Hüseyin İlker DUMAN
Köşe Yazarı
Hüseyin İlker DUMAN
 

Erişilebilirlik Bir Lütuf Değil, Yasal Zorunluluktur

Doksanlı yılların sonundan beri Konyaaltı’nda yaşıyorum. 2000’lerin ortalarından bu yana da elektrikli tekerlekli sandalyemle sahile inmeyi, mahallede dolaşmayı, çeşitli yerlere gidip çevreyi tanımayı ve zamanla bazı mekânları “benim yerlerim” haline getirmeyi öğrendim. Konyaaltı Kent meydanı benim için neredeyse bir özgürlük alanına dönüştü; kendi başıma var olabildiğim, beklemeden, rica etmeden, birilerinin yardımına ihtiyaç duymadan hareket edebildiğim nadir kamusal alanlardan biri oldu. Ama bu durum konyaaltı geneli için geçerli değil. Önünden geçtiğim yerlerin önemli bir kısmı elektrikli tekerlekli sandalye için ya hiç uygun değil ya da “idare eder” sınırında. Kimi yerde rampanın eğimi ölümcül, kimi yerde kapıdan girmek mümkün değil. Tıpkı benim yakınlarımda açılan Bolonsopia optik gibi. Mekanın girişine kadar çıkan bir rampa var fakat sonrasında kapının önünde bir eşik var ve o eşik maalesef ki tekerlekli sandalyenin rahatlıkla çıkabileceği bir durumda değil. Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir gezide yaz sezonuna hazırlanan mekânlarda tadilatlar yapıldığını gördüm. Yeni tabelalar, yeni dekorlar, yeni oturma düzenleri… Ama dikkatimi çeken şey şuydu: Tadilat yapılan yerlerin çoğu zaten engelli erişimi olmayan mekânlardı ve yapılan yenilemelerde erişilebilirlik yine yoktu. Yani mesele unutulmak değil; açıkça umursanmamak. Mesela bu mekanlardan birisi “See Life” otelin sahile bakan kısmına yenileme yapılarak açılmak üzere olan mekan. Bu yüzden bu mekânları ifşa etmeye karar verdim. Daha önce yerel yönetimlere defalarca bu konuda başvurdum. Aldığım cevap çoğunlukla şuydu: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) şikâyet edebilirsiniz.” Bu cevap bende şu soruyu doğurdu: Eğer her mesele merkezi şikâyet mekanizmalarıyla çözülecekse, yerel yönetimler neden var? Bu soruyu geçmiş yazılarımda da sordum. Bu yazıda ise hem yaşadıklarımı hem de yasal olarak neler olması gerektiğini birlikte ortaya koymak istiyorum. Çünkü erişilebilirlik bir iyilik, jest, sosyal sorumluluk projesi ya da işletmecinin vicdanına bırakılmış bir detay değil. Erişilebilirlik Türkiye’de açıkça yasal bir zorunluluk. Erişilebilirlik Ne Diyor Yasa? Türkiye’de engellilerin kamusal alanlara ve hizmetlere erişimi, doğrudan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile güvence altına alınmıştır.[1] Bu kanun, engellilerin bağımsız ve güvenli biçimde kamusal hayata katılımını devletin temel yükümlülüklerinden biri olarak tanımlar ve “erişilebilirlik” kavramını sadece ulaşım değil, bina, açık alan, hizmet ve bilgiye erişim boyutlarıyla birlikte düzenler. Kanuna göre: “Kamuya açık yapıların, açık alanların ve toplu taşıma hizmetlerinin engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak kullanılabilir olması zorunludur.”[2]   Bu hüküm teorik bir hedef değil, bağlayıcı bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün nasıl uygulanacağı ise Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği ile ayrıntılandırılmıştır.[3]   Yani erişilebilirlik, “tavsiye edilen iyi uygulama” değil, hukuki yaptırımı olan bir zorunluluktur. Peki Bu Yükümlülük Belediyeleri ve İşletmeleri Nasıl Bağlar? Engelliler Hakkında Kanun yalnızca devlet binalarını değil, “umuma açık hizmet veren tüm yapıları” kapsar.[4]   Buna kafeler, restoranlar, mağazalar, oteller, eğlence mekânları, sağlık kuruluşları ve eğitim kurumları dahildir. Ayrıca İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik uyarınca belediyeler, bir işletmeye ruhsat verirken işyerinin ilgili mevzuata uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür.