Hüseyin İlker DUMAN
Köşe Yazarı
Hüseyin İlker DUMAN
 

Bir Köşeye Çekildik...

Bir röportajda birine şu soru soruluyordu: “Bir süper gücün olsa ne olmasını isterdin?” Cevabı hiç düşünmeden verdi: “Kötülüğü yok etmek isterdim.” İlk duyduğumda bu cevap bana da oldukça güzel geldi. Sonuçta kim kötülüğün olmadığı bir dünya istemez ki? Fakat  köşeme çekilip biraz düşününce aklıma başka bir soru geldi: Kötülük nedir? Kötülüğü yok etmek istemeden önce onu tanımlayabiliyor muyuz? Çocukluğumuzdan beri bazı cevaplar duyarız. Başka insanlara zarar vermek kötüdür. Haksızlık yapmak kötüdür. Can almak kötüdür. Bunlar ilk bakışta oldukça açık görünür. Ama iş örneklere geldiğinde işler karışmaya başlar. Bir uğur böceğini öldüren birini çoğumuz acımasız bulabiliriz. Aynı kişi evindeki örümceği öldürdüğünde ise bunu sıradan bir davranış olarak karşılayabiliriz. Bir ineğin kesilmesini normal görebiliriz. Hatta bunu hayatın olağan bir parçası sayabiliriz. Fakat dünyanın başka bir yerinde köpeklerin gıda olarak tüketilmesini büyük bir ahlaki sorun olarak değerlendirebiliriz. Oysa davranış değişmez. Bir canlı öldürülmektedir. Değişen şey, bizim ona yüklediğimiz anlamdır. Bu örnekler kötülüğün olmadığı anlamına gelmez. Fakat kötülüğü tanımlamanın sandığımız kadar kolay olmadığını gösterir. Belki de bu yüzden filozoflar yüzyıllardır aynı soruların etrafında dolaşıyor. Sokrates'in söylediği rivayet edilen bir söz vardır: “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” Bu söz yalnızca insanın kendisini sorgulaması gerektiğini söylemez. Belki aynı zamanda doğru kabul ettiği şeyleri de sorgulaması gerektiğini hatırlatır. Çünkü ahlak kuralları, yasalar, gelenekler, değerler ve kötülük tanımlarımız insan tarafından oluşturulmuştur. Peki insan ne kadar güvenilir bir ölçüttür? Tarih boyunca insanlar köleliği normal kabul etti. İnsanlar savaşları kutsal ilan etti. İnsanlar işkenceyi adalet olarak gördü. Bugün bize korkunç gelen birçok düşünce, geçmişte sıradan hatta erdemli kabul ediliyordu. Belki de bu yüzden insanın oluşturduğu her fikir, her sistem ve her yargı sorgulanmaya açıktır. Çünkü onları oluşturan insanın kendisi de sorgulanmaya açıktır. Descartes şüpheyi düşüncenin merkezine yerleştirirken, Nietzsche insanların mutlak doğru kabul ettiği değerlerin kökenini araştırıyordu. İkisini ortak bir noktada buluşturan şey, kesin olduğuna inanılan şeylere karşı duydukları şüpheydi. Belki bizim de zaman zaman aynı şüpheyi taşımamız gerekir. Çünkü kötülüğü ortadan kaldırmak kulağa harika bir süper güç gibi geliyor. Ama bir an durup düşünelim. Bu gücü kullanacak kişi, neyin kötü olduğuna nasıl karar verecek? Hangi davranış silinecek? Hangi düşünce yok edilecek? Hangi insanın doğru söylediğine hükmedilecek? Belki de asıl sorun kötülüğün varlığı değildir. Belki asıl sorun, neyin kötülük olduğuna karar verecek kadar kendimizden emin olmamızdır. İşte bu yüzden bana göre kötülüğü yok etme gücü, sahip olunabilecek en tehlikeli süper güç olabilir. Çünkü o güç, önce bir yargı vermeyi gerektirir. Tarih bize insanların yargılarında her zaman haklı olmadığını göstermiştir. Okurlarım, siz ne kadar kötüsünüz? Sizin bir süper gücünüz olsa bunun ne olmasını isterdiniz?
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı

Bir Köşeye Çekildik...

