“Ben onlardan üstünüm.” demek hiç değildir.
Mesele şudur:
Ben kimin yanında nasıl bir insana dönüşüyorum? Çünkü gönül her yolcunun konaklayacağı bir han değildir.
Ve en büyük iyilik, herkese yaklaşmak değil; doğru yerde durmayı bilmektir.
Uzaklaşmak vefasızlık değildir azizim.
Uzaklaşmak , imanını muhafaza etmektir. Susmak zayıflık değildir. Susmak, nefsine söz geçirmektir. Ve bazen bir meclisten sessizce ayrılmak, insanın kendisine ve Rabbine yeniden yaklaşmasıdır.
Öyleyse bugün kendimize soralım:
Ben hangi meclisteyim? O meclis beni kime benzetiyor? Kalbimi mi büyütüyor, nefsimi mi?
Cevap neyse, güzergâhımızı da ona göre belirleyelim azizim.
İnsanın en büyük kaybı birini kaybetmek değil; kendisini kaybetmektir.
Sevgilerimle…


Gülzâre
Gülizar ALTAY
 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.