[5]   Bu “ilgili mevzuat”ın içine erişilebilirlik yükümlülüğü de girer; çünkü bir yapının hukuka uygunluğu artık erişilebilirlik olmadan tamamlanmış sayılmaz. Daha açık söylersek: Bir işletme engelli bireyler için erişilebilir değilse, hukuken eksik bir işletmedir. Bu erişilebilirlik yalnızca sembolik bir rampa koymakla da sağlanmış sayılmaz. Türkiye’de erişilebilirlik ölçütleri TS 9111 standardı gibi teknik düzenlemelerle tanımlanmıştır.[6]   Peki Pratikte Ne Oluyor? Bugün sahilde, caddede, meydanda onlarca işletme var: - Rampası olmayan, - Rampası vitrin dekoru gibi duran, - Kapısı sandalyenin geçemeyeceği kadar dar olan, - Tuvaleti “bizde yok” diye geçiştirilen. Bu mekânların çoğu ruhsatlı. Yani ya denetim yapılmıyor ya da yapılmış gibi yapılıyor. Ve sonuçta bedeni erişilebilir olmayan kentte, engelli bireylerden “sabrı”, “uyumu” ve “idare etmeyi” bekleyen görünmez bir sistem kuruluyor. Oysa hukuk açık: Bu durum bir eksiklik değil, ihlaldir. “Şikâyet Et” Demek Sorumluluk Değildir Yerel yönetime başvurduğumda aldığım “CİMER’e yazın” cevabı, aslında çok şey söylüyor. Bu cevap, sorumluluğun aşağıdan yukarıya doğru itildiğini gösteriyor. Oysa erişilebilirlik meselesi, bireysel şikâyetlerle çözülecek bir sorun değil; kamusal politika meselesidir. Bir kent, engelli bireyler için erişilebilir değilse, bu o kentte yaşayan binlerce insanın kamusal hayattan sistematik olarak dışlanması anlamına gelir. Bu sadece mimari değil; siyasal ve ahlaki bir meseledir. Ve daha önemlisi: Bu ülkede engelli bireylerin erişimi zaten kanunla tanınmış bir hak iken, “şikâyet edin” demek aslında şu anlama gelir: “Biz bu hakkı kendiliğimizden uygulamak zorunda hissetmiyoruz.” Neden İfşa Ediyorum? Çünkü bu mesele bireysel değil. Çünkü bu mesele “bana rampa yapmadılar” meselesi değil. Çünkü bu mesele, kamusal alanın kimlere ait olduğuna dair çok daha derin bir sorudur. Bir mekâna giremiyorsam, orası bana ait değildir. Bir sokakta hareket edemiyorsam, orası bana açık değildir. Bir kentte ancak belirli yerlerde özgür hissediyorsam, o kent benim kentim değildir. Bu yüzden erişilebilir olmayan mekânları yazıyorum. Çünkü görünmezlik en büyük sorundur. Çünkü “normal” kabul edilen dışlama biçimleri ancak teşhir edildiğinde politik hale gelir. Bu Yazıda Ne Yapıyorum? Bu yazıda: 1. Erişilebilirliğin hukuken zorunlu olduğunu ortaya koyuyorum. 2. Yerel yönetimlerin bu konuda açık sorumluluk taşıdığını hatırlatıyorum. 3. Erişilebilir olmayan mekânları kamusal olarak görünür kılıyorum. 4. Ve en önemlisi şunu söylüyorum: Engelli bireylerin kente erişimi bir talep değil, haktır. Bu hak, dilekçeyle değil; uygulamayla yaşatılır. Bu hak, şikâyetle değil; tasarımla korunur. Bu hak, iyi niyetle değil; denetimle güvence altına alınır. Son Söz Ben bu kenti seviyorum. Bu sahilde yaşamayı seviyorum. Bu meydanda dolaşmayı seviyorum. Ama sevgi, eşitsizliği kabullenmek zorunda değil. Erişilebilirlik, bir gün “engel grubuna özel” düşünülüp sonra unutulacak bir mimari detay değildir. Erişilebilirlik, kent denen şeyin kime ait olduğunu belirleyen temel bir ölçüttür. Bu yazı, o ölçütün artık görünür olması için yazıldı. Dipnotlar / Kaynaklar [1] 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, Resmî Gazete: 07.07.2005 / 25868. [2] 5378 sayılı Kanun, madde 1 ve madde 3. [3] Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği, Resmî Gazete: 20.07.2013 / 28713. [4] 5378 sayılı Kanun, geçici madde 2. [5] İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik, Resmî Gazete: 10.08.2005 / 25902. [6] TS 9111, Türk Standartları Enstitüsü.      
Ekleme Tarihi: 12 Şubat 2026 -Perşembe