Bir röportajda birine şu soru soruluyordu:

“Bir süper gücün olsa ne olmasını isterdin?”

Cevabı hiç düşünmeden verdi:

“Kötülüğü yok etmek isterdim.”

İlk duyduğumda bu cevap bana da oldukça güzel geldi. Sonuçta kim kötülüğün olmadığı bir dünya istemez ki?

Fakat  köşeme çekilip biraz düşününce aklıma başka bir soru geldi:

Kötülük nedir?

Kötülüğü yok etmek istemeden önce onu tanımlayabiliyor muyuz?

Çocukluğumuzdan beri bazı cevaplar duyarız. Başka insanlara zarar vermek kötüdür. Haksızlık yapmak kötüdür. Can almak kötüdür.

Bunlar ilk bakışta oldukça açık görünür.

Ama iş örneklere geldiğinde işler karışmaya başlar.

Bir uğur böceğini öldüren birini çoğumuz acımasız bulabiliriz. Aynı kişi evindeki örümceği öldürdüğünde ise bunu sıradan bir davranış olarak karşılayabiliriz.

Bir ineğin kesilmesini normal görebiliriz. Hatta bunu hayatın olağan bir parçası sayabiliriz. Fakat dünyanın başka bir yerinde köpeklerin gıda olarak tüketilmesini büyük bir ahlaki sorun olarak değerlendirebiliriz.

Oysa davranış değişmez.

Bir canlı öldürülmektedir.

Değişen şey, bizim ona yüklediğimiz anlamdır.

Bu örnekler kötülüğün olmadığı anlamına gelmez. Fakat kötülüğü tanımlamanın sandığımız kadar kolay olmadığını gösterir.

Belki de bu yüzden filozoflar yüzyıllardır aynı soruların etrafında dolaşıyor.

Sokrates'in söylediği rivayet edilen bir söz vardır:

“Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.”

Bu söz yalnızca insanın kendisini sorgulaması gerektiğini söylemez. Belki aynı zamanda doğru kabul ettiği şeyleri de sorgulaması gerektiğini hatırlatır.

Çünkü ahlak kuralları, yasalar, gelenekler, değerler ve kötülük tanımlarımız insan tarafından oluşturulmuştur.

Peki insan ne kadar güvenilir bir ölçüttür?

Tarih boyunca insanlar köleliği normal kabul etti.

İnsanlar savaşları kutsal ilan etti.

İnsanlar işkenceyi adalet olarak gördü.

Bugün bize korkunç gelen birçok düşünce, geçmişte sıradan hatta erdemli kabul ediliyordu.

Belki de bu yüzden insanın oluşturduğu her fikir, her sistem ve her yargı sorgulanmaya açıktır.

Çünkü onları oluşturan insanın kendisi de sorgulanmaya açıktır.

Descartes şüpheyi düşüncenin merkezine yerleştirirken, Nietzsche insanların mutlak doğru kabul ettiği değerlerin kökenini araştırıyordu. İkisini ortak bir noktada buluşturan şey, kesin olduğuna inanılan şeylere karşı duydukları şüpheydi.

Belki bizim de zaman zaman aynı şüpheyi taşımamız gerekir.

Çünkü kötülüğü ortadan kaldırmak kulağa harika bir süper güç gibi geliyor.

Ama bir an durup düşünelim.

Bu gücü kullanacak kişi, neyin kötü olduğuna nasıl karar verecek?

Hangi davranış silinecek?

Hangi düşünce yok edilecek?

Hangi insanın doğru söylediğine hükmedilecek?

Belki de asıl sorun kötülüğün varlığı değildir.

Belki asıl sorun, neyin kötülük olduğuna karar verecek kadar kendimizden emin olmamızdır.

İşte bu yüzden bana göre kötülüğü yok etme gücü, sahip olunabilecek en tehlikeli süper güç olabilir.

Çünkü o güç, önce bir yargı vermeyi gerektirir.

Tarih bize insanların yargılarında her zaman haklı olmadığını göstermiştir.

Okurlarım, siz ne kadar kötüsünüz?

Sizin bir süper gücünüz olsa bunun ne olmasını isterdiniz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.