Maviye Vurulan İhanet
Denizlerimizi Nasıl Boğuyoruz?
Maviye her ihanet, masum bir çığlık gibi geri döner; çünkü deniz, affettiğini sandığımız her gün biraz daha ölür.
İnsan, ait olduğu coğrafyanın hem şairi hem de celladıdır. Sahip olduğu zenginliğin kadrini kıymetini ancak onu kaybettiğinde ya da sınırın öte yanında aynadaki suretiyle yüzleştiğinde anlıyor.
Komşu kıyılarda yenen bir lokma balığın damağımızda bıraktığı o saf lezzetle kendi sularımıza dönüp baktığımızda hissettiğimiz şey, sadece bir tat farkı değil; derin, kahredici bir utanma duygusu olmalı.
Ege’nin , Karadeniz’in ya da Akdeniz’in suları coğrafi sınırlarla bölünse de doğanın vicdanı tek bir bütündür.
Peki, aynı denizi paylaşan iki kıyıdan biri maviye gözü gibi bakar, dipteki mercanın nefesini kollarken; diğeri neden kendi elleriyle yarattığı bir lağım çukuruna çevirir sırtını dayadığı körfezi?
Cevap acı ama net: Çevre bilincinden yoksun, günü kurtarmaya endeksli bir hoyratlık içinde yüzüyoruz.
Yıllardır içimizde yaşattığımız o tehlikeli ve konforlu yanılgı hâlâ hüküm sürüyor: "Deniz her şeyi temizler."
Atıkları, çöpleri, poşetleri, şişeleri görünmeyen sulara fırlatıp vicdanımızı aklayabileceğimizi sanıyoruz.
Yetmiyor; kanalizasyonların, kimyasal atıkların, sanayi artıklarının ve hatta insanlığın en ilkel tortularının aktığı nehirleri, körfezleri sessizce izliyoruz. Sonra da o denizden çıkıp soframıza gelen balığa kaşık sallarken lezzet arıyoruz.
Hangi lezzet?
Kendi ellerimizle kirlettiğimiz, zehirlediğimiz bir ekosistemin bize sunduğu acı reçeteden başka ne kalıyor geriye?
Denizi kirletmek sadece suya çöp atmak değildir. Denizi kirletmek; geleceğe, çocuklara, tabiata ve en önemlisi insanlık onuruna karşı işlenmiş sessiz bir cinayettir.
Bir ülkenin medeniyet seviyesi, sadece caddelerinin temizliğiyle değil, görünmeyen derinliklerine, maviye ve yeşile gösterdiği saygıyla ölçülür.
Komşuda yediğimiz o balığın tadı, aslında doğaya duyulan saygının sofradaki karşılığıydı.
Biz ise denize attığımız her çöp, bıraktığımız her kir ile aslında kendi geleceğimizin altını oyluyoruz.
Mavi küsüyor bize.
Balıklar uzaklaşıyor, sular bulanıklaşıyor, kıyılarımız can çekişiyor. Ve biz hâlâ "İnsanlık öldü mü?" diye soruyoruz.
Evet, insanlık ölüyor; ama en çok da kendi pisliğinde boğulan bir duyarsızlığın ellerinde can veriyor. Uyanmak için daha kaç kıyının zehirlenmesi, denizin daha ne kadar "imdat" çığlığı atması gerekiyor?
ALIK ALIK
Deniz üstü köpürüyor
Pislik yuttu dipte balık
İnsan kendi öldürüyor
Vicdan kaldı alık alık
Sevgilerimle…

Gülzâre
Gülizar ALTAY