Erişilebilirlik Bir Lütuf Değil, Yasal Zorunluluktur

Doksanlı yılların sonundan beri Konyaaltı’nda yaşıyorum. 2000’lerin ortalarından bu yana da elektrikli tekerlekli sandalyemle sahile inmeyi, mahallede dolaşmayı, çeşitli yerlere gidip çevreyi tanımayı ve zamanla bazı mekânları “benim yerlerim” haline getirmeyi öğrendim. Konyaaltı Kent meydanı benim için neredeyse bir özgürlük alanına dönüştü; kendi başıma var olabildiğim, beklemeden, rica etmeden, birilerinin yardımına ihtiyaç duymadan hareket edebildiğim nadir kamusal alanlardan biri oldu.
Ama bu durum konyaaltı geneli için geçerli değil. Önünden geçtiğim yerlerin önemli bir kısmı elektrikli tekerlekli sandalye için ya hiç uygun değil ya da “idare eder” sınırında. Kimi yerde rampanın eğimi ölümcül, kimi yerde kapıdan girmek mümkün değil. Tıpkı benim yakınlarımda açılan Bolonsopia optik gibi. Mekanın girişine kadar çıkan bir rampa var fakat sonrasında kapının önünde bir eşik var ve o eşik maalesef ki tekerlekli sandalyenin rahatlıkla çıkabileceği bir durumda değil.
Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir gezide yaz sezonuna hazırlanan mekânlarda tadilatlar yapıldığını gördüm. Yeni tabelalar, yeni dekorlar, yeni oturma düzenleri… Ama dikkatimi çeken şey şuydu: Tadilat yapılan yerlerin çoğu zaten engelli erişimi olmayan mekânlardı ve yapılan yenilemelerde erişilebilirlik yine yoktu. Yani mesele unutulmak değil; açıkça umursanmamak. Mesela bu mekanlardan birisi “See Life” otelin sahile bakan kısmına yenileme yapılarak açılmak üzere olan mekan.
Bu yüzden bu mekânları ifşa etmeye karar verdim.
Daha önce yerel yönetimlere defalarca bu konuda başvurdum. Aldığım cevap çoğunlukla şuydu:
“Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) şikâyet edebilirsiniz.”
Bu cevap bende şu soruyu doğurdu:
Eğer her mesele merkezi şikâyet mekanizmalarıyla çözülecekse, yerel yönetimler neden var?
Bu soruyu geçmiş yazılarımda da sordum. Bu yazıda ise hem yaşadıklarımı hem de yasal olarak neler olması gerektiğini birlikte ortaya koymak istiyorum. Çünkü erişilebilirlik bir iyilik, jest, sosyal sorumluluk projesi ya da işletmecinin vicdanına bırakılmış bir detay değil. Erişilebilirlik Türkiye’de açıkça yasal bir zorunluluk.
Erişilebilirlik Ne Diyor Yasa?
Türkiye’de engellilerin kamusal alanlara ve hizmetlere erişimi, doğrudan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile güvence altına alınmıştır.[1] Bu kanun, engellilerin bağımsız ve güvenli biçimde kamusal hayata katılımını devletin temel yükümlülüklerinden biri olarak tanımlar ve “erişilebilirlik” kavramını sadece ulaşım değil, bina, açık alan, hizmet ve bilgiye erişim boyutlarıyla birlikte düzenler.
Kanuna göre:
“Kamuya açık yapıların, açık alanların ve toplu taşıma hizmetlerinin engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak kullanılabilir olması zorunludur.”[2]
 
Bu hüküm teorik bir hedef değil, bağlayıcı bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün nasıl uygulanacağı ise Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği ile ayrıntılandırılmıştır.[3]
 
Yani erişilebilirlik, “tavsiye edilen iyi uygulama” değil, hukuki yaptırımı olan bir zorunluluktur.
Peki Bu Yükümlülük Belediyeleri ve İşletmeleri Nasıl Bağlar?
Engelliler Hakkında Kanun yalnızca devlet binalarını değil, “umuma açık hizmet veren tüm yapıları” kapsar.[4]
 
Buna kafeler, restoranlar, mağazalar, oteller, eğlence mekânları, sağlık kuruluşları ve eğitim kurumları dahildir.
Ayrıca İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik uyarınca belediyeler, bir işletmeye ruhsat verirken işyerinin ilgili mevzuata uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür.[5]
 
Bu “ilgili mevzuat”ın içine erişilebilirlik yükümlülüğü de girer; çünkü bir yapının hukuka uygunluğu artık erişilebilirlik olmadan tamamlanmış sayılmaz.
Daha açık söylersek:
Bir işletme engelli bireyler için erişilebilir değilse, hukuken eksik bir işletmedir.
Bu erişilebilirlik yalnızca sembolik bir rampa koymakla da sağlanmış sayılmaz. Türkiye’de erişilebilirlik ölçütleri TS 9111 standardı gibi teknik düzenlemelerle tanımlanmıştır.[6]
 
Peki Pratikte Ne Oluyor?
Bugün sahilde, caddede, meydanda onlarca işletme var:
- Rampası olmayan,
- Rampası vitrin dekoru gibi duran,
- Kapısı sandalyenin geçemeyeceği kadar dar olan,
- Tuvaleti “bizde yok” diye geçiştirilen.
Bu mekânların çoğu ruhsatlı. Yani ya denetim yapılmıyor ya da yapılmış gibi yapılıyor. Ve sonuçta bedeni erişilebilir olmayan kentte, engelli bireylerden “sabrı”, “uyumu” ve “idare etmeyi” bekleyen görünmez bir sistem kuruluyor.
Oysa hukuk açık:
Bu durum bir eksiklik değil, ihlaldir.
“Şikâyet Et” Demek Sorumluluk Değildir
Yerel yönetime başvurduğumda aldığım “CİMER’e yazın” cevabı, aslında çok şey söylüyor. Bu cevap, sorumluluğun aşağıdan yukarıya doğru itildiğini gösteriyor. Oysa erişilebilirlik meselesi, bireysel şikâyetlerle çözülecek bir sorun değil; kamusal politika meselesidir.
Bir kent, engelli bireyler için erişilebilir değilse, bu o kentte yaşayan binlerce insanın kamusal hayattan sistematik olarak dışlanması anlamına gelir. Bu sadece mimari değil; siyasal ve ahlaki bir meseledir.
Ve daha önemlisi:
Bu ülkede engelli bireylerin erişimi zaten kanunla tanınmış bir hak iken, “şikâyet edin” demek aslında şu anlama gelir:
“Biz bu hakkı kendiliğimizden uygulamak zorunda hissetmiyoruz.”
Neden İfşa Ediyorum?
Çünkü bu mesele bireysel değil.
Çünkü bu mesele “bana rampa yapmadılar” meselesi değil.
Çünkü bu mesele, kamusal alanın kimlere ait olduğuna dair çok daha derin bir sorudur.
Bir mekâna giremiyorsam, orası bana ait değildir.
Bir sokakta hareket edemiyorsam, orası bana açık değildir.
Bir kentte ancak belirli yerlerde özgür hissediyorsam, o kent benim kentim değildir.
Bu yüzden erişilebilir olmayan mekânları yazıyorum. Çünkü görünmezlik en büyük sorundur. Çünkü “normal” kabul edilen dışlama biçimleri ancak teşhir edildiğinde politik hale gelir.
Bu Yazıda Ne Yapıyorum?
Bu yazıda:
1. Erişilebilirliğin hukuken zorunlu olduğunu ortaya koyuyorum.
2. Yerel yönetimlerin bu konuda açık sorumluluk taşıdığını hatırlatıyorum.
3. Erişilebilir olmayan mekânları kamusal olarak görünür kılıyorum.
4. Ve en önemlisi şunu söylüyorum:
Engelli bireylerin kente erişimi bir talep değil, haktır.
Bu hak, dilekçeyle değil; uygulamayla yaşatılır.
Bu hak, şikâyetle değil; tasarımla korunur.
Bu hak, iyi niyetle değil; denetimle güvence altına alınır.
Son Söz
Ben bu kenti seviyorum.
Bu sahilde yaşamayı seviyorum.
Bu meydanda dolaşmayı seviyorum.
Ama sevgi, eşitsizliği kabullenmek zorunda değil.
Erişilebilirlik, bir gün “engel grubuna özel” düşünülüp sonra unutulacak bir mimari detay değildir. Erişilebilirlik, kent denen şeyin kime ait olduğunu belirleyen temel bir ölçüttür.
Bu yazı, o ölçütün artık görünür olması için yazıldı.
Dipnotlar / Kaynaklar
[1] 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, Resmî Gazete: 07.07.2005 / 25868.
[2] 5378 sayılı Kanun, madde 1 ve madde 3.
[3] Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği, Resmî Gazete: 20.07.2013 / 28713.
[4] 5378 sayılı Kanun, geçici madde 2.
[5] İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik, Resmî Gazete: 10.08.2005 / 25902.
[6] TS 9111, Türk Standartları Enstitüsü.
 
 
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Gül
(12.02.2026 17:42 - #194)
İlker, çok güzel bir konuya değinmişsin! Bu konu belediyeler tarafından çok ciddiye alınmıyor, inşallah senin yazın onları uyarır! Ayrıca, “Erişilebilirlik Türkiye’de açıkça yasal bir zorunluluk” demişsin. Erişilebilirlik, bütün medeni ülkelerde yasal bir zorunluluktur. Türkiye’nin ne de, ne kadar medeni olduğunun bir ölçütüdür. Seni tebrik ederim!
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kalpgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